İran’da Rejim Değiştirmeye Giderken (Hamza Yalçın)
İran hepsini de vurdu. ABD ne İsrail’i ne Körfez ülkelerindeki üslerini ne de Körfez ülkelerini koruyabildi. ABD emperyalizminden ve İsrail’den özgürlük ve demokrasi bekleyenlerin işi zorlaştı. İran’a saldırıyla başlayan savaş, sadece doların egemenliğine değil, dünya ekonomisine de darbe oldu. Güçlüler bu süreci güçsüzlerin sırtından aşmaya çalışacak. Mücadelenin koşulları ağırlaşırken devrimci hareketin bağımsız ve anti-emperyalist çizgide gelişme olanakları artıyor.
Savaş neden çıktı?
Bu savaş ABD’nin egemenlik ihtirasları yüzünden çıktı. ABD emperyalizmi, 11 Eylül 2001 saldırısını fırsata dönüştürerek hemen ardından kapsamlı bir Haçlı seferi başlatmıştı. Amaç, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla elde ettiği konumunu perçinleyecek bir düzen kurmaktı. Avrupa’yı sıkı sıkıya kendisine bağlayarak Rusya’nın toparlanmasını engellemek, Çin’in gelişmesini önlemek istiyordu. Afganistan’ın işgaliyle başlayan ve milyonlarca cana mal olan sefer, bölgemizi ateşe verdikten sonra başarısızlığa doğru gitmeye devam ediyor: Rusya’nın toparlanması engellenemedi. Çin ise çok daha büyük bir güç durumuna geldi. Avrupa’nın ABD’ye kuvvetle yedeklenmesi hedefi Ukrayna Savaşı ile ulaşıldı ancak şimdi o da tehlikede. Hatta Japonya bile.
Ortadoğu’da bir ABD-İsrail egemenliği düzeni kurulmaya çalışılıyor ancak savaşın mimarı İsrail’dir. İsrail, ABD’yi de kendi yanında savaşa sürükledi. İsrail’in sadece Körfez ülkelerinde değil; Azerbaycan, Türkiye, Hindistan, Gürcistan, Somaliland, Etiyopya, Cibuti gibi çok çeşitli ülkelerde üsleri ve/veya istihbarat tesisleri bulunuyor. İsrail yalnızca NATO ülkelerini değil, bu ülkeleri de yanına almaya çalışıyor. Başarması zor fakat ne yazık ki imkânsız görünmüyor. İsrail Başbakanı Netanyahu bu savaşa çok hazırlandıklarını anlatıyor. İsrail yalnızca ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki bekçisi olmakla kalmayıp aynı zamanda ABD politikalarını etkileyecek bir güce sahiptir. İsrail’in bu inisiyatifi, ABD’ye zarar verdiği gerekçesiyle, ABD içinde hem devlet hem de toplum saflarında giderek artan tepkiyle karşılanıyor.
Savaş ne durumda?
Trump’ın bu savaştan bir an önce çıkmak, İsrail’in ise yeni saldırılara hazırlanmak amacıyla ateşkes aradığı gözleniyor. Kara harekâtına cesaret edemediler.
Netanyahu, laiklik yanlılarına ve İran’ın Farslar dışındaki halklarına özgürlük vadediyordu.
Saldırganlar İran’ın politik ve askeri onlarca liderini birden vurdu. Ayaklanma bekliyorlardı ancak İran halkının kenetlendiği görüldü. İran’da on bini aşkın askerî hedef vuruldu. İran’ın altyapısına, sanayi ve enerji tesislerine, kültürel mirasına çok büyük zararlar verildi. İsrail ve ABD özellikle sınırları vurdular ki içeriye kolay girilebilsin. En çok İran’ın Irak sınırındaki askerî varlığını vurdular. Amaç, Kürt örgütlerini dışarıdan kuvvet takviye ederek isyana teşvik etmekti. Hepsi de ABD ve İsrail’e yakın olan Kürt örgütleri savaşa girmeyi henüz göze alamadı. İran halkını oluşturan Azerbaycan Türkleri ise belki de kendilerini kuzeydeki Azerbaycan devletinden çok İran’a ait görüyor gibi davrandı. İran’daki Arap, Beluç ve Türkmen nüfusun tepkisini duymadık.
İran karşılık veriyor ve misilleme olarak ABD’nin bölgedeki ekonomik ve askerî varlığına saldırmaya devam ediyor. İsrail, tarihinin en ağır darbelerini aldı. Durumu halkın ve dünyanın duymaması için ağır sansür uyguluyor. İran, bölgedeki bütün ABD üslerini vurdu. Umman dahi İran saldırılarından nasibini aldı. Hizbullah da geçtiğimiz yılki savaşta Hasan Nasrallah dâhil birçok liderini ve savaşçısını kaybetmiş olduğu hâlde İsrail saldırısına beklenenin üzerinde bir direniş gösterdi.
Hürmüz Boğazı, ABD, İsrail ve onlara yardım eden ülkelerin gemilerine kapatıldı. Savaşa hem Hizbullah hem de Husiler katıldı. Husiler de Babü’l-Mendep Boğazı’nı kapatırsa Hürmüz’le birlikte dünya enerji ticaretinin yüzde 30’u aksayabiliyor.
Trump Avrupa ve Japonya’yı hâlâ savaşa sokamadı. Pabuç pahalı çünkü. Suriye’nin işbirlikçisi Şara rejimi, adımlarını dikkatli atmak zorunda olduğunu biliyor. İran, gösterdiği beklenmedik güçlü direnişle büyük prestij kazandı. Eğer ABD emperyalistleri Venezuela’yı İran’dan sonraki sıraya koymuş olsalardı Venezuela’daki ihanet kolay kolay cesaret edemezdi. Şimdi İran’ın direnişi Latin Amerika ülkelerini yüreklendirecektir.
Hangi sonuçlara yol açıyor?
NATO çatırdıyor. Trump, Avrupalılar saldırıya katılmadıkları için NATO’dan çıkmakla tehdit etti. İspanya, İsrail’e silah ve cephane taşıyan uçakların ülkesi üzerinden geçişine izin vermedi. İngiltere ile Fransa bu savaşta ABD’ye yakın durmamaya çalışıyorlar. Biliyorlar ki bu savaş durumlarını daha kötüleştirecek ve ABD’ye daha bağımlı hâle gelecekler.
İsrail ne Lübnan’da iç savaş çıkarabildi ne de Kürtleri savaşa sokabildi. Bu savaşta aldığı darbeler dolayısıyla çok önemli krize girmek üzeredir. Ordunun dağılma tehlikesinden söz ediliyor. Yahudiler İsrail’den göç ediyorlar.
Biden iktidarı döneminde ABD emperyalizminin sıkı güdümüne giren AB ülkeleri, Rusya ile bir daha zor barışacak şekilde düşmanlaşmışlardı. Şimdi Avrupa ülkeleri artan enerji ihtiyacı nedeniyle Rusya ile ticareti yeniden başlatabilir.
İran ile Hindistan’ın birlikte yer aldıkları Şanghay İttifakı ve BRICS, Hindistan’ın bu savaşta İsrail’e yakın durmasını engelleyemedi. İran ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin BRICS ortaklığı da bu savaştaki düşmanlaşmayı engelleyemedi.
Rusya ile Çin’in bu savaşta İran’ı desteklediği doğrudur ancak söz konusu destek zayıftı. Rusya, 15 Ağustos 2025’te Alaska’da yapılan Trump ile Putin arasındaki anlaşmaya bağlı kalmaya önem veriyor. İran bu savaşta kendi gücü dışında, esas olarak Lübnan, Irak ve Yemen’deki Şii güçlere dayanıyor.
İran’a saldırı sürecinde Batılı güçlerin demokrasi ve insan hakları söylemi ağır yara aldı. Saldırganların İran’da 168 kız çocuğunu birden öldürmesi hükümetlerin protestosuyla bile karşılaşmadı. İsrail’in Gazze’de apaçık yürüttüğü soykırıma ses etmeyen Avrupa emperyalistlerinin İran’a saldırıya doğrudan katılmama nedeni, savaşın onları çok zora sokacak sonuçlara gebe olmasıdır.
Savaşı görüşmek amacıyla yan yana gelen 12 “Müslüman” ülke, saldırgan ABD’ye ses etmeyip İran’ı suçladılar. AKP iktidarının İran’ı düşecek durumda görse Libya’ya saldırıda yaptığını yaparak NATO güçlerine katılacağından kuşkumuz bulunmuyor. Erdoğan ile Trump arasında gizli bir anlaşma olduğu ihtimali göz ardı edilemez.
