Atak Menü

II. Bölüm — Savaşın Bölgeye Yayılması ve Direniş Ekseni (Mehmet Güzel)

II. Bölüm — Savaşın Bölgeye Yayılması ve Direniş Eksen…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
03 Ekim 2026, 03:22 | Yazar: Mehmet Güzel | Kategori: Dünya
II. Bölüm — Savaşın Bölgeye Yayılması ve Direniş Ekseni (Mehmet Güzel)
II. Bölüm — Savaşın Bölgeye Yayılması ve Direniş Ekseni (Mehmet Güzel)

 

II. Bölüm — Savaşın Bölgeye Yayılması ve Direniş Ekseni 

 

”İran’a yönelik savaşın yeni aşaması, çatışmayı yalnızca İran ile ABD ve İsrail arasındaki bir hesaplaşma olmaktan çıkardı. Suudi Arabistan’ın savaşa katılması, Yemen cephesinin açılması ve Mekke Askerî İttifakı’nın devreye girmesiyle bölgesel dengeler yeniden şekillendi. Bu bölüm, savaşın yayılmasını, yeni aktörlerin konumlanmasını ve Direniş Ekseni’nin ağır kayıplara rağmen sürdürdüğü askerî direnme kapasitesini ele alıyor.”

 

Not: Bu makale "ABD-İran Savaşının Bölgesel Yayılımı ve Değişen Dengeler" dosyasının ikinci bölümüdür.

 

 

“40 Gün Savaşı”nda ABD Kayıpları 

 

“40 Gün Savaşı”nda ABD’nin kayıpları büyük oldu. ABD’nin Kuveyt, Ürdün, Irak ve Katar’daki askerî üsleri tahrip edildi, kullanılamaz hâle geldi. ABD, üslerdeki askerlerini otellere taşımak zorunda kaldı. İran, ABD askerlerinin taşındığı bu otellerden bazılarını bile vurdu. 

 

ABD resmî açıklamalarına göre 13 asker ölmüş ve 415 asker yaralanmıştır. Ancak ABD askerî kayıplarını gizlediği gibi ölü asker sayısını da gizliyor. Sadece bir saldırıda (Dubai’de) 40 ABD askerinin öldüğü İran tarafından açıklandı. 

 

ABD’nin resmî açıklamalarına göre ABD’nin 42 askerî hava aracı (F-35, F/A-18, tanker uçakları, AWACS) kaybı oldu. İran ise 200’den fazla ABD askerî hava aracını etkisiz hâle getirdiğini söylüyor. 

 

ABD, bu savaşta 33,4 milyar dolar harcadığını kabul ediyor. 

 

ABD donanmasının en büyük uçak gemileri olan Abraham Lincoln ve Gerald R. Ford uçak gemileri bu savaşta vurularak hasar almış ve bölgeden kaçmak zorunda kalmıştır. 

 

Keza İsrail’in askerî hava üsleri, lojistik merkezleri, radar ve enerji merkezleri, istihbarat ve komuta merkezleri vurularak tahrip edildi. 

 

ABD, İsrail ve bunların müttefikleri, İran’ın bu beklenmeyen direnişi karşısında 7-8 Nisan 2026’da İran’ın mutlak zaferi olarak kabul edilebilecek şartlarda “Geçici Ateşkes” anlaşması yapmak zorunda kaldılar. 

 

Ancak ABD ve İsrail bu anlaşmaya da uymadılar. Trump, Türkiye’de NATO Liderler Zirvesi’nde iken 8 Temmuz’da İran’a yeniden saldırı emri vererek Ateşkes Anlaşması’nı çöpe atmış oldu. Buna mukabil olarak İran ve bölgesel müttefikleri olan Direniş Ekseni güçleri, ABD ve İsrail güçlerine karşı güçlü bir şekilde direniş sergilediler. 

