HTŞ VE PYD’NİN KİTLE TABANI TARAFINDAN SORGULANMASI (Mehmet Güzel)
Suriye’de aynı tarihlerde iki yönlü siyasal olaylar ve protestolar patlak verdi. Protestoların bir yanı HTŞ yönetiminin kitle tabanının yoğun olduğu bölgelerde, diğer yanı ise PYD tabanının yoğun olduğu Rojava’da yaşandı. Bu protesto gösterilerinin ortak noktaları vardı: Her iki bölgede yaşanan protestolarda kitleler kendi yöneticilerine karşı tepkilerini ortaya koydular. Her iki yönetici taraf da dayandıkları kitle tabanını teskin etme çabası içine girdi, ancak bunda oldukça zorlandı.
“Entegrasyon” Tepkileri
Önce “entegrasyon” sürecinden kaynaklanan olaylara bakalım.
10 Eylül 2026 tarihinde, gerçek adı Sami Şeyhmuz Hiso olan ve Sipan Hizni adıyla bilinen eski SDG militanı, bir Arap aşireti tarafından kaçırılıp öldürüldü. Arap aşireti diyorum ama bu aşiret HTŞ yönetiminin bünyesindedir. Öyle ki bu eylemi intikam amacıyla yaptığını belirterek eyleminin videosunu yayınlamaktan da çekinmedi.
Bu cinayete Kobani, Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri, Haseke ve Kürtlerin yaşadığı diğer bölgelerdeki Kürt halkı tepki göstererek ayaklandı ve protestolar düzenlendi. Protestolarda askeri araçlar tahrip edildi. Protestolar sırasında, “entegrasyon” sonrasında HTŞ yönetiminin İçişleri Bakanlığı’na bağlanmış, ancak fiilen eski SDG güçlerinin Asayiş birimleri tarafından kontrol edilen birimler tarafından gözaltılar yapıldı. Gözaltına alınanlar, Haseke’de yine “entegrasyon” sonrasında HTŞ’nin İçişleri Bakanlığı’na bağlanmış, ancak fiilen eski SDG birliklerinin denetimindeki cezaevine konuldu.
Bu arada protestolar ve çatışmalar devam etti. HTŞ yönetimi, gözaltına alınarak Haseke’deki cezaevinde tutulan protestocuların HTŞ yönetiminin birimleri tarafından kontrol edilen Halep Cezaevi’ne nakledilmelerini emretti. Bu naklin işkence ve belki de katledilmeyle sonuçlanacağını öngören protestocu tutuklular cezaevinde isyan başlattı ve bir koğuşu ateşe verdi. 26 kişinin bulunduğu koğuştaki yangın kontrolden çıktı. Tutuklulardan 10 kişi yaşamını yitirdi, 16 kişi ise dumandan zehirlenerek ağır yaralandı.
Bu gelişmeler, Kürt nüfusunun yaşadığı her alanda protestoları ve çatışmaları daha da alevlendirdi. Bu kez protestoların hedefleri arasına HTŞ yönetiminin yanı sıra “entegrasyon” sürecini başlatıp sürdüren Kürt liderleri de dahil edildi. Kürt halkı “entegrasyon” sürecine ve Kürt liderliğine karşı tepkilerini ortaya koymaya başladı.
Bu gelişmeler üzerine, HTŞ yönetiminin başı tarafından “danışman” sıfatı verilmiş olan eski SDG komutanı Mazlum Abdi ve Colani tarafından parlamentoya atanmış olan eski Rojava Dış İlişkiler Sorumlusu İlham Ahmed, protestocu Kürt halkını teskin etmek amacıyla bölgeye gelerek halkı sakinleştirmeye ve protesto eylemlerini sona erdirmeye çalıştılar. Bu kez Kürt halkı Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’i ve “entegrasyon süreci”ni protesto etti.
HTŞ Tabanında Ekonomik Protestolar
Rojava’da bu protestoların yaşandığı tarihlerde, Suriye’nin diğer bölgelerinde ekonomik sıkıntılar nedeniyle hayatları cehenneme dönen kitleler de sokaklara dökülerek ekonomik protestolar yapmaya başladılar. Mazota yüzde 40, benzine ise yüzde 28 oranında zam yapılması, zaten açlık ve sefalet içerisinde olan halkın toplumsal patlamasını tetikledi.
Özellikle HTŞ yönetiminin kitle tabanının yoğun olduğu İdlib, Rakka, Deyrizor, Halep ve diğer kentlerde şiddetli protestolar yapıldı. Protestolarda HTŞ yönetiminin askeri araçlarına taşlarla saldırıldı ve araçlar tahrip edildi. Colani’nin posterleri yırtılıp yakıldı, ayaklar altına alınarak çiğnendi. Kimi yerlerde “Halk Esad’ın Geri Gelmesini İstiyor” şeklinde sloganlar atıldı; duvarlara da bu yönde sloganlar yazıldı.
Esad Zamanında Sezar Yaptırımları ve Rojava’nın Ekonomik Kuşatması
Esad yönetimi zamanında ABD, Sezar Yaptırımları ile Suriye’ye en ağır ekonomik ablukayı uyguluyordu. Neredeyse nefes aldırmıyordu. Suriye’nin Rojava bölgesinin de bulunduğu kuzey ve doğusundaki petrol kuyuları ve rafinerileri, barajlar ve elektrik kaynakları, tahıl ve tarım alanları bir bütün olarak ABD talimatı ve SDG güçleri eliyle gasp ediliyor, ülkenin geri kalan bölgelerine gitmesi engelleniyordu.
Böylece ABD’nin Sezar Yaptırımları’na ek olarak ülkenin kendi ulusal kaynakları da gasp edilerek ülke halklarının geri kalanı Kerbela benzeri bir açlığa, elektriksizliğe ve susuzluğa mahkûm ediliyordu.
Suriye’nin doğusundaki petrol kaynakları, bizzat İlham Ahmed’in İsrailli bir özel firmayla imzaladığı anlaşma sonucu Irak’a, oradan da Kuzey Irak petrolüymüş gibi Türkiye üzerinden İsrail’e naklediliyordu. Her ne kadar bu anlaşma SDG yönetimi tarafından yalanlandıysa da o dönemde Lübnan, Körfez ülkeleri ve İsrail haber kaynaklarında geniş biçimde yer almıştı.
SDG yönetiminin hâkimiyetindeki bölgelerden elde edilen gelirler, ABD’nin “işgal maliyetleri” adı altında ABD, Arap aşiretleri ve SDG arasında pay ediliyordu. Bu sayede Suriye’nin kuzeyi ve doğusunda enerji, yakıt, gıda ve su sıkıntısı yaşanmazken Suriye’nin devlet yönetimi altındaki bölgelerinde halk, yaptırımlar ve ülkenin petrol ve tahıl alanlarının gasp edilmiş olması nedeniyle açlık ve yoklukla kavruluyor, bu çağda gaz lambasına mahkûm ediliyordu.
Bu yokluk ve sıkıntılar halkta hoşnutsuzluk yaratmış ve kimi protestolara neden olmuş olsa da halk bunun nedenini biliyordu. Bu nedenle tepkiler daha çok bu yaptırımların sorumlularına yönelikti.
Sezar Yaptırımları Kalktı, Körfez Desteği Geldi Ama Açlık Arttı
HTŞ yönetiminin başına getirildikten ve Colani’ye yular namına kravat takılıp “Cumhurbaşkanı” unvanı verildikten sonra ABD, Sezar Yaptırımları’nı büyük oranda kaldırdı. HTŞ yönetimini ayakta tutmak için başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri sermaye akıtmaya başladı. Suriye’nin doğu ve kuzeyindeki enerji, su, petrol ve tahıl kaynaklarının yolu da açıldı.
Ama ekonomik sıkıntılar, Esad yönetiminin o müthiş ambargo altındaki koşullarından daha beter hâle geldi. İşsizlik, gelir kaynaklarından yoksunluk, enerji sıkıntısı, pahalılık, enflasyon ve açlık koşulları halkın sokağa dökülmesine neden oldu. HTŞ yönetimi böylece kendi kitle tabanını oluşturan kitlelerin öfkesiyle karşı karşıya gelmiş oldu.
Bir yandan halkın öfkesini dindirmek için yoğun uğraşlar verirken diğer yandan gözdağı vermek amacıyla halka ateş açıldı. Halkın Esad yönetimi dönemindeki koşulları arar hâle gelmesi, bu protestoların en çarpıcı yanını oluşturdu.
Kürt Halkı ve Suriye’nin Diğer Halkları Yeni Bir Liderlik Arayışında
Suriye’de yaşanan bu protestoların gösterdiği en önemli mesaj şudur: HTŞ tabanı olan veya olmayan Suriye’nin bütün halkları mevcut HTŞ yönetiminden hoşnutsuzdur. Kürt halkı da kendi liderliğinin HTŞ yönetimiyle geliştirdiği “entegrasyon” koşullarından hoşnutsuzdur.
Suriye’de eski devlet yıkıldı ancak yeni devlet kurulamadı. Eski devletin yerine kurulmaya çalışılan ve kurumsal olmayan “şey”, keyfi, hukuksuz, anayasasız, halk iradesinden yoksun, heterojen terör şebekelerinin zulmüne dayanan bir yönetim şeklidir. Ve bu yönetim, ülkeyi başta ABD olmak üzere emperyalist devletlerin ve Körfez sermayesinin çıkar çatışmaları altında belirsiz bir dengeye oturtma gayreti içinde Türkiye ve İsrail’in işgali ve esaretine mahkûm etmektedir.
Kürt liderliği ise emperyalist ülkelerle geliştirdiği iş birliği nedeniyle kurtulması mümkün olmayan bir bağımlılık altına girmiş durumdadır. Suriye’nin uğradığı saldırılar karşısında “3. Yol” adını verdiği ve aslında saldırganlardan yana “2. Yol” olan tavrı sonucunda, 2015’te elini ABD ve İsrail’e kaptıran Kürt liderliği, hem kendi halkının hem de Suriye’nin ve bölge halklarının objektif çıkarları aleyhine “zalim güçlerin” safında yer alma pozisyonuna girmiştir.
Mazlum bir ulus, efsanevi bedeller ödemiş ve mücadeleler vermiş olmasına rağmen zalim güçlerin safında entegrasyon içerisine girmiş, zalim güçlere güç tahkim eder bir pozisyonda mevzilenmiştir. Bu konumlanma hem Kürt halkının ulusal çıkarları hem de bölgenin mazlum halklarının çıkarları aleyhinedir.
Bu konumlanmanın uzun vadede bir tepki doğurması ve politikayı güden liderliğin aşılması kaçınılmazdır. Ama doğrusu, ben bu kadar kısa sürede bu tepkinin doğmasını beklemiyordum. Kürt halkının politikleşmiş bir halk olması, bu politikaya tepkisinin bu kadar kısa sürede ortaya çıkmasında pay sahibidir.
HTŞ’nin kitle tabanının yoğun olduğu bölgelerde gelişen protestolarda da savaş koşullarında yağma, talan ve ganimet ile varlık edinen, Suriye’nin maruz kaldığı yaptırımlardan azade yaşayan kitlenin şimdi bütün bu ayrıcalıklardan mahrum kalarak yokluk ve açlıkta eşitlenmiş olmasının payını göz ardı etmemek gerekir.
Yeni Bir Suriye Şart
Sonuç itibarıyla Kürt halkı, kendi liderliğini aşarak yeni bir liderlik ve mazlum bir halkın gerçek ulusal çıkarlarını emperyalist egemenlikten bağımsız bir şekilde savunacak bir politika geliştirmek zorundadır. Böyle bir politikayı geliştirmek mevcut liderlikle mümkün olmaktan çıkmıştır ve bu halk yeni bir liderlik yaratma zorunluluğuyla karşı karşıyadır.
Suriye’nin diğer halkları da HTŞ yönetiminin ülkeyi emperyalist haydutların tepişmesine, Körfez sermayesinin dilencisi olma pozisyonuna ve kuzeyde Türkiye’nin, güneyde ise İsrail’in işgaline mahkûm ederek Direniş Güçleri’ne karşı piyon edilmesine karşı mevcut yönetimi mutlaka aşmak zorundadır. Yeni bir devlet kurulamamış olan Suriye’de, ezilen halklar, emekçi bütün halkların iradesini yansıtan demokratik yeni bir Suriye yaratmak zorundadır.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