Savaş dünya ekonomisini altüst ediyor. ABD’ye çok büyük güç sağlayan petro-dolar sisteminin gerilemesi hızlanıyor. ABD yılda 1,2 trilyondan fazla dış borç faizi ödeyen bir ülkedir. 37 trilyon doları aşkın ve hızla artan kamu borcu var. Silahlanmaya bu yıl 900 milyar dolar ayırmış durumda. Bu askeri bütçe kendisinden sonra gelen ilk 8–10 ülkenin toplamına yakındır. Bu silahlanma politikası ve borçlar ABD’de çok önemli siyasi istikrarsızlık yaratabilir. Petro-dolar sisteminin çökmesi demek ABD’nin çeşitli ülkelere ekonomik yaptırımlar uygulama imkanını kaybetmesi demektir.
Söz etmeden geçmeyelim: Almanya ile Japonya’nın Ukrayna Savaşı koşullarından yararlanarak hızla silahlanması çok dikkat çekicidir. Hatırlanacağı gibi bu iki devlet çok belalı bir geçmişe sahiptir.
Türkiye egemenleri bir yandan İran’ın ve tarafların yıpranmasından memnun görünürken, diğer yandan savaşın ağır ekonomik yükü ve ABD-İsrail’in onları zorlaması nedeniyle tedirginler. Türkiye petrol ve doğal gaz ihtiyacının yüzde 90’ından fazlasını ithal ediyor. Üstelik ABD-İsrail eğer İran’ı ezebilirse sıra Türkiye’ye gelecektir ki o durumda AKP iktidarının ABD-İsrail ile işbirliğini sürdürmesi çok zor olacaktır.
İran’da halkları birbirine düşürmeyi başarırlarsa Ortadoğu’da patlayacak ulusal boğazlaşmalar Kafkasya’ya, Orta Asya’ya da sıçrayabilir.
ABD’nin Ortadoğu’da, Latin Amerika’da ve dünyadaki saldırgan tutumu genelde Çin’e yarıyor. Bununla birlikte ABD emperyalizminin sebep olduğu Ukrayna savaşı ve bugünkü İran savaşı, Çin’in Bir Kuşak Bir Yol stratejik projesine önemli zararlar verdi. Çin’in petrol ithalatının yüzde 35’inin Ortadoğu’dan karşılandığını biliyoruz.
Dünya ve Türkiye devrimci hareketi nasıl etkileniyor?
Gazze’deki soykırım dünyada anti-emperyalist bilinci kuvvetlendirmişti. İran’ın ABD-İsrail saldırısına karşı direnişi hem dünyada hem de ülkemizde anti-emperyalist bilinci kuvvetlendirdi. Biliniyor ki eğer ABD–İsrail yenilirse her iki ülkedeki faşist hareketler ağır darbe alacak. Ortadoğu’da yüz yılın başından bu yana yürütülen ve milyonlarca insanın ölümüne, IŞİD gibi bir örgütün yaratılmasına sebep olan ve özgürlük vaatleriyle halkları birbirine kırdırmayı amaçlayan Haçlı Seferi’nin nihayet önü kesilecek.
Türkiye’de Kürt ulusal hareketinin ne Filistin, ne İran, ne Irak ne de Küba halkını uğradıkları ağır saldırılar karşısında desteklediği görüldü. Kürt ulusal hareketi, Suriye halkına uygulanan ve Yezid güçlerinin Kerbela’da yaptığını hatırlatan Sezar yaptırımları döneminde de millî bencillik tutumu içinde ABD işgalcileriyle işbirliği yapmıştı. Bu tutumların Kürt ulusal hareketi çevresindeki solun düşünmesine yardımcı olması umulur. Ne yazık ki Kürt ulusal hareketine yedeklenmesi süreci Türkiye sosyalist ve demokratik hareketinin düşünce ve davranışında ağır tahribat yarattı. Anti-emperyalist yurtseverlikten uzaklaşan Türkiye solu kendi halkına yabancılaştı. (TÜRKOFOBİ https://odakdergisi2.com/sosyalist-solda-turkofobi/) Sol hareketin o kökleşmiş etkiden arınması ciddi çaba ister.
ABD’de İsrail’e artan tepki dikkat çekiyor. ABD kamuoyunun sempatisi 2001’den bu yana ilk kez İsraillilerden çok Filistinlilere yönelmiş durumda. ABD’de yapılan bir ankette katılımcıların yüzde 41’inin Filistinlilere, yüzde 36’sının ise İsraillilere daha fazla sempati duyduğunu belirttiği ifade ediliyor. Demokratların ezici çoğunluğu Filistin’den yana görünüyor. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abdlilerin-cogunlugu-ilk-kez-israillilerden-cok-filistinlilere-sempati-duyuyor/3842099
Kürt hareketi, Sovyetler’in yıkılması ardından dümeni Batı’ya kırdı. Öncesinde anti-emperyalizm ve Marksizm-Leninizm şampiyonu iddiasındaydı. Bunların gerçek olmadığı ortaya çıktı. Emperyalizm karşısında net tutumda olmayan bütün ulusal hareketler, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından ve özellikle Irak’a saldırıdan bu yana emperyalizmin yörüngesinde kendisine yer arıyordu. Kürt ulusal hareketinin bu tutumu daha Irak’ın işgali günlerinde kendisini gösteriyordu. Türkiye solu, Kürt milliyetçi hareketine etki etmekte ne yazık ki çok geç kaldı. Türkiye solu, zamanında, kendi içinde birlik oluşturarak net bir anti-emperyalist tavır ortaya koyabilseydi Kürt ulusal hareketine sempati duyan milyonları etkileyebilirdi. Kürt hareketi yörüngesindeki Türkiye solu bu konuda kendisini bile koruyamadı.
Dünya sosyalist hareketi, özellikle Batılı emperyalizmin manipülasyonu nedeniyle uzun yıllar emperyalizm ve sınıf kavrayışından uzaklaştı. Bölgemizde Kürt hareketi, Batılı emperyalizmle bütünleşmeyi amaçlayan bir sol milliyetçilikle, Batılı güçlerin sola empoze ettiği liberal bir feminizm, LGBT ve ekolojik hareketin sola taşıyıcısı oldu.
Ne yapmalı?
Bugünkü koşullarda İran’ın direnişi dünya devrimci hareketine hizmet ediyor. İran’ın anti-emperyalizmi kuşkusuz kendi sınıf ve devlet çıkarlarıyla sınırlıdır. Ancak diğer yandan bir süredir Filistin halkını militanca savunanlar, yalnızca İran ve Şii müttefikleridir. Türkiye egemenleri Filistin’i sözde savunurken alttan alta kendi çıkarları için İsrail ile işbirliği yapıyorlar.
İsrail ve NATO Türkiye’yi İran’a karşı savaşa çekmeye çalışıyorken halkın çok büyük çoğunluğu Türkiye’nin İran’a karşı savaşa katılmamasını istiyor. (Metropol Araştırma Merkezi Mart 2026 Türkiye’nin Nabzı araştırması). AKP iktidarı ise, çatırdayan NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesine Karadeniz’de yaptıklarıyla destek oluyor. Türkiye egemenlerinin içinde aktif olduğu “Türk Devletleri Topluluğu” şimdiden İsrail ile işbirliği topluluğuna dönüştü. AKP’nin bu siyaseti bölgede ve dünyada savaş riskini artırıyor. NATO’dan çıkılması ve İsrail ile ilişkilerin kesilmesi talebi yükseltilmelidir.
Filistin ve İran direnişi Türkiye solunun emperyalizmden bağımsızlığı düşüncesine kuvvet kazandırdı. Bu düşünce, Kürt ulusal hareketi etrafında örgütlenmiş ya da hareket etmiş olan devrimci gruplar arasında da görülüyor. Şimdi oluşan yeni koşullarda solda uyanan anti-emperyalist tutumu ileriye götürmek gerekiyor. Devrimci hareketler bu temelde netleşme, güçlenme ve birlik çizgisi izlemelidir. Türkiye solu Türkofobiden arınmalı ve halkıyla buluşmalıdır. Türk, Kürt, Arap yurtseverliğinin birbirine karşıt olmaktan çıkarak anti-emperyalist temelde buluşması için çalışmalıyız.
Savaş çok ağır bir ekonomik maliyet çıkarmaktadır. Emekçilerin hak ve özgürlük mücadelesini desteklemeliyiz. Etkili olduğumuz alanlar başta olmak üzere bulunduğumuz her yerde toplumsal dayanışmanı gelişmesi için çalışmalıyız.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