 

Saldırgan ABD ve İsrail’in kışkırtması ile Suudi Arabistan savaşa dâhil oldu; Irak’taki Haşdi Şabi güçlerine ve Yemen’e hava saldırıları yaparak savaşın bölgesel düzeye sıçramasına neden oldu. Yemen, Suudi Arabistan’ın bu saldırılarına karşı çok etkin karşı saldırılarla Suudi Arabistan’ı çaresiz bıraktı. Aynı zamanda Bab’ül Mendep Körfezi’ni düşman gemilerine kapatarak küresel boyutta etkili bir savunma yöntemi izledi. 

 

Suudi Arabistan Arı Kovanına Çomak Soktu 

 

28 Temmuz 2026’da ABD ve Suudi Arabistan savaş uçakları, ortak bir operasyonla Irak’taki Haşdi Şabi güçlerini vurdu. ABD böylesine basit bir operasyonu tek başına yapamaz mıydı? Elbette yapabilirdi. Ama bilerek bu operasyona Suudi Arabistan’ı ortak ederek bu ülkeyi savaşın bir parçası hâline getirdi. 

 

Suudi Arabistan’ın aptal yöneticileri de “Ne güzel, dünyanın imparatoru olan ABD ile ortak harekât yapıyoruz” sevincine kapılarak kendilerini bir halt olmuş zannettiler. Ardından Yemen’in sivil havaalanını bombalayarak fiilen Yemen ile var olan ateşkes anlaşmasını bozup bu ülkeye karşı savaşı başlattılar. Yani arı kovanına çomak soktular. Karadan da harekât başlatarak Ensarullah liderliğindeki Yemen’e dalaştılar. 

 

Savaşın Yayılması ve Mekke Askerî İttifakı 

 

Yemen direniş güçleri, saldırgan Suudi Arabistan’a çok güçlü karşılık verdiler. Bu ülkenin en büyük petrol rafinerisi olan Aramco’yu vurdular. Hürmüz Boğazı’nı baypas eden “Doğu-Batı Boru Hattı”nı vurarak işlevsiz kıldılar. Karadan sürdükleri, paralı askerlerden oluşmuş ama modern savaş araçlarıyla donatılmış kara ordusunu dağıttılar, kitlesel olarak esir aldılar, binlercesini Yemen çöllerine gömdüler, askerî araçlarını ele geçirdiler. 

 

Suudi Arabistan’ı perişan eden Ensarullah güçleri, Kızıldeniz kıyılarını ele geçirdi, yeni alanlara hâkim olmaya başladı. Bab’ül Mendep Boğazı’nda adaları ele geçirerek boğazı Suudi Arabistan ve İsrail’le bağlantılı gemilere kapattılar. 

 

Saldırgan Suudi Arabistan, “yalın ayaklı Yemenliler” karşısında yaşadığı bu hezimet sonucu ciyaklamaya ve dostlarından yardım dilenmeye başladı. ABD’den defalarca ve yalvarırcasına yardım talep etti; reddedildi. İsrail, Türkiye, Pakistan, BAE ve diğer Körfez devletlerinden yardım istedi. Hepsinden eli boş döndü. 

 

“Kutsal şehir Mekke’ye saldırı” yalanını attılar ve böylece İslam ülkelerini harekete geçirmeyi amaçladılar. Bunun suya atılmış bir yem olduğunu bile bile Pakistan ve Türkiye, sazanlar gibi bu yemi yutup “mağdur Suudi Arabistan”ın yanında ve “zalim-kâfir Yemen”in karşısında olduklarını açıkladılar! 

 

Bu arada Mekke Askerî İttifakı’nın işleve sokulma çabalarına tanık oluyoruz. Mekke İttifakı, 17 Eylül 2025’te Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Riyad’da imzalanarak kuruldu. Aradan yaklaşık olarak bir yıl geçtikten sonra, 7 Ağustos 2026’da Türkiye’nin katılımıyla genişlemiş oldu. Bu askerî ittifaka göre üye ülkelerden birine yapılan saldırı tüm ülkelere yapılmış kabul edilerek ortak savunmaya geçilecektir. 

