Atak Menü

İLK RAUND MOLLALARIN, YA SONRASI (MI?)! (Sibel Özbudun-Temel Demirer)

İLK RAUND MOLLALARIN, YA SONRASI (MI?)! (Sibel Özbudun…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
26 Nisan 2026, 14:47 | Yazar: Sibel Özbudun | Kategori: Ortadoğu
İLK RAUND MOLLALARIN, YA SONRASI (MI?)! (Sibel Özbudun-Temel Demirer)

 

“Kapitalizmde, özellikle de

emperyalist evresinde,

savaşlar kaçınılmazdır.”[1]

 

21 Nisan 2026 tarihli bu yazı, Pakistan aracılığıyla yürütülmeye gayret edilen açmaz günlerinde kaleme alındı ve görünen o ki, ilk raund İran’ındı. Elbette, “ya sonrası” meselesi yanıtını ararken…

 

Çok giriftmiş gibi sunulmak istenen soru(n), aslında Ludwig Wittgenstein’ın, “Hegel bana hep şunu söylemek istiyormuş gibi görünüyor: Farklı görünen şeyler aslında aynıdır. Oysa benim ilgim, aynı görünen şeylerin aslında farklı olduğunu göstermektir,” ifadesindeki üzere netti.

 

İran’daki Mollarşi ile emperyalist Trump çılgınlığı arasında nihai kertede “yapısal bir fark” yok. Sorun aynıların arasındaki farkın yol açtığı meseleleri ortaya koyabilmekte.

 

* * * * *

 

Bu konuda söylenebilecek ilk şey, emperyalist paylaşım keçesinin daha çok su kaldıracağıdır.

Evet, yerküreyi sürdürülemez kapitalist zorbalık biçimlendirdiği sürece, onların yağma özgürlüğü iktidarda olacaktır.

 

Tam da bunun için Friedrich Engels, “Burjuva toplumu bir yol ayrımında duruyor, ya sosyalizm ya da barbarlığa geri dönüş,” derken; Rosa Luxemburg eklemişti:

 

“Şimdiye kadar hepimiz bu sözleri, onların korkunç ağırlığını sezmeden tekrarladık. Bu savaş barbarlığın ne anlama geldiğini gösteriyor. Emperyalizm yok oluşumuza yol açıyor.”

 

* * * * *

 

“Kötülüğün yayılması, toplumsal normların ve etik değerlerin bozulmasıyla ilişkilidir”[2] diyen Herbert Marcuse’ü doğrularcasına, tarih bizlere, kapitalizmin organik kriz koordinatlarında belirsizliklerin, sıkışıklıkların emperyalistler arasında çatışma dinamiklerini tetiklediğini gösterir. Ve kötülük yayılır.

 

Bugün olan da bu; ya da Kanada Başbakanı Mark Carney’in, “Bu geçiş dönemi değil, bir kopuş,”[3] ifadesindeki durum…

 

Kolay mı? 

 

Küresel resesyon katmerlenirken, bulaşıcı özellikler içeriyor. Devasa bir tsunami geliyor. Bu da tarihsel bir kaçınılmazlık gibi duruyor… 

 

“Kapitalist Uygarlık” denilen yıkım, yerkürenin ekosistemini -içindeki tüm canlılarla birlikte- hızlanan bir oranda sürdürülemez kılıyor. Savaşlar, küresel ısınmaya katkı yapıyor; sermaye birikim sürecinin merceğinden bakıldığında, modern savaşlar yalnızca yıkım aracı değil, aynı zamanda yeniden birikim olanakları yaratma aracıdır. Malum üzere savaşlar yıkarak, öldürerek yeni birikim zeminleri yaratırken; yalnız insanları değil, yerküreyi de öldürüyor. Ve sermaye bu hâlden kâr devşiriyor: Yıkım araçları satarak, işgal/ ilhak edilen coğrafyalardaki kaynakları yağmalayarak, “yeniden imar” yatırımlarıyla, yenik düşmüşlerin emeğini talan ederek… 

 

Kapitalist devlet aygıtı “anayasal düzenin normları”na (“sivil toplum”) uygun işlemek bir yana, diktatörlüğün (“siyasal toplum”un) ideolojik zorbalığı hâline geliyor. Totalitarizm, parlamenter söylenceleri tekzip ederek, geri dönülmez bir noktaya doğru evriliyor… (Örneğin, ABD’de artık biçimsel “hukukun üstünlüğü”nün yerini keyfilik alıyor. Trump anayasayı ciddiye almıyor. Kimi doktorlar, ABD devlet başkanı ve başkomutanı Donald Trump’ın, demans belirtileri sergilediğini söylüyorlar. Epstein pedofili skandalında adı geçiyor, her gün yeni bir dosya ortaya dökülüyor.) 

