Atak Logo

Atak Menü

Katledilişinin 19. Yılında Hrant Dink’in Anısına (Fatma Pesent)

Katledilişinin 19. Yılında Hrant Dink’in Anısına …
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
17 Ocak 2026, 23:07 | Yazar: Fatma Pesent | Kategori: Ülke
Katledilişinin 19. Yılında Hrant Dink’in Anısına (Fatma Pesent)

 

19 Ocak 2007’de, Agos Gazetesi binasının önünde, planlı bir organizasyonla, gündüzün aydınlığında, göstere göstere başından üç kurşunla katledildi. Kurbanını öldürmek için puslu bir gecenin karanlığına, kuytu köşelere gizlenmeye ihtiyaç duymadı katiller. Hrant Dink’i katletmek, onların gözünde “vatanseverliğin” gereğiydi. Tetikçi, “Bir Ermeni öldürdüm” diye olay yerinden sevinç çığlıklarıyla koşarak uzaklaştı. Sonrasında karakolda askerler, tetikçiyle hatıra fotoğrafı çektirip onu “milli kahraman” gibi ağırladılar. Bu ülkede güvercinleri katletmek “kahramanlık”, Ermeni öldürmek ise bir gelenekti.

 

Hrant’ın öldürüldüğü günün akşamı, binlerce insan onun katledildiği Agos binası önünde akın akın toplanmaya başladı. Kendiliğinden bir araya gelen on binlerce insan, “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz!” sloganlarıyla bu cinayeti protesto etti. Cenaze töreni günü, Agos binasının önünde on binlere ulaşan büyük bir kitle, Hrant’ı sağlığında yeterince sahiplenememenin acısıyla toplandı. Tören sırasında Hrant’ın eşi Rakel Dink ve çocukları gökyüzüne beyaz güvercinler uçurdu. O güvercinlerden biri aşağı doğru süzülüp Hrant’ın tabutunun üzerine kondu ve bir süre hareketsiz durdu. Sanki “Ben de Hrant’ım, ben de güvercinim; beni de vurun!” demişti. O beyaz güvercin, Hrant’ın katledildiğini anlamıştı. Televizyon ekranlarından bu görüntüyü yüreklerimiz burkularak izledik. Belleklerde derin bir iz bırakan, yürek parçalayıcı bu sahne insanı insanlığından utandırmaya yetmişti. Güvercin duyarlılığında olamadık. Bu topraklarda güvercinler katlediliyordu.

 

 

Hrant ve onun şahsında Ermeni toplumu, egemen medya ve faşist basın tarafından aylarca hedef gösterildi. Uydurma gerekçelerle suçlu ilan edildi, suçsuzluğu tartışma konusu yapıldı. Yargılandığı davalarda mahkeme salonlarında sözlü sataşmalar hiç eksik olmadı. Mahkeme koridorlarında ve binaların önünde ırkçı, faşist grup ve çevrelerin sözlü linçlerine, hakaretlerine maruz kaldı. O anlarda Hrant Dink hep yalnızdı, tek başınaydı. Ona uygulanan haksızlıklar karşısında, bir avuç duyarlı insan dışında, hepimiz sessiz kaldık. Oysa zulüm bizim sessizliğimizdendi. “Zulüm bizdense ben bizden değilim” diyen ve Filistin’de bir İsrail buldozeriyle paramparça edilen İngiliz aktivist Rachel Corrie’nin duyarlılığından çok uzaktık. Zulüm bizdendi ama biz de “bizden”dik.

 

Hrant Dink, devletlerin suçlarının toplumlara mal edilemeyeceğini, halkların bu suçların yükünü taşımaması gerektiğini söylüyordu. Devletlerle halklar arasında kesin bir sınır çiziyor, egemen sınıflarla toplum arasındaki ayrıma ısrarla dikkat çekiyordu. Onun yüreğinde yalnızca insan sevgisi, bilincinde ise bütün halklarla dostluk ve kardeşlik vardı. Hrant Dink, soykırımın faili olan; bilinci çarpıtılmış, beyinleri betonlaştırılmış Türk ve Müslüman halkları dayatılan yanlış ezberlerden kurtarmaya çalışıyordu. Halkların birbirini anlamasını istiyordu. Tek suçu, güvercin kadar masum olmaktı.

 

“Yer altında define aramaya gerek yok. Asıl define yer üstündedir; asıl define insandır,” diyordu. Hrant Dink, Anadolu’nun yer üstündeki definesiydi. Bu define kadar değerli hazineyi koruyamadık. Etkileyici konuşmalarıyla demirin sertliğini bile yumuşatıyordu. Halklar arasında düşmanlık değil, barış ve dostluk kurulmasını istiyordu. Yaşarken olduğu gibi ölümüyle de, Türkiye halklarını bir günlüğüne de olsa birleştirdi. Hrant Dink, Türkiye toplumuna, aydınlarına ve emekçilerine enternasyonalist duruşu öğretiyordu. Bıraktığı mirasla Ermeni ve Hristiyan halklarla Türk ve Müslüman halklar arasında barış, kardeşlik ve dostluk kurulmasını amaçlıyordu. Egemen sınıflar açısından bu büyük bir “suç”tu. Ermeni toplumu ve aydınları görünmez olmalı; suskun, sessiz ve gizli yaşamalı; çığlıklarını, acılarını ve gözyaşlarını içlerine gömmeliydiler.

 

Hrant Dink, enternasyonalist duruşuyla Türkiye’nin aydınlarına örnek oluyordu. Anadolu’nun çoraklaştırılmış toprağında, enternasyonalist bir buz kıranıydı. Son yıllarında yürüttüğü ağır ve sancılı mücadelede, yaşamı ve canı pahasına halklar arasında dostluk ve kardeşlik köprüleri inşa etti. Anısı, Anadolu halklarının karanlığını aydınlatan bir ışık oldu.

 

On dokuz yıl önce Hrant Dink’i katleden zulüm bizdendi. “Zulüm bizdendi ama biz de bizdendik.” Zulüm bizdense bizden olmamayı öğrenemedik. Anadolu topraklarında olduğu gibi Filistin’de, Suriye’de kardeş halklara uygulanan zulüm ve saldırılar karşısında da çoğunlukla bizden olduk ve ne acıdır ki hâlâ bizden olmaya devam ediyoruz. Hrant Dink’in çok sevdiği Anadolu özdeyişinde olduğu gibi, bir gün mutlaka “Su çatlağını bulacak!”

 

***

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!