Atak Logo

Atak Menü

KAİSARİANİ VE DEVLET ŞİDDETİNİN SÜREKLİLİĞİ (Haydar Avşar)

22 Şubat 2026, 13:52 | Yazar: Haydar Avşar | Kategori: Dünya
KAİSARİANİ VE DEVLET ŞİDDETİNİN SÜREKLİLİĞİ (Haydar Avşar)

 

I. İşgal Rejimi ve Misilleme Mekanizması 

 

1. Nazi İşgali Altında Yunanistan’ın Siyasal Yapısı

 

Nisan 1941’de Almanya’nın Yunanistan’ı işgaliyle birlikte ülke, askeri denetim altında parçalı bir yönetim yapısına bölündü. İşgal yalnızca askeri kontrol değil, aynı zamanda siyasal tasfiye ve toplumsal sindirme süreciydi. Alman yönetimi, yerel işbirlikçi hükümetler aracılığıyla düzeni sürdürürken, direniş hareketlerini sistematik biçimde bastırmayı hedefledi. 

 

Bu dönemde en güçlü direniş örgütü, komünistlerin öncülüğündeki Ethniko Apeleftherotiko Metopo (EAM) idi. EAM yalnızca askeri bir yapı değil, geniş bir toplumsal tabana sahip ulusal kurtuluş cephesiydi. Bu durum, işgal yönetimi açısından komünistleri “askeri tehdit” olmanın ötesinde “siyasal alternatif” haline getiriyordu. 

 

2. Toplu Cezalandırma Doktrini 

 

Nazi işgal rejimi, direniş eylemlerine karşı “misilleme” (Vergeltungsmaßnahmen) adı verilen toplu cezalandırma yöntemini sistematik biçimde uyguladı. Mantık şuydu: 

 

• Bir Alman askeri ya da yetkilisi öldürülürse,

 

• Belirli sayıda sivil ya da tutuklu idam edilirdi.

 

Bu yöntem iki amaca hizmet ediyordu: 

 

1. Direnişi caydırmak 

 

2. Toplumu kolektif korku altında tutmak 

 

Dolayısıyla infazlar yalnızca cezalandırma değil, siyasal mesaj üretimiydi. 

 

img-20260221-wa00011060715906225286421

 

3. General Krech Olayı ve 200 Kişilik Liste 

 

27 Nisan 1944’te Alman General Franz Krech, partizanlar tarafından öldürüldü. Bunun üzerine Alman makamları, misilleme olarak 200 tutuklunun idam edilmesine karar verdi. 

 

Buradaki kritik soru şudur: 

 

Neden rastgele siviller değil, yıllardır hapiste bulunan komünistler seçildi? 

 

Cevap, işgal rejiminin siyasal önceliğinde yatmaktadır. Bu tutukluların büyük kısmı, 1936’dan itibaren Metaksas diktatörlüğü döneminde hapsedilmiş, örgütlü ve bilinçli kadrolardı. Yani: 

 

• Eylemle doğrudan bağlantıları yoktu. 

 

• Fakat siyasal olarak örgütlüydüler. 

 

• Gelecekteki iktidar mücadelesinin potansiyel aktörleriydiler. 

 

İnfaz böylece yalnızca bir misilleme değil, bilinçli bir kadro tasfiyesi anlamı taşıdı. 

 

4. Seçimin Sınıfsal Niteliği 

 

İdam edilenlerin çoğu işçi, sendikacı, parti kadrosu ya da direnişle bağlantılı isimlerdi. 

 

Bu seçicilik, işgal rejiminin rastlantısal değil, sınıfsal bir hedefleme yaptığını gösterir. İnfaz, direnişin silahlı kanadına değil; siyasal omurgasına yönelmiştir. 

 

Burada misilleme, askeri değil ideolojik bir operasyon haline gelir. 

 

Devlet şiddeti şu mesajı verir: 

 

Sadece silahlı eylem değil, örgütlü bilinç de cezalandırılacaktır. 

 

5. 1 Mayıs Tarihinin Sembolizmi 

 

İnfazın 1 Mayıs’ta gerçekleştirilmesi, ayrıca semboliktir. Uluslararası işçi sınıfı günü, komünist kimliğin tarihsel hafızasıyla doğrudan bağlantılıdır. 

 

Bu tarih seçimi, infazı yalnızca askeri bir misilleme olmaktan çıkarır; sınıfsal bir gözdağına dönüştürür. 

 

Ara Sonuç 

 

Kaisariani’de gerçekleşen infaz: 

 

• Bir askeri misilleme, 

 

• Bir siyasal kadro tasfiyesi, 

 

• Bir sınıfsal gözdağı, 

 

• Ve geleceğe dönük iktidar mücadelesinin önleyici bastırılmasıdır. 

 

Dolayısıyla 1 Mayıs 1944, yalnızca bir işgal suçu değil; devlet şiddetinin bilinçli siyasal mühendislik biçimidir. 

 

II. Metaksas’tan İşgale: Devlet Baskısının Sürekliliği 

 

Kaisariani infazını tek başına anlamak, yalnızca Nazi işgalini incelemekle mümkün değildir. İnfaz, Yunan devletinin 1936–1944 arasındaki süreklilik gösteren anti-komünist refleksinin bir devamıdır. Bu bölüm, Metaksas diktatörlüğü döneminden başlayarak işgal altındaki devlet yapısının komünist hareketi nasıl sistematik biçimde hedef aldığını ele alır. 

 

1. Metaksas Diktatörlüğü ve Komünist Baskısı 

 

1936’da Ioannis Metaxas tarafından kurulan otoriter rejim, iç politikada komünistleri ve işçi hareketlerini “tehlikeli” olarak tanımladı. Önlemler şunları kapsıyordu: 

 

• Parti ve sendika faaliyetlerinin yasaklanması 

 

• Önde gelen komünist kadroların hapse atılması 

 

• Gösteri ve mitinglerin sert şekilde bastırılması 

 

Bu dönem, komünist hareketin ideolojik ve örgütsel merkezlerinin devlet tarafından tanımlanmış bir hedef haline geldiği süreci başlatmıştır. 

 

2. İşgal Öncesi Tutukluların İşgal Sırasında Durumu 

 

Alman işgali sırasında, Metaksas döneminden kalan tutuklular hâlâ hapisteydi. İşgal yönetimi, bu kişilerin serbest bırakılmasını reddetti ve onları kendi denetiminde tuttu. Bu durum, işgalciler ve yerel devlet aygıtı arasında bir işbirliği alanı oluşturdu: 

 

• Tutuklular, işgal güçlerinin misilleme listelerine kolayca dahil edilebilirdi. 

 

• Yerel devlet aygıtı, kendi anti-komünist çizgisini sürdürmüş oldu. 

 

• İnfaz edilenler askeri değil, siyasal bir tehdit olarak seçildi.

 

Bu, Kaisariani’deki toplu infazın “rasgele misilleme” olmadığını, aksine planlı ve ideolojik olarak seçilmiş bir tasfiye olduğunu gösterir. 

 

3. Devlet Şiddetinin Sürekliliği 

 

Metaksas dönemi ve işgal süreci arasındaki süreklilik üç temel noktada ortaya çıkar: 

 

1. Hedef Kitlenin Aynılığı:Hem diktatörlük hem işgal, aynı komünist kadroları tehdit olarak gördü. 

 

2. Siyasal Motivasyon: Ölüm, askeri gerekçeden çok siyasal tasfiye amacı taşıdı.

 

3. Süreçsel Devamlılık: Anti-komünist refleks, işgal öncesi devletin pratiğiyle, işgalci güçlerin misilleme politikası arasında birleşti. 

 

Bu süreklilik, işgal sonrası devletin yeniden kuruluşunda da kendini gösterdi ve savaş sonrası iç savaşın ideolojik zemini için önceden hazırlanmış bir ortam yarattı. 

 

4. Sınıfsal ve İdeolojik Boyut 

 

Kaisariani infazı, yalnızca Nazi misillemesi değil, aynı zamanda sınıfsal bir tasfiyedir. İşçi sınıfı önderleri, sendikacılar ve EAM kadroları hedeflenmiştir. Bu nedenle infaz: 

 

• İşgal öncesi devlet şiddetinin bir devamıdır 

 

• İşgal sonrası siyasal dizaynın habercisidir 

 

• Sınıfsal bir düşman kategorisi üretir 

 

Bu bakışla Kaisariani, devlet şiddetinin ideolojik ve sınıfsal sürekliliğini ortaya koyan bir laboratuvar olarak okunabilir. 

 

Ara Sonuç 

 

Metaksas diktatörlüğü ve Nazi işgali arasındaki bağ, Kaisariani infazını tekil bir işgal olayı olmaktan çıkarır. İnfaz, devlet şiddetinin sürekliliği ve anti-komünist tasfiye stratejisinin bir halkasıdır. 

 

III. 1 Mayıs 1944: Kronolojik Rekonstrüksiyon 

 

Kaisariani infazının tam olarak anlaşılması için 1 Mayıs 1944’ün kronolojisini ve mekanik ayrıntılarını yeniden kurmak önemlidir. Bu bölüm, infazın sabahından son anına kadar olan süreci, tanıklıkları ve siyasal bağlamıyla birlikte aktarır. 

 

img-20260221-wa00034494479901055827653

 

1. Sabah Saatleri ve Tutukluların Hazırlanışı 

 

1 Mayıs sabahı, tutuklular kamyonlarla Kaisariani Atış Poligonu’ne götürüldü. Bu kişiler, çoğu Metaksas dönemi ve işgal süresince hapiste tutulmuş olan komünist kadrolardı. 

 

Tanıklıklar şunları aktarır: 

 

• Tutuklular disiplinli bir şekilde kamyonlardan indiler. 

 

• Bazıları göz bağlarını reddetti; son anlarını bilinçli şekilde karşılamak istediler. 

 

• Bazı grup üyeleri sessizce şarkılar söylediler, bu bir tür moral ve dayanışma ritüeli olarak kaydedilmiştir. 

 

2. İnfaz Listesinin Okunması 

 

Alman yetkililer, infazdan önce topluluğa listede isimlerini okudu. Napoléon Soukatzidis, bu listede kendi adını gördüğünde hayatını kurtarma teklifini reddetti; başka birinin yerine geçmeyi kabul etmedi. Bu davranış, bireysel cesaretin ve siyasal sorumluluğun simgesi olarak tarihsel hafızada yer aldı. 

 

• İnfaz kararı, General Franz Krech’in öldürülmesine misilleme olarak alınmıştı. 

 

• Seçilen hedefler, doğrudan eyleme katılmamış olmalarına rağmen ideolojik olarak tehdit olarak görülüyordu. 

 

3. Onarlı Gruplar Halinde İnfaz 

 

Tutuklular, 10’ar kişilik gruplar halinde infaz yerine yönlendirildi. Alman mangaları tarafından kurşuna dizildiler. 

 

• İnfaz sırasında her grup sırayla mangaların önüne çıkarıldı. 

 

• Birçok tanık, kurbanların son sözlerindeki sakinlik ve dirençten etkilenmiştir.

 

• Bu düzen, toplu infazın hem mekanik hem de psikolojik boyutunu göstermektedir: şiddet planlı ve organizeydi. 

 

4. Son Sözler ve Siyasi Mesaj 

 

Infaz öncesinde söylenen ve yazılan sözler, yalnızca kişisel değil, kolektif bir siyasal özneyi yansıtır: 

 

• “Başımız dik gidiyoruz.” – Ölümü tarihsel sorumluluk ve onurla karşılamak 

 

• “İntikam değil, özgürlük kazanacak.” – Mücadeleyi etik ve kolektif bir hedefle sınırlamak 

 

• “Çocuklarımız daha iyi bir Yunanistan’da yaşayacak.” – Gelecek tahayyülüyle ölüme anlam kazandırmak 

 

• “Ağlama anne, görevimi yaptım.” – Özel ve siyasal sorumluluğu birleştirmek 

 

Bu sözler, infaz mangası tarafından fiziksel olarak bastırılmak istenen özneyi, tarihsel ve siyasal anlamda kalıcılaştırır. 

 

5. İnfazın Sembolik Anlamı 

 

• İnfaz 1 Mayıs’ta yapılmış olması, işçi ve direniş hareketinin sembolik tarihine doğrudan gönderme yapar. 

 

• Bu gün, kurbanların komünist ve ulusal direniş kimliği ile tarihsel hafızada birleşir. 

 

• Kaisariani, yalnızca bir toplu infaz yeri değil; kolektif hafızanın, devrimci öznenin ve devlet şiddetinin görünürleştiği bir mekân haline gelir. 

 

Ara Sonuç 

 

1 Mayıs 1944’te gerçekleşen infaz, planlı bir misillemenin ötesinde: 

 

• Sınıfsal tasfiye, 

 

• Kolektif siyasal öznenin inşası, 

 

• Ve devlet şiddetinin sürekliliğinin sembolik görünümüdür. 

 

Bu bölüm, infazın kronolojisini, tanıklıkları ve siyasal anlamını açığa çıkararak sonraki bölüm için zemin hazırlar: “Son Mektuplar: Ölüm Anında Söylem ve Devrimci Öznelik”. 

 

img-20260222-wa00001766792310607875777

 

IV. Son Mektuplar: Ölüm Anında Söylem ve Devrimci Öznelik 

 

Kaisariani’de 1 Mayıs 1944’te kurşuna dizilen 200 komünist, infaz öncesi ailelerine ve yakınlarına kısa mektuplar bırakmıştır. Bu mektuplar yalnızca kişisel vedalar değil; aynı zamanda siyasal bilinç ve tarihsel özneleşmenin belgeleridir. 

 

1. Başımız Dik Gidiyoruz 

 

“Başımız dik gidiyoruz.” 

 

Bu ifade, ölümü pasif bir kader olarak değil, bilinçli bir tarihsel sorumluluk anı olarak karşılamayı gösterir. Mahkûmlar, yalnızca bireysel değil, kolektif bir siyasal özne olarak konumlanırlar. 

 

• Ölüm, teslimiyet değil; bilinçli bir eylemin son halkasıdır.

 

• Bu cümle, devletin “suçlu” kategorisi ile karşıtlık kurar. 

 

• Sınıfsal ve ideolojik bir duruşun sembolüdür. 

 

2. İntikam Değil, Özgürlük Kazanacak 

 

“İntikam değil, özgürlük kazanacak.” 

 

Bu cümle, direnişin etik çerçevesini belirler: 

 

• Mücadele bireysel öfkeye değil, kolektif hedefe yöneliktir. 

 

• Ölüm, şiddetin meşruiyetini değil, özgürlük mücadelesinin tarihsel sürekliliğini temsil eder. 

 

• Özne, yalnızca direnişçi değil; geleceğin normatif çerçevesini kuran aktördür. 

 

3. Çocuklarımız Daha İyi Bir Yunanistan’da Yaşayacak 

 

“Çocuklarımız daha iyi bir Yunanistan’da yaşayacak.” 

 

Ölüm anında ileriye dönük bir tahayyül vardır: 

 

• Fedakârlık soyut ideoloji değil, somut bir toplumsal proje için anlam kazanır. 

 

• Kuşaklar arası süreklilik vurgusu, mücadeleyi tarihsel bir bağlamda ele alır. 

 

• Bu cümle, devrimci öznenin geleceğe yönelik sorumluluğunu ortaya koyar. 

 

4. Ağlama Anne, Görevimi Yaptım 

 

“Ağlama anne, görevimi yaptım.” 

 

Bu cümle, özel ve siyasal alanları birleştirir: 

 

• Aileyi teselli ederken, aynı zamanda görev ve sorumluluk bilincini vurgular. 

 

• Ölümü rastlantı değil, bilinçli bir tarihsel tercih olarak çerçeveler. 

 

• Kolektif mücadeleye olan sadakati pekiştirir. 