 

Örneğin Gazze’de, Nazilere bile parmak ısırtan soykırım yaşanıyorken, artık “kırmızı çizgiler”den söz etmek mümkün değildir. Bu da bir rastlantı falan değil, sürdürülemez kapitalizmin yapısal (organik kriz) gerçeğidir! (Bu arada İsrail’de Netanyahu açısından savaş yalnızca stratejik değil, varoluşsaldır: savaş sayesinde hakkındaki yolsuzluk davaları askıya alındı, hükümeti düşürecek bütçe oylaması ertelendi, erken seçim tehlikesi savuşturuldu.)

 

Özetle, sürdürülemez kapitalizmin toplumsal dokusu çatlayıp; ABD hegemonyası hızla buharlaşırken; insan(lık) -belki de- nükleer bir krize doğru sürükleniyor…

 

O hâlde şunun altını özenle çizelim: İran mı, ABD-İsrail mi kazanıyor sorusu yanlış değil; ancak meseleyi bir ikileme sıkıştırarak savaşın gerçek sorumlularını görmeyi zorlaştırıyor.

 

Ortadoğu’da ABD-İsrail-İran hattındaki savaş derin, yapısal bir organik kapitalist krizin semptomudur. 

 

* * * * *

 

James O’Connolly’nin, “Savaş, ancak barbarca fikirleri olan bir yönetici sınıf tarafından yönetildiğimiz için mümkün olan bir barbarlık kalıntısıdır. Tüm ülkelerde bu barbarca yönetici sınıf iktidardan uzaklaştırılana kadar, tüm ülkelerin işçi sınıfı savaşın dehşetinden kurtulmayı umamaz,” vurgusundaki üzere III. Dünya Savaşı tanımını kullanmak ile kullanmamak arasındayız.

 

Politik dinamikler ile ekonomik riskler karmaşıklaştıkça savaş olasılığının çapı genişliyor; “Soğuk Savaş”tan beri hiçbir kriz, bu kadar çok ülkeyi, emperyalist gücü eşzamanlı savaş sahnesine davet etmedi. Mevcut durum, askeri çatışmanın çok ötesine geçti. 

 

Her an, her şey mümkün olduğu gibi, zincirleme sonuçlar da doğurabilir. 

 

Kolay mı?

 

Savaşla sürdürülemez kapitalist çılgınlık ekonomik, jeopolitik, sosyolojik bakımdan bir eşiği aştı. Savaşın karmaşık etkisi, bir kırılmayı devreye soktu. Dengeleri dağıttı. Küresel düzeyde yerleşik jeopolitik dengeleri değiştirdi.

 

İran’da (ABD’nin iddiasıyla) rejim “değişti”(!?) ve “uzlaşmacı”, “müzakere yanlısı” kadrolar ilk günlerde ABD bombardımanıyla bertaraf edilip yerini Devrim Muhafızları’nın askeri (sermayedar yeni burjuva) diktatörlüğüne bıraktı. 

 

ABD/İsrail-İran Savaşı’nın yol açtığı küresel felaket, tüm tehdit ve imkânların önünü açıyor.

 

Örneğin Hürmüz Boğazı’nın kapatılması enerji şokunun açığa çıkmasına yol açtı. Kapatılma süresinin uzaması, savaşın ve krizin şiddetlenmesini besleyecek, bu da dünya ekonomisinin resesyonunu körükleyecektir.

 

Bir başka deyişle, Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulması dünya ekonomisinin şiddetli bir resesyona girmesine, küresel stagflasyona yol açacaktır.

 

Çünkü Hürmüz Boğazı en başta dünya petrol tüketiminin ve sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 20’sinin geçtiği bir enerji koridorudur. Yalnız İran değil, başta Suudi Arabistan, Irak ve BAE olmak üzere, bölge petrol ihracatının büyük bölümü söz konusu koridordan yapılıyor. 

 

Bunlara ek olarak: ABD’nin meşruiyeti ciddi biçimde sarsıldı. ABD, 1945 sonrası kurduğu uluslararası düzenin taşıyıcısı olma kapasitesini yitiriyor. NATO’nun işlevselliği zayıflıyor.[4]

 

ABD açısından soru(n) salt dış politika fiyaskosuyla baş etmek değil; İran savaşı toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesine de yol açtı. ABD’nin 2000’li yıllarda giderek zayıflayan hegemonyası hızlı bir düşüşe geçti. ABD için asıl stratejik soru(n) petrolden ötede dolar egemenliği (rezerv para) ile ilgili açmazdır. 

