Atak Logo

Atak Menü

İNSANLIK TAVRI (Serhat Lif)

İNSANLIK TAVRI (Serhat Lif)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
16 Mart 2026, 16:35 | Yazar: Serhat Lif | Kategori: Dünya
İNSANLIK TAVRI (Serhat Lif)

 

İran, bütün dünyanın gözü önünde kendilerini dünyanın efendisi, diğer bütün toplumları ise kendi hizmetkârı olarak gören kibir ve küstahlık abidesi ABD–İsrail saldırganlığına karşı beklenmedik ölçekte karşı saldırılar gerçekleştiriyor. Uzun vadeli bir stratejik savaş yürütüyor ve yıllardır dünyaya dayatılan, güce ve zorbalığa dayalı bu küstah “güç uygarlığı”nın sarsılmaz olduğu iddiasını ciddi biçimde tartışmalı hâle getiriyor.

 

Uzun yıllar boyunca uluslararası sistem, askeri ve ekonomik gücü elinde bulunduran devletlerin kendi çıkarlarını “evrensel düzen” olarak dayattığı bir yapı içerisinde şekillendi. Bu düzen, çoğu zaman adalet ve hukuk söylemleriyle süslense de, gerçekte askeri üstünlüğün ve politik zorlamanın belirlediği bir güç hiyerarşisine dayanıyordu. Bugün yaşanan gelişmeler ise bu hiyerarşinin sorgulanmaya başlandığını gösteriyor.

 

İran’ın yürüttüğü direniş, yalnızca kendi ulusal güvenliği açısından değil, aynı zamanda emperyalizmin baskısına uğramış birçok toplum açısından da sembolik bir anlam taşıyor. Bu direniş, doğrudan ya da dolaylı olarak dünyanın birçok bölgesinde yıllardır müdahaleler, darbeler, ambargolar ve savaşlarla karşı karşıya kalmış halkların hafızasında yankı buluyor.

 

Dolayısıyla yaşanan mücadele yalnızca iki devlet arasındaki askeri bir çatışma olarak görülmüyor. Birçok insan için bu durum, güç karşısında direnişin mümkün olup olmadığına dair tarihsel bir sınav niteliği taşıyor.

 

Bu onurlu direniş, emperyalizmin baskısına ve müdahalelerine maruz kalmış bütün dünya halkları adına yürütülüyormuş gibi algılanıyor. En azından sonuçları itibarıyla, dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan milyonlarca insanın çıkarlarıyla örtüşen bir mücadele olarak görülüyor. Çünkü küresel ölçekte mutlak güç iddiasıyla hareket eden bir yapının sarsılması, uluslararası ilişkilerde daha dengeli bir ortamın oluşmasına zemin hazırlayabilir.

 

Elbette savaşların doğası gereği belirsizlikler her zaman vardır. Ancak mevcut tabloya bakıldığında, ABD ve İsrail’in bekledikleri hızlı ve kesin sonuçları elde edemedikleri açıktır. Eğer bu insanlık yoksunu saldırgan güçler bir çılgınlığa başvurup İran’a karşı nükleer silah kullanma gibi insanlık dışı bir yola sapmazlarsa ve savaş mevcut seyrinde devam ederse, ABD–İsrail ittifakının bu süreçten ciddi bir prestij kaybıyla çıkma ihtimali oldukça yüksektir.

 

Böyle bir senaryo, sadece askeri dengeleri değil, küresel siyasi dengeleri de derinden etkileyebilir. Uzun yıllardır kendisini dünyanın tartışmasız lideri olarak sunan ABD’nin bu konumunun sarsılması, uluslararası sistemde yeni güç dengelerinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Aynı şekilde İsrail’in bölgesel askeri üstünlüğüne dair yerleşmiş algıların da ciddi biçimde sorgulanması kaçınılmaz olacaktır.

 

Bugün gelinen noktada, ABD’nin küresel liderliğinin sona erdiği bir eşikte olduğumuzu düşünenlerin sayısı giderek artıyor. İsrail’in ise askeri ve siyasi açıdan beklediği sonuçları elde edemediği bir tabloyla karşı karşıya olduğu görülüyor. Bu durum, yalnızca askeri başarısızlık meselesi değil; aynı zamanda uluslararası prestij, caydırıcılık ve meşruiyet meselesidir.

 

Tarih boyunca güç sahipleri kendilerini yenilmez olarak göstermeye çalışmışlardır. Ancak tarih aynı zamanda, hiçbir gücün mutlak ve sonsuz olmadığını da defalarca göstermiştir. Bugün yaşanan gelişmeler de bu tarihsel gerçeğin yeni bir örneği olabilir.

 

Bütün bu gerçeklikler ortadayken, vicdanını, izanını, ahlakını ve insanlığını bir kenara bırakarak dünyadaki birçok halkın acı çekmesine neden olan bu saldırgan politikalardan yana tavır alanlar, yarın tarih karşısında nasıl bir konumda duracaklar? Gücün yanında saf tutmayı “gerçekçilik” olarak sunanlar, insanlık değerlerini hiçe sayan bu politikaların sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldıklarında ne söyleyecekler?

 

Dahası, bugün açıkça saldırganlıktan yana tavır koyanlar bir yana, sessizlikleriyle ya da tarafsızlık görüntüsü altında fiilen güçlüden yana konumlananlar yarın bu tutumlarını nasıl açıklayacaklar?

 

Çünkü tarih yalnızca savaşları ve sonuçlarını değil, aynı zamanda insanların ve toplumların o savaşlar karşısında aldıkları tavırları da kaydeder. Bugün verilen veya verilmeyen her tavır, yarının tarih kitaplarında birer not olarak yerini alacaktır.

 

İşte tam da bu nedenle, bugün yaşananlar sadece askeri bir çatışma değil; aynı zamanda insanlığın vicdanını, ahlakını ve adalet duygusunu sınayan bir süreçtir. Bu süreçte kimin nerede durduğu, yalnızca bugünün değil yarının da en önemli sorularından biri olacaktır.

 

Ve o gün geldiğinde, insanlık karşıtı politikalara destek verenler ya da sessizlikleriyle onları meşrulaştıranlar, yüzlerini hangi karanlık köşede saklayacaklarını ciddi ciddi düşünmek zorunda kalacaklardır.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!