Atak Logo

Atak Menü

Kürt ve Türk Sünni Yoksullarının Sömürgeci Yapılara Karşı Mücadelesi (Haydar Avşar)

13 Aralık 2025, 22:52 | Yazar: Haydar Avşar | Kategori: Ülke
Kürt ve Türk Sünni Yoksullarının Sömürgeci Yapılara Karşı Mücadelesi (Haydar Avşar)

 

Modern Türkiye kapitalizminin tarihsel oluşumu, yalnızca ekonomik eşitsizlikler üzerinden değil, aynı zamanda kimliksel, kültürel ve bölgesel hiyerarşiler aracılığıyla örgütlenmiş bir sömürgeci mantık üzerine kuruludur. Bu mantık, Kürt ve Türk Sünni yoksullarını farklı biçimlerde konumlandırsa da onları aynı yapısal süreçlerin mağduru hâline getirir. Yoksulların yaşadığı sefalet, işsizlik, güvencesizlik, siyasal temsilsizlik ve kültürel kırılma, birbirinden bağımsız olgular değil; aksine kapitalist devlet inşası, emperyal müdahaleler ve yerel elit yapılanmalarının ortak etkileridir. Bu nedenle Kürt ve Türk Sünni yoksulların kurtuluş stratejisi, zorunlu olarak anti-kapitalist, anti-emperyalist, anti-sömürgeci ve enternasyonalist bir yönelime dayanmalıdır. Her farklılıklarına rağmen bu topluluklar aynı yapısal mekanizma tarafından biçimlendirilmekte, aynı tahakküm ilişkilerinin farklı yüzleriyle karşı karşıya bırakılmaktadır. 

 

Tarihsel Hafıza ve Kimliksel Manipülasyonların Çözülmesi 

 

Devlet-merkezli siyasal düzenekler, yoksulların kendi tarihsel deneyimlerinden kopmasını sağlayan ideolojik tasarımlar üretmiştir. Kürt yoksullar, Cumhuriyet döneminden itibaren bölgesel militarizm, güvenlik politikaları ve etnik asimilasyon süreçleriyle baskılanırken, Türk Sünni yoksullar ise dini-milliyetçi mobilizasyonlar üzerinden merkezin ideolojik ve ekonomik ihtiyaçlarına eklemlenmiştir. Bu iki süreç birbirinden ayrı değil, aynı hegemonik düzenin farklı işleyiş biçimleridir. 

 

Dolayısıyla mücadele, yoksulları bu manipülasyonlardan arındırmayı hedefleyen bir tarihsel bilinç inşasını gerektirir. Bu bilinç, etnik ve dini farklılıkların bir çatışma nedeni değil; merkezi tahakkümün kurguladığı bir araç olduğunu görünür kılar. Böylece yoksulların birbirini düşman olarak algılaması yerine, aynı sömürgeci düzene tabi olduklarını fark etmeleri mümkün olur. 

 

Sınıf Temelli Örgütlenmenin Zorunluluğu 

 

Kimliklerin politikleştirilmesi, sınıfsal sömürüyü perdeleyen bir işlev görmüştür. Kürt ve Türk Sünni yoksullar, farklı siyasal diller içinde konuşsalar da aynı emek rejiminin, aynı güvencesizliğin, aynı yoksunlaştırıcı politikaların hedefidir. Bu nedenle örgütlenme, ancak sınıf ekseninde kurulduğunda her iki topluluğun gerçek ihtiyaçlarını karşılayabilir. 

 

Sınıf temelli örgütlenme, kimlikleri yok saymayı değil, kimliklerin sömürgeci üretim tarzı tarafından nasıl kullanıldığını anlamayı gerektirir. Kürt yoksulunun yaşadığı etnik dışlanmayı yokmuş gibi davranmak, Türk Sünni yoksulun yaşadığı dinsel-siyasal manipülasyonu görmezden gelmek kadar hatalıdır. Bu nedenle sınıf mücadelesi, farklı ezilme biçimlerinin özgüllüğünü tanıyan ama onları merkezdeki sömürgeci mekanizmanın parçaları olarak birleştiren bir hat oluşturmalıdır. 

 

Ara-Sömürgeci Elit Yapıların Aşılması 

 

Hem Kürt hem de Türk Sünni topluluklar, devletle simbiyotik ilişki kuran ara-sömürgeci elitler tarafından denetim altında tutulmuştur. Aşiretler, tarikatlar, yerel müteahhitlik ağları, bürokratik kadrolar ve sermaye aracılığıyla şekillenen bu elit yapılar, yoksulların siyasal özneliğini sistematik olarak bastırır. Bu yapılara karşı mücadele, yoksulların kendi söz ve karar mekanizmalarını kurmasıyla mümkündür. Bu, yalnızca siyasal temsilin yeniden düzenlenmesini değil, topluluk içi güç ilişkilerinin de dönüşümünü gerektirir. 

 

Elitlerin aracılık rolünün kırılması, devletin yerel topluluklar üzerindeki hegemonik denetimini de zayıflatır ve yoksulların siyasal iradesinin özgürleşmesini sağlar. 

 

Anti-Emperyalist Perspektifin Kurucu Rolü 

 

Türkiye’deki sömürgeci düzen, yalnızca iç dinamiklerle değil, küresel kapitalist sistemle eşgüdümlü olarak işler. Bölgesel savaş politikaları, enerji hatları, silah pazarları, güvenlik işbirlikleri ve uluslararası finans mekanizmaları, hem ekonomik bağımlılığı hem de kimliksel gerilimleri yeniden üretir. Bu nedenle yoksulların mücadelesi, yalnızca ulusal düzeydeki baskılara değil, uluslararası güçlerin bölge üzerindeki tahakkümüne karşı da konumlanmalıdır. 

 

Anti-emperyalist bir perspektif, yoksulları dünyadaki diğer emekçi halklarla ortak bir mücadele zemininin parçası hâline getirir. Bu enternasyonalist yaklaşım, kimlikler arası gerilimi değil, sınıfsal dayanışmayı merkezine alır. Böylece mücadele, dar bir ulusal çerçeveye sıkışmadan, küresel kapitalizmin çeşitli biçimlerdeki sömürgeci mekanizmalarına karşı bütünlüklü bir direnç hattı oluşturur. 

 

Sonuç: Özgürleşmenin Enternasyonalist Ufku 

 

Kürt ve Türk Sünni yoksullarının kurtuluşu, birbirine karşı konumlandırıldıkları tarihsel-kültürel çatışmaların değil, ortak sınıfsal sömürünün tanınmasıyla mümkündür. Bu tanıma, sadece dayanışmayı değil, aynı zamanda yeni bir toplumsal tahayyülün kurulmasını da gerektirir. Bu tahayyül; kapitalizmin yıkıcı hiyerarşilerini reddeden, emperyal güçlerin bölgesel tahakkümünü boşa çıkaran, kimliksel farklılıkları çatışma değil çoğulluk olarak gören, eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaşam ufkudur. 

 

Bu ufuk, ancak anti-kapitalist, anti-emperyalist ve enternasyonalist bir mücadeleyle somutlaşabilir. Kürt ve Türk Sünni yoksullarının birbirlerine değil, aynı sömürü düzenine karşı konumlanması; yeni bir toplumsal sözleşmenin, yeni bir dünya görüşünün ve gerçek bir halk öznesinin doğuşunun temel koşuludur. 

 

_______________________________________________________________________________

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!