 

 “Güç haklıdır” savı uluslararası bir kaçınılmazlık olsa da, ABD’nin Vietnam, Afganistan, Irak fiyaskoları bir kez daha boy gösteriyor.

 

“Amerikan İmparatorluğu” dayatması çöküşe geçerken; kaotik durum daha da içinden çıkılmaz hale geldi. Savaş dengeleri değiştirmekle kalmadı; savaş öncesi düzen onarılamaz biçimde geride kaldı. Rusya ile Çin ise, bu durumun yarattığı imkânlardan yararlandı.

 

* * * * *

 

Ya Mollarşi mi?

 

Şah rejimine karşı ayaklanan emekçi yığınların Devrim’ine karşı tezgâhlanan karşı-devrimin nasıl gerçekleştiği;[5] ülkenin kaynaklarının hemen tümünü denetleyen mollaların dümende olduğu eş-dost  kapitalizmine başkaldıran yığınların isyanlarının darağaçlarında bastırıldığı,  örtünmeyen kadınlara eğitimin olmadığı,[6] Mahsa Amini’lerin İran’ı ise hepimizin malumu! Fazla söze ihtiyaç var mı?

 

Bu durumda emperyalist ABD/ Siyonist İsrail saldırganlığı karşısında mollarşi ile değil, İran halklarıyla dayanışmayı yükseltiyoruz.

 

* * * * *

 

O hâlde şimdi V. İ. Lenin’in, “Savaşlar ve tüm felaketleri, milyonlarca emekçiyi esaret altında tutan, uluslar arasındaki mücadeleyi kızıştıran ve sermayenin kölelerini yeme dönüştüren kapitalizm tarafından üretilir. Bu kitle baskısına ve köle sahiplerinin çıkarları doğrultusunda yapılan bu köle katliamlarına son verebilecek tek güç, devrimci proletaryanın dünya çapındaki sosyalist ordusudur,” vurgusuyla ekleyelim:

 

“Yığınların barıştan yana duyguları, çoğu zaman, bir protestonun başlangıcını, savaşın gerici niteliğine karşı kızgınlığı ve yığınların bu niteliğin bilincine vardıklarını ifade eder. Bu duygudan yararlanmak, sosyal-demokratların görevidir. Bu anlamdaki her harekete, her gösteriye bütün güçleriyle katılacaklar, ama devrimci bir harekete geçilmeden (…) barışın mümkün olabileceğini söyleyerek halkı kandırmayacaklardır. Halkın bu şekilde aldatılması hasım hükümetlerin gizli politikalarına hizmet etmek ve bunların karşı-devrimci planlarını kolaylaştırmak demektir. Sürekli ve demokratik barış isteyen herkes, hükümetler ile burjuvaziye karşı, bir iç savaştan yana olmak zorundadır.”[7]

 

Son bir şey daha: Emperyalist paylaşım savaşları ezilenler için bir tehdit olması yanında bir imkândır da.

 

Unutulmamalıdır ki, yeni bir dünya, eski dünyanın organik krizinin yol açtığı çöküşün, enkazı içinde doğabilir, doğmak zorundadır…

 

Tabii, değerlendirilebilir ise ve “Ortadoğu Devrimci Çemberi” enternasyonalist ütopyası yeniden ete kemiğe büründürülebilir ise… 

 

21 Nisan 2026 17:34:52, Muğla.

 

N O T L A R

 

[1] V. İ. Lenin.

 

[2] Herbert Marcuse, Tek Boyutlu İnsan, çev: Seçkin Çağan, May Yay., 1968.

 

[3] Ergin Yıldızoğlu, “Davos: Geçiş Değil Kopuş”, 22 Ocak 2026… https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/davos-gecis-degil-kopus-2472146

 

[4] “NATO: Emperyalizme Kölece Bağımlılığın Simgesi”, Emeğin Kurtuluşu, No:77, 1-15 Nisan 2026, s.8-9.

 

[5]  “İran Devrimi Nasıl Gerçekleşti?”, Emeğin Kurtuluşu, No:76, 16-31 Mart 2026, s.12.

 

[6] “İran’da Örtünmeyene Eğitim Yok”, Cumhuriyet, 4 Nisan 2023, s.7.

 

[7] V. İ. Lenin, Sosyalizm ve Savaş, Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin Savaşa Karşı Tutumu, çev: N. Solukçu, Sol Yay., 1970.

 

***

 

Atak Dergisi Notu:  Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!