 

5. Ortak Temalar ve Siyasal Anlam 

 

Bu mektuplar, infaz mangasının bedeni yok etme çabasına rağmen, siyasal özneyi kalıcılaştırır: 

 

1. Sakinlik ve bilinçli kabulleniş – Ölüm pasif değil, aktif bir tarihsel karar olarak kabul edilir. 

 

2. Ulusal ve sınıfsal bilinç – Komünist kimlik, ulusal direnişle birleştirilir. 

 

3. Etik-politik duruş – İntikam değil, özgürlük vurgusu ön plandadır.

 

4. Geleceğe dönük tahayyül – Ölüm, tarihsel sürekliliğe bağlanır. 

 

Bu noktada, Kaisariani’deki son sözler, metafizik bir şehadet söylemi değil; tarihsel bilinç ve devrimci öznelik inşasının belgeleridir. 

 

V. Şehadet Retoriği mi, Devrimci Öznelik mi? 

 

Kaisariani’de 1 Mayıs 1944’te kurşuna dizilen 200 komünistin son sözleri ve mektupları, tarihsel olarak yalnızca duygusal vedalar değil; siyasal öznenin ölüm anındaki kuruluş biçimini gösterir. Bu bölüm, bu sözleri kuramsal bir çerçeveye oturtarak “şehadet söylemi” ile “devrimci öznelik” ayrımını tartışır.

 

1. Şehadet Söylemi ile Devrimci Öznelik Arasındaki Fark 

 

Şehadet söylemi genellikle: 

 

• Ölümü kutsallaştırır, 

 

• Metafizik bir anlam yükler, 

 

• Fedakârlığı aşkın bir değerle temellendirir.

 

Oysa Kaisariani’deki ifadeler: 

 

“Başımız dik gidiyoruz.” 

 

“İntikam değil, özgürlük kazanacak.” 

 

“Ağlama anne, görevimi yaptım.” 

 

• Ölümü kutsamaz; bilinçli bir tarihsel sorumluluk olarak karşılar.

 

• Sözler dünyevidir, maddi ve kolektiftir. 

 

• Öznenin kendini tarihsel bir aktör olarak kurması ön plandadır. 

 

Bu, devrimci öznelik ile şehadet söylemi arasındaki temel farkı oluşturur. 

 

2. Ölüm Anında Öznenin Kuruluşu 

 

İnfaz, egemen gücün mutlak otoritesini göstermek için tasarlanmıştır. Ancak son sözler, bu mutlaklığı kırar: 

 

• Özne, devletin “suçlu” tanımını reddeder. 

 

• Kendi tarihsel konumunu kendisi belirler. 

 

• Ölümü bir yenilgi değil, kolektif mücadelede süreklilik anı olarak çerçeveler. 

 

Bu açıdan devrimci öznelik, ölüm anında bile toplumsal ve siyasal projeye bağlı kalma iradesi olarak ortaya çıkar.

 

3. İntikamın Reddedilmesi: Etik ve Sınıfsal Konum 

 

“İntikam değil, özgürlük kazanacak.” 

 

Bu ifade, öfke veya bireysel intikam yerine, kolektif özgürlük ve tarihsel adalet perspektifini önceler. 

 

• Ölüm, şiddetin meşruiyetini değil, özgürlük mücadelesinin sürekliliğini temsil eder. 

 

• Özne, yalnızca direnişçi değil; geleceğin normatif ve etik çerçevesini inşa eden aktördür. 

 

4. Anneye Hitap ve Kolektif Sorumluluk 

 

“Ağlama anne, görevimi yaptım.” 

 

Bu cümle, bireysel sevgi ile siyasal sorumluluğu birleştirir: 

 

• Aileyi teselli ederken, kolektif sorumluluğu da ifade eder. 

 

• Ölümü bilinçli ve tarihsel bir seçim olarak çerçeveler. 

 

• Devlet şiddetine rağmen, öznenin etik ve siyasal duruşunu korur. 

 

5. Gelecek Tahayyülü 

 

“Çocuklarımız daha iyi bir Yunanistan’da yaşayacak.” 

 

Bu cümle, devrimci öznenin ölüm anında geleceğe dönük projeksiyonunu gösterir: 

 

• Ölüm, sadece bir son değil, tarihsel sürekliliğe bağlanan bir ara noktadır. 

 

• Fedakârlık, soyut bir ideoloji için değil; somut bir gelecek tahayyülü için anlam kazanır. 

 

• Devrimci özne, geçmiş, şimdi ve gelecek arasında bilinçli bir süreklilik kurar. 

 

6. Sonuç: Şehadet Değil, Tarihsel Öznelik 

 

Kaisariani’deki son sözler, metafizik bir şehadet retoriği değildir; maddi tarih bilinciyle kurulmuş devrimci özneliktir. 

 

• İnfaz mangası bedeni hedef alır, 

 

• Sözler tarihsel özneyi kalıcılaştırır. 

 

Bu nedenle Kaisariani, sadece bir katliam değil; devlet şiddeti karşısında siyasal öznenin nasıl inşa edildiğini gösteren bir tarihsel laboratuvardır. 

img-20260222-wa00015944070832933518969

 

VI. Kaisariani Sonrası: İç Savaş ve Siyasal Tasfiye 

 

Kaisariani infazı, Yunan direniş hareketinin yalnızca askeri kanadına değil, aynı zamanda siyasal kadrolarına da ağır bir darbe vurmuştur. İnfaz, savaş sonrası süreçte Yunanistan’daki iç savaşın ve siyasal tasfiye operasyonlarının zeminini hazırlamıştır. 

 

1. Direnişin Çatışmalı Sonrası 

 

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından Yunanistan, işgalden kurtulmasına rağmen siyasal istikrarsızlık yaşamıştır. 

 

• EAM ve ona bağlı ELAS birlikleri, Nazi işgaline karşı önemli bir askeri güç olarak ortaya çıktı. 

 

• Ancak işgalden sonra işbirlikçi hükümet ve monarşi yanlısı güçler, direnişin siyasi kazanımlarını sınırlamak için harekete geçti. 

 

• Komünistler, ulusal kurtuluşun gerçek temsilcisi olarak görülmesine rağmen, savaş sonrası devletin yeniden kuruluşunda tasfiye edildi. 

 

2. Siyasal Tasfiye ve Komünistlerin Dışlanması 

 

Kaisariani infazı, savaş sonrası dönemdeki sistematik tasfiyenin sembolü haline geldi: 

 

• Direnişin ideolojik ve örgütsel kadroları hedef alındı. 

 

• İç savaş (1946–1949) boyunca, bu kadrolar ya hapiste tutuldu ya da sınır dışına çıkarıldı. 

 

• İşgal ve diktatörlük dönemlerinde başlayan anti-komünist refleks, yeni devlet yapısında devam etti. 

 

Bu durum, devlet şiddetinin sürekliliğini ve siyasal iktidarın anti-komünist çizgisini açıkça göstermektedir.

 

3. Devletin Yeniden Kuruluşunda Sınıfsal ve İdeolojik Seçim 

 

İnfaz ve tasfiye süreci, devletin hangi sınıfsal ve siyasal temelde yeniden yapılandığını ortaya koyar: 

 

• Devlet, işbirlikçi ve burjuva elitler tarafından şekillendirildi. 

 

• Ulusal ve sınıfsal çıkarlar, komünistlerin mücadelesi karşısında korunmuş oldu. 

 

• Kaisariani, yalnızca bir toplu infaz yeri değil; devletin ideolojik ve sınıfsal tercihlerinin sembolik bir alanıdır. 

 

4. Hafıza ve Sembolik Önemi 

 

Kaisariani, tarihsel hafızada iki anlam taşır: 

 

1. Devlet şiddetinin sürekliliği: İnfaz, sadece Nazi misillemesi değil, Yunan devletinin anti-komünist politikalarının bir halkasıdır. 

 

2. Devrimci öznenin simgesi: Kurbanların son sözleri ve mektupları, kolektif hafızada devrimci özneyi kalıcılaştırır. 

 

Bu ikili anlam, Kaisariani’nin hem tarihsel bir laboratuvar hem de siyasal hafıza mekanı olarak önemini artırır. 

 

Ara Sonuç 

 

Kaisariani infazı, yalnızca işgal döneminin bir sonucu değil; savaş sonrası Yunanistan’daki iç savaş, siyasal tasfiye ve devlet şiddetinin sürekliliğinin açık bir göstergesidir. Bu bölüm, sonraki analiz için temel oluşturur: devlet şiddetinin sürekliliğini ve ideolojik zemini teorik olarak ele alacağımız VII. Bölüm: Devlet Şiddetinin Sürekliliği. 

 

VII. Devlet Şiddetinin Sürekliliği: Teorik Çerçeve 

 

Kaisariani infazı, yalnızca bir toplu katliam değil; devlet şiddetinin sürekliliğini, sınıfsal tasfiyeyi ve ideolojik iktidar mekanizmalarını gösteren tarihsel bir laboratuvardır. Bu bölüm, olayı kuramsal bir çerçeveye oturtarak devlet şiddetinin neden ve nasıl süreklilik kazandığını analiz eder. 

 

1. Devlet Şiddeti ve Sınıfsal Hedefleme 

 

Devlet, sınıfsal bir araç olarak anti-komünist refleksi kullanmıştır: 

 

• Metaksas diktatörlüğü ve işgal sonrası monarşi yanlısı hükümet, komünistleri sistematik biçimde hedef aldı. 

 

• İnfazlar, yalnızca misilleme değil, sınıfsal tasfiye olarak planlandı. 

 

• Bu, devletin şiddeti yalnızca “yasa ihlali” olarak değil, ideolojik ve sınıfsal bir strateji olarak kullandığını gösterir.

 

Bu perspektif, Marx’ın devletin sınıf egemenliğini sürdüren bir aygıt olduğu tezini doğrular. 

 

2. Karşı-Devrimci Yeniden Kuruluş 

 

Kaisariani infazı ve sonrası süreç, devletin karşı-devrimci bir yeniden kuruluş pratiğini ortaya koyar: 

 

• İç savaş ve siyasal tasfiye, işgal öncesi anti-komünist refleksin bir devamıdır. 

 

• Devlet, yalnızca işgal güçlerinin kontrolünde değil, kendi ideolojik tercihleri doğrultusunda örgütlenmiştir. 

 

• Bu süreç, Althusser’in “devletin ideolojik aygıtları” teorisiyle örtüşür; devlet, toplumsal düzeni korumak ve alternatif siyasal özneyi tasfiye etmek için şiddet ve ideolojiyi birleştirir. 

 

3. İşgal, Restorasyon ve Yeni Sömürgecilik 

 

Kaisariani infazı, yalnızca iç siyasetle açıklanamaz; emperyalist güçlerin müdahalesiyle doğrudan ilişkilidir: 

 

• Nazi işgali ve misilleme politikaları, yerel işbirlikçi elitleri güçlendirdi. 

 

• Savaş sonrası devlet yeniden kuruluşunda, emperyalist destekli hükümetler siyasal ve ekonomik kontrolü sürdürdü.

 

• Bu, yeni bir sömürgeci bağımlılık ilişkisi yaratmıştır; devlet şiddeti, hem sınıfsal hem emperyalist düzeyde süreklilik kazanmıştır.

 

4. Devrimci Öznelik ve Hafıza Politikası 

 

Kaisariani’deki infazın kuramsal önemi yalnızca devlet şiddetiyle sınırlı değildir: 

 

• Kurbanların son sözleri ve mektupları, devrimci özneyi kalıcılaştırır. 

 

• Devlet şiddeti, bedeni yok edebilir; ancak ideolojik ve tarihsel bilinç, sözlerde ve hafızada süreklilik kazanır. 

 

• Bu durum, Gramsci’nin “hegemonya ve tarihsel blok” analizini destekler: devlet ve egemen sınıflar şiddetle iktidarı sürdürür, ama direnen özne de kolektif hafıza ve özneleşmeyle süreklilik sağlar. 

 

5. Sonuç: Devlet Şiddetinin Tarihsel ve Sınıfsal Sürekliliği 

 

• Kaisariani infazı, devlet şiddetinin planlı, sınıfsal ve ideolojik niteliğini ortaya koyar. 

 

• Savaş öncesi diktatörlükten işgal dönemine, oradan iç savaş ve siyasal tasfiye süreçlerine uzanan bir süreklilik vardır. 

 

• Devlet şiddeti yalnızca fiziksel değil, tarihsel, ideolojik ve sınıfsal bir araçtır. 

 

• Kurbanların son sözleri, devrimci öznenin inşasını göstererek, bu şiddetin karşıt gücünü sembolize eder. 

 

Bu bölüm, makalenin teorik çerçevesini tamamlar ve Kaisariani’nin hem tarihsel hem kuramsal önemini pekiştirir.

 

SONUÇ 

 

Kaisariani’de 1 Mayıs 1944’te kurşuna dizilen 200 komünist, yalnızca bir toplu infazın kurbanları değil; devlet şiddetinin sürekliliğini, sınıfsal tasfiyeyi ve devrimci öznenin inşasını gösteren tarihsel simgelerdir. 

 

1. Tarihsel Anlam 

 

• İnfaz, Nazi işgalinin bir misillemesi olarak görünse de, kökeninde Metaksas diktatörlüğünden başlayan anti-komünist devlet pratiği vardır. 

 

• İnfaz, işgal sonrası Yunan devletinin siyasal ve sınıfsal yeniden kuruluşunun habercisidir. 

 

• Bu açıdan Kaisariani, yalnızca bir katliam yeri değil; devlet şiddetinin sürekliliğinin ve ideolojik tasfiye stratejisinin görünürleştiği bir laboratuvardır. 

 

2. Devrimci Öznelik ve Sınıfsal Bilinç 

 

• Kurbanların son sözleri ve mektupları, ölüm karşısında öznenin bilinçli ve tarihsel bir konum aldığını gösterir.

 

• “Başımız dik gidiyoruz” ve “İntikam değil, özgürlük kazanacak” gibi ifadeler, ölümün pasif bir teslimiyet olmadığını, aksine kolektif mücadelenin ve tarihsel bilincin sürekliliğini simgeler. 

 

• Bu sözler, şehadet retoriğinin ötesinde, devrimci öznenin ve sınıfsal bilincin tarihselleşmiş örneklerini oluşturur. 

 

________________________________________ 

 

3. Hafıza, Sınıf ve Siyasal Meşruiyet 

 

• Kaisariani, devlet şiddeti karşısında öznenin inşasını gösterirken, aynı zamanda toplumsal hafızada direnişin ve kolektif mücadelenin simgesi hâline gelmiştir. 

 

• Devlet, fiziksel şiddetiyle bedeni yok edebilir; ancak ideolojik ve tarihsel bilinç, sözlerde ve hafızada kalıcılaşır. 

 

• Bu yönüyle infaz, yalnızca bir cezalandırma değil; siyasal ve sınıfsal meşruiyetin, hafızanın ve gelecek tahayyülünün sembolik üretimidir.

 

4. Genel Değerlendirme 

 

Kaisariani infazı, şunları ortaya koyar: 

 

1. Devlet şiddeti, sınıfsal ve ideolojik süreklilikle işler. 

 

2. Toplu infazlar, yalnızca askeri misilleme değil; siyasal tasfiye ve kolektif öznenin hedef alınmasıdır. 

 

3. Ölüm anındaki devrimci öznelik, kolektif tarih bilincinin ve mücadele geleneğinin sürekliliğini sağlar.

 

4. Hafıza ve sembolizm, devlet şiddetine karşı alternatif bir tarihsel güç üretir. 

 

Sonuç olarak, Kaisariani yalnızca bir katliam değil; devlet şiddeti, sınıf mücadelesi ve devrimci öznelik arasındaki ilişkinin tarihsel ve kuramsal bir göstergesidir. 

 

______________________________________________________________________________

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!