Atak Menü

İnancı Değil, İstismarı Yargıla: İslam Tartışmasına Dair (Ahmet Aşkar)

İnancı Değil, İstismarı Yargıla: İslam Tartışmasına Da…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
02 Mayıs 2026, 16:18 | Yazar: Ahmet Aşkar | Kategori: Dünya
İnancı Değil, İstismarı Yargıla: İslam Tartışmasına Dair (Ahmet Aşkar)

 

 

Bu konular, tabii ki çok hassas olduğu için bu konuda söylenecek ve yazılacak her söz yüzlerce kez süzgeçten geçirilmelidir. Çünkü pireyi yakalım derken yorganı da yakma tehlikesi vardır.

 

Din, salt bir inanç biçimi olarak değil; arkasında milyarlarca insanın olduğu çok önemli bir toplumsal olgu olarak, sorumlu bir mantıkla ele alınmalıdır. Hiçbir din, içinde doğduğu coğrafya, toplumsal koşullar ve zaman unsuru göz ardı edilerek analiz edilemez. Bu olgular göz ardı edilerek bu konuda analiz yapmak cahilliktir.

 

Dinler ele alınırken bir yanlarıyla değil; olumlu ve olumsuz bütün yönleriyle ele alınmalıdır. Tam bu noktada “din afyondur” diyen sol anlayışın ne kadar soyut ve “cahilane” bir anlayış olduğu ortaya çıkar. Dinler, tarihin çeşitli aşamalarında, belirli toplumsal koşullarda toplumların bir ihtiyacı olarak doğarlar; genelde doğuş ve gelişme aşamalarında ilerici bir rol oynarlar. Daha sonraki aşamalarda devletleşir ya da devletin hizmetine girerler ve yozlaşırlar.

 

Bu söylediklerim özellikle Hristiyanlık ve İslamiyet için geçerlidir. İlk Hristiyanlar, on yıllarca mutlak adalet için mücadele etmişler ve bundan dolayı ağır bedeller ödemişlerdir. Hristiyanlığın bu yönü göz ardı edilerek onu sadece “Orta Çağ” karanlığı ile algılamak cahillik olduğu kadar adaletsizliktir de. Aynı şey İslamiyet için de geçerlidir. Hristiyan Avrupa Orta Çağ karanlığında yaşarken, İslam âlemi bilimin birçok alanında büyük atılımlar yapıyordu. Yine İslam’ın uygarlık yarattığı bu dönemi atlayarak bugünün cihatçı çetelerinden hareketle onu “barbarlık dini” olarak yargılamak hem cahilliktir hem de adaletsizliktir.

 

Yukarıda dile getirdiğim gerçeklerden hareketle bilinmelidir ki barbar İslamcı cihatçıların söylemleri ve pratikleri ne kadar tehlikeli ise, bunlardan hareketle dünyada yaşayan 1,5 milyar Müslümanı rencide eden söylemler de bir o kadar tehlikelidir.

 

El Kaide, IŞİD vb. örgütlerin CIA ve Mossad tarafından kurulduğunu artık Amerika ve İsrail de reddetmiyor. İş böyle olunca cihatçı çetelerin oluşumunda CIA ve Mossad olgularını atlayarak yapılan bütün analizler, son tahlilde Siyonizme hizmet eder. Bazı Alevi arkadaşlar maalesef bu hatayı yapıyor. Bu tür yaklaşımların Alevi halkının yalnızlaşmasına ve Siyonizmin kucağına düşmesine yardımcı olacağı açıktır.

 

Hele hele İslamiyetin her zaman barbar bir rol oynadığını iddia edip işi, 1,5 milyar insanın kutsadığı Hz. Muhammed’e hakarete kadar vardırmak ve bunu Alevilik adına yapmak, Alevilere yapılacak en büyük kötülüktür. Zira bu rencide edici söylem, masum yüz milyonlarca Müslümanın Alevi düşmanı olmasına hizmet eder; cihatçı terörist çetelerin değirmenine su taşır.

 

İsterik bir şekilde İslam’a küfür eden arkadaşlara, hiçbir dinin masum olmadığını hatırlatırım.

 

Tarihte, İsa adına, dünyanın en barışçıl dini sayılan Hristiyanlık adına milyonlarca insan katledilmiştir. Aynı şey Musevilik (Yahudilik) için de geçerlidir. Yahudilik adına soykırım bugün de devam etmektedir...

 

Buna karşılık Avrupa Orta Çağ karanlığında yaşarken, Müslümanlar gerek Suriye ve Irak’ta gerekse Endülüs’te tıp, astroloji, felsefe, matematik ve daha birçok alanda büyük atılımlar yapmışlardır. (Bu konuda ilgili arkadaşlara Lübnanlı Hristiyan yazar Emin Maalouf’u okumalarını tavsiye ederim.)

 

Avrupalı prensler Endülüs İslam devletinin üniversitelerinde eğitim görmüşlerdir. Avrupa, tarihin derinliklerine gömülmüş Yunan felsefesini Arap-İslam uygarlığı vasıtasıyla yeniden keşfetmiştir.

 

Hiç kimse Arap-İslam fetihlerinin (işgallerinin), Haçlı Seferleri’nden daha kanlı ve daha barbar olduğunu iddia edemez.

 

İslam’ın bugün “Orta Çağını” yaşadığı doğrudur. Hristiyanlık bu evreyi yüzyıllar önce yaşamıştı. İslam’ın bugün Orta Çağ karanlığını yaşamasında işgallerin ve emperyalist-siyonist komploların da rolü büyüktür. Zira özellikle Orta Doğu’da aydınlanmanın, özgürlüğün ve demokrasinin en büyük düşmanı emperyalist sömürgeciliktir. Tam da bundan dolayı bu coğrafyada laik, özgürlükçü bütün liderler ve hareketler emperyalizmin ve Siyonizmin hedefi olmuştur. İran’da Musaddık, Mısır’da Cemal Abdülnasır, Suriye’de Hafız Esad, Libya’da Kaddafi buna örnektir. Tabii ki bunlara Filistinli lider Yaser Arafat’ı da ekleyebiliriz. Arafat önce siyaseten tasfiye edildi, sonra zehirlenerek öldürüldü. Yaratılan bu boşluk da İslami örgütler tarafından dolduruldu.

 

Bütün bunların ışığında, bu konuda dünyadaki 1,5 milyar Müslümanı rencide edici yazılar yazan arkadaşları daha sorumlu davranmaya davet ediyorum.

 

***

 

Atak Dergisi Notu:  Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!