 

Türkiye’nin bu ittifaka katılması, 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenen NATO Liderler Zirvesi’nde alınan kararlardan bağımsız değildir. Bu zirvede hem Rusya’ya hem de İran’a karşı ABD’nin sırtındaki yüklerden önemli bir bölümü Türkiye’ye yüklenmişti. 

 

Türkiye, ABD ve Avrupa emperyalist devletlerinin kendisine biçtiği görevler gereğince hem Rusya’ya karşı hem de Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi projesinde İran ve Direniş Ekseni güçlerine karşı yeni mevzilenmeler içerisindedir. Savaşın genişlemesi ve yeni saldırganlıklarda Türkiye ve gerekmesi hâlinde Mekke İttifakı bu senaryonun merkezinde olacak gibi görünüyor. 

 

Savaşın bölgeye yayılması ve bölge ülkelerinin bu savaşa dâhil edilmesindeki temel amaç; ABD, İsrail ve Avrupa emperyalist devletlerinin, mümkün olduğunca bölge ülkelerini maşa olarak kullanıp kendi çıkarları doğrultusunda bölgesel dizaynı düzenlemektir. 

 

İran-Direniş Ekseni’nin Kayıpları ve Direnme Potansiyeli 

 

Bu savaşta İran’ın ve bölgedeki Direniş Ekseni kapsamındaki Hizbullah, Haşdi Şabi ve Ensarullah liderliğindeki Yemen’in çok ağır kayıpları olduğu açıktır. Hem ekonomik hem de askerî olarak çok büyük kayıplar yaşadılar ve ağır darbeler aldılar. Bunun yanı sıra, istisnasız bütün emperyalist ve Siyonist saldırılarda olduğu gibi çok büyük sivil kayıplar yaşandı. 

 

20 Bin Dolarlık İHA’ya Karşı 7 Milyon Dolarlık Patriot 

 

Ancak bu kayıplar İran ve Direniş Ekseni’nin direnme potansiyelini ortadan kaldıramadı. Bunun temel nedeni elbette haklılık ve kararlılıktır. Saldırıya uğrayan, savunma pozisyonunda olan ve değerlerine sahip çıkmak zorunda olan taraf, kararlılıkla haklarının peşinde olur. 

 

Bu temel nedenin dışında bir o kadar önemli bir neden daha var ki: hantal ve klasik askerî güce karşı daha basit ve ucuz ama bir o kadar teknolojik ve isabetli askerî araçlarla karşı koyma kabiliyeti! 

 

Hassas ve son derece gelişmiş teknolojiyle donatılmış, 20-30 bin dolara mal edilebilen ve seri üretim ile günde binlercesi üretilerek devreye sokulabilen İHA, SİHA ve füzeler, saldırganların o hantal ve devasa askerî güçlerini etkisiz kılabiliyor. 20 bin dolarlık bir silaha karşı düşman, 4 milyon dolarlık füzeler kullanmak zorunda kalıyor. 

 

Günde Binlerce İHA Üretimine Karşı Yılda 620 Patriot Üretimi 

 

Direniş güçleri bu araçlardan günde binlerce adet üretebiliyorken saldırganlar, o pahalı füzeleri (üretim kapasitelerini %60 oranında artırmalarına rağmen) ancak yılda 620 adet üretebiliyorlar. Ve bu füzelerin her birinin maliyeti, çeşidine göre 2 ile 7 milyon dolar arasındadır. 

 

Bu koşullarda Direniş güçlerinin her 20 bin liralık dronuna karşı saldırgan güçler, 2 ile 7 milyon dolar değerinde savunma füzesi kullanmak zorundadır. Ve bu füzeler sınırlı sayıda üretilebildiği için stokları hemen tükenmekte ve yeri doldurulamamaktadır. Bu gerçeklik içerisinde ABD ve müttefiklerinin İran ve müttefikleri karşısında başarı elde etme şansları hiç yoktur. 

 

(Devam edecek)

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!