Henüz Her Şey Bitmiş Değil! (Fikri Günay)
Herkes, CHP'nin kurucu parti olduğunu biliyor. Zira CHP'liler bunu o kadar çok yineliyor ki, sanki kendilerinin de bundan şüphesi varmış gibi bir izlenim oluşuyor. Aradan 125 yıl geçmesine rağmen hâlâ Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni (TCD) korumaktan ve “ikinci darbeyi de püskürttük” demekten söz eden bir yönetim bulunuyor CHP'nin başında. Kanımca birinci darbe, FETÖ ile uzlaşmalı bir darbeydi.
9 Haziran 2026 Salı günü, “mutlak butlan” tartışmalarında bir miktar zorlandılar; ancak iktidar güçlerine ve nasıl genel başkan olduğu unutulan Kemal Kılıçdaroğlu'na geri adım attırmış gibiler. Henüz kesinleşmiş değil, ancak umarım bunu başarırlar.
AKP'nin nasıl örgütlendiği, 12 Eylül Askerî Darbesi ile başlayan ya da hız kazanan emperyalist “politik İslam” projesinin bir aracı olarak ortaya çıktığı ve dayatıldığı bilinmektedir. Daha önceden hazırlanan koşullar, generallerin aşırılıkları ve 28 Şubat sürecinin uygulamaları sayesinde AKP'nin gerçek amacı geniş kitlelerden kolayca gizlenebildi. Sonuç ise bugün yaşanan tablodur.
2010 yılında “Anayasa Reformu” ile başlayan süreçte devlet aygıtı adım adım yeniden dizayn edildi. Ergenekon ve Balyoz davaları, 2016'daki FETÖ kaynaklı darbe girişimi ve sonrasında ilan edilen olağanüstü yönetim uygulamaları ile süreç ilerledi. Ardından 2018'de gerçekleştirilen ikinci “Anayasa Reformu” ile son eşik de aşıldı. Bu zaman zarfında ordu, polis, yargı ve medya yeniden şekillendirilerek hizaya getirildi; her şey yasal zemine uygun hâle getirildi.
Muhalefet, sefil durumda görünmese de CHP dışında yeni, radikal ilkelere bağlı ve gerçek anlamda halkçı bir muhalefet yaratılamadı. CHP'nin tek parti döneminde geçen 46 yıl boyunca gerekli demokratik yasaları gündeme getirememesi de, partinin kitleler nezdindeki güvenilirliğinin zamanla aşınmasına neden oldu.
Gerek tek parti dönemi, gerekse dünya kapitalist sisteminin içine girdiği sürekli ve genel bunalımdan çıkamaması; ayrıca Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler sonucunda ulus-devlet anlayışına daha da sıkı sarılması nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne de “politik İslam” projesinin dayatıldığı görülmektedir.
Aslında sanıldığı gibi devlet kurumlarının (ordu, TBMM, yargı vb.) zayıflatılması veya işlevsizleştirilmesi yalnızca AKP'nin programı değildir. Bu durum, “politik İslam” projesinin ABD ve diğer emperyalist ülkeler tarafından Orta Doğu için geliştirilen stratejisinin bir parçasıdır. Yani herkesin bildiği adıyla Büyük Orta Doğu Projesi (BOP).
Bugünlerde ise yeni bir anayasa değişikliğiyle ve buna eklenecek yeni “reform” söylemleriyle, Tek Adam rejiminin bu projeyi tamamlamak istediği görülmektedir.
2013-2015 yıllarında sonuç alamadıkları “Kürt açılımı”nı ikinci kez gündeme getirdiler. Ancak ilkinde olduğu gibi bugün de amaçlarının Kürt sorununu çözmek olduğu söylenemez. TBMM'de kurulması planlanan “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” da Kürt sorununu çözme kaygısıyla gündeme gelmemiştir.
Başarabilirlerse amaçlanan; Tek Adam'ın istediği anayasa değişikliği için muhalefeti etkisizleştirmek ve Kürt halkının oyları ile milletvekili desteğini sağlamaktır.
Bugüne kadar bu iki hedefin hiçbirini tam anlamıyla gerçekleştiremediler.
Bunun göstergelerinden biri de, 13 yıl boyunca mücadele ettiği CHP'nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden yürütülen tartışmalardır. İktidarın, kendi anlayışına göre şekillendirdiği yargıyı kullanarak ve bünyesi buna kısmen müsait görünen CHP'yi parçalamaya yönelik girişimlerde bulunduğu izlenimi oluşmaktadır.
Ancak bugün Tek Adam rejimini zorlayan başka bir unsur daha vardır: ekonomik çöküş. Bu nedenle Özgür Özel'in liderliğinde CHP'nin yükselişinin önüne geçilememektedir. Çünkü Türkiye halkları, uzun zamandır böylesine ağır bir yoksulluk ve yoksunluk süreci yaşamamıştır.
Bu nedenle her şeