İRAN’DAKİ POTANSİYEL TOPLUMSAL GÜÇLER (Mehmet Güzel)
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı, hiç beklemedikleri bir direniş ve misillemeyle karşılaştı. İran’ın elinin armut toplamadığı; ucuz, basit ama bir o kadar da teknolojik yöntemlerle ABD ve İsrail gibi haydut devletlerin şaşaalı askerî güçlerini darmadağın edebileceği sahada kanıtlanmış oldu.
ABD bir yandan görünüşte kuyruğunu dik tutmaya çalışırken, diğer yandan savaşı başlatmakla yediği haltı nasıl düzeltebileceğinin arayışına girdi. Önce İtalya Başbakanı aracılığıyla görüşme olanaklarını araştırdı. İran’dan yanıt açık ve netti: “Müzakere yok!” Ardından İngiltere Başbakanı devreye girdi; İran’ın tavrı yine açık ve netti: “Saldırgan güçler cezalarını çekecek!”
Girişimler bununla da sınırlı kalmadı. Rusya ve Çin de savaşın sonlandırılması konusunda görüşmeler yaptılar. Ancak İran, uğradığı bu haydutluğun ve aldığı ağır darbelerin bedelini ödetmeye kararlı görünüyor. ABD’nin bölgedeki bütün askerî üslerinin kapatılmasını, savaşın tazmin edilmesini ve yeni saldırıların olmayacağının garanti altına alınmasını şart koşuyor. Yani ABD’nin kuyruğu dik tutma adına yaptığı “Devrim Muhafızları teslim olsun” şeklindeki kof söylemine karşı, “Asıl siz teslim olun ve Ortadoğu’dan defolun” mesajını veriyor.
ABD ve İsrail’in hedefi İran yönetimini yıkmak ve Suriye benzeri bir sonuç elde etmekti. Bunun için şok saldırılarla İran yönetimini felç edecek, ardından da ülke içinden veya dışından potansiyel güçlerin yardımıyla yönetimi alaşağı edecek senaryolar kurgulanmıştı. Ancak bu ahmaklar, geçen yılki 12 gün savaşlarından ve sonrasında geliştirmeye çalıştıkları sahte “demokrasi” gösterilerinin sonuçsuz kalmasından zerre kadar ders almamış görünüyor.
Çok açıktır ki İran, uzun bir savaşa yönelik stratejiye ve hazırlıklara sahiptir. Bunu her gün pratikte kanıtlıyor. Eğer işler ABD ve İsrail’in istediği gibi gitseydi, ülkeye karşı kullanabilecekleri askerî güçleri devreye sokacaklardı. Hatta bunu Epstein rezili Trump açıkça ifade etmişti: “Kürtler İran’a karşı savaşırsa memnun oluruz” demişti. Kürt hareketinden de olumlu bir karşılık almıştı.
Ancak işlerin gidişatı bunun kolay bir iş olmayacağını gösteriyor. İran varlık-yokluk savaşı veriyor ve başına bunların bir gün mutlaka geleceğini bilerek hazırlıklarını yapmış görünüyor. Çok ağır darbeler aldı ve almaya devam ediyor. Kolay değil; dünyanın en güçlü iki haydut devletinin ve hatta AB emperyalist devletlerinin saldırısına karşı koyuyor. Ancak bugüne kadar saldırgan güçleri aciz bırakacak bir direniş sergilemeyi başardı.
Kara harekâtı başlatma fikri ve böyle bir girişimin başarı şansı büyük ölçüde ortadan kalkmış gibi görünüyor. Böyle bir girişim, İran’ın en güçlü olduğu savaş tarzına girmek anlamına gelir ki başarı ihtimalleri neredeyse sıfırdır. Yine de İran’daki toplumsal güçleri ve savaş karşısındaki tutumlarını kısaca özetleyeyim.
Öncelikle Kürt örgütlerinden başlayalım
İran’da 7 Kürt örgütü bulunuyor. Bunların içinden 5 örgüt yakın zamanda bir araya gelerek güçlerini birleştirdiklerini açıkladı. Ardından bir grubun daha katılmasıyla ittifaka katılan örgüt sayısı 6’ya çıktı.
Bunlar:
- Kürdistan Demokrat Partisi – İran (İran KDP’si)
- İran Kürdistanı Komala Partisi
- Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK)
- Kürdistan Mücadele Örgütü (Khabat)
- Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK)
4 Mart’ta bu ittifaka İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Komalası da katıldı.
İran Komünist Partisi’nin Kürdistan Bölümü (Kürdistan Örgütü) ise bu ittifakın dışında kaldı.
Kürt nüfusunun İran genelinde 8–10 milyon arasında olduğu ve bunun toplam nüfusun %8–10’una tekabül ettiği tahmin ediliyor. Bütün Kürt örgütlerinin toplam askerî kapasitesi 5 bin ile 8 bin arasında silahlı güçten ibaret olup bunlar Irak tarafında mevzilenmiş durumdadır.
Koşullar elvermesi halinde ABD ve İsrail ile eş güdümlü olarak savaşa girmesi beklenen güçlerin başında bunlar geliyor. Ancak İran ordusu karşısında ciddi bir varlık gösterme ihtimalleri oldukça düşüktür. Böyle bir girişim, tarihe yeni bir katliamın yazılmasıyla sonuçlanabilir.
Sol Muhalefet Güçleri
İran’da sol muhalefet oldukça zayıf ve kitle içinde etkin değildir.
İran Komünist Partisi (TUDEH) hem yurt dışında hem de yurt içinde kadrolarını önemli ölçüde korumaktadır.
Halkın Fedaileri geleneğinden gelen örgütler ise şunlardır:
- İran Sol Partisi (Çoğunluk)
- Halkın Fedaileri (Azınlık)
- Azınlık Çekirdek
- Komünist Fedailer Örgütü
Bu dört örgüt, emperyalizmin ve Siyonizm’in saldırılarına karşı İran’ın direnişini desteklemektedir.
İran Komünist Partisi (MLM) ise yurt dışında bulunmaktadır ve ülkede etkisi yok denecek kadar azdır.
1991’de kurulan ve şu anki lideri Hamid Takvai olan İran İşçi Komünist Partisi, “üçüncü yol” olarak adlandırılan bir tutum almakta ve her iki tarafı da reddetmektedir.
İran İşçi Komünist Partisi – Hekmatist ise İran ile İsrail ve ABD’yi eşitleyen bir bakış açısına sahiptir.
Halkın Mücahitleri Örgütü (MEK): Bu örgüt oldukça bilinen bir yapıdır. 1965’te kuruldu. İslamcı-sosyalist bir perspektife sahipti ve 1979’da Şah rejiminin devrilmesinde önemli bir rol oynadı. Ancak İran-Irak Savaşı sırasında ABD’nin etkisi altına girerek İran’a karşı Irak saflarında savaştı. Böylece ideolojik değerlerini büyük ölçüde yitirdi ve ABD’nin hizmetinde çalışan paramiliter bir güce dönüştü.
Binlerce kadrosu uzun süre Irak kamplarında kaldı. Son yıllarda bir kısmının Balkan ülkelerine transfer edildiği söyleniyor. Silahlı mücadeleyi 2001’de bıraktığını açıkladı; ancak varlığını bir çıkar örgütü niteliğinde sürdürmektedir. Olası bir kara müdahalesinde kullanılabilecek güçler arasında yer alabilir.
Sol Dışı Güçler
Yukarıda Kürt örgütlerinden bahsettim. Kürt hareketleri dışında sol dışı toplumsal güçler kapsamında şu örgütler sayılabilir:
Sünni örgütler
- Pakistan Talibanı (Belucistan’da faaliyet gösterir ve İran karşıtı bir örgüttür.)
- Belucistan Kurtuluş Örgütü (Belucistan bölgesinde faaliyet yürütür.)
- Ensar el-Sünne (Kürt İslamcı bir örgüt; hem Suriye’de hem İran’da yönetime karşıdır.)
- Ceyş el-Sünne (Belucistan bölgesinde faaliyet yürütür.)
- Ceyş el-Adl (Adalet Ordusu; Sistan-Belucistan bölgesinde faaliyet yürüten Sünni-dinci bir askerî yapılanmadır.)
Bu örgütler, Suriye ve Irak’ta kullanılan cihatçı paramiliter gruplara benzer yapılardır.
Bunlara ek olarak iki önemli unsur daha vardır:
- Afgan kökenli eski ABD elemanları. Afganistan’da Taliban’ın iktidara gelmesinden sonra bu kişilerin bir kısmı Türkiye’ye, bir kısmı ise programlı şekilde İran’a geçirilmiştir.
- Türkiye’nin kontrolü altında olduğu belirtilen 70–100 bin civarında cihatçı unsur. Fırsat doğması halinde bu güçlerin İran’a karşı kullanılabileceği değerlendirilmektedir.
Devlet Düzeyinde Potansiyel Güçler
Savaşın başlamasından itibaren Azerbaycan oldukça ölçüsüz bir tutum sergiledi. İlham Aliyev, İranlılar için “şerefsizler” ifadesini kullanacak kadar sert bir dil kullandı. Azerbaycan, açık biçimde İsrail ve ABD’nin safında yer almaya hazır bir görüntü vermektedir.
Bunun zeminini güçlendirmek için de İran’ın Azerbaycan’a füze attığı yönünde provokatif iddialar gündeme getirildi.
Türkiye ise Ortadoğu’daki pek çok kriz ve savaşta emperyalist ve Siyonist blokla aynı hatta yer almıştır. Bunun aksi yönündeki açıklamalar çoğu zaman hamasi söylemlerden öteye geçmemektedir. Bu savaşta da Türkiye’nin ABD’den yana tavır aldığı ve Türkiye’deki askerî üsler aracılığıyla istihbarat desteği sağladığı değerlendirilmektedir.
Ayrıca Türkiye’nin savaşa İran aleyhine dahil edilmesi amacıyla “Türkiye’yi hedef alan füze atışları” gibi mizansenlere de tanık olundu. Malatya Kürecik üssüne Patriot sistemlerinin yerleştirilmesi ise Türkiye’nin değil, ABD üslerinin güvenliğini sağlamaya yöneliktir.
İran Taraftarı Güçler
İran Azerileri: Şii bir topluluktur ve genel olarak İran yönetiminden yana bir tutum sergiler.
Afganistan Talibanı: Geçen yılki çatışmalarda İran yönetimini desteklediğini açıklamıştı.
Pakistan: İran’ın yanında olduğunu açıklayan ülkeler arasındadır.
Rusya ve Çin: Bu iki küresel güç, kontrollü ve kararlı biçimde İran’ı desteklemekte; teknolojik, istihbari, lojistik ve diplomatik alanlarda destek sunmaktadır.
İspanya ve İsviçre: İran’a yönelik saldırıların uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıklayarak karşı durdular. Özellikle İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in ABD’nin tutumuna karşı eleştirel bir pozisyon aldığı görülmektedir.
Lübnan Hizbullahı: İsrail’in saldırılarına rağmen savaş kapasitesini koruyan ve İran’a güçlü destek veren bir aktördür.
Yemen ve Kuzey Kore: Her iki ülke de İran’ın yanında yer aldıklarını ve İsrail ile ABD saldırılarına karşı İran’ı destekleyeceklerini açıkladı. Yemen Kızıldeniz’de buna uygun askerî konumlanmalar yaparken, Kuzey Kore de aynı dönemde yeni bir seyir füzesi denemesi gerçekleştirdi.
Sonuç itibarıyla
İran’da mevcut koşullarda “Molla rejimini” devirip emekçi halkların demokratik ya da sosyalist iktidarını kurabilecek, halkın öz gücüne dayanan güçlü bir örgütlülük bulunmamaktadır.
Buna rağmen “ben emperyalizme de karşıyım, Molla rejimine de” şeklinde ifade edilen “üçüncü yol” yaklaşımı, pratikte emperyalist-Siyonist güçlerin safında yer almak ve İran’daki direnişe karşı konumlanmak sonucunu doğurabilmektedir.
İran yönetimi karşıtı güçlerin toplamının, olası bir kara harekâtı sırasında belirleyici bir varlık göstermesi beklenmemektedir.
Sorunun özü ne demokrasi, ne kadın hakları ne de özgürlük meselesidir. Trump bunu açıkça ifade etmiştir:
“İran’da demokrasi umurumda değil. İran yönetimini devirmek ve bizim istediğimiz gibi çalışacak bir yönetim istiyoruz.”
Gerçeğin bu kadar açık olduğu bir ortamda, dünya hakimiyet alanlarını genişletmeye çalışan büyük güçlere karşı “üçüncü yol” tarzındaki tutum, fiilen saldırgan devletlerin safında durmak anlamına gelmektedir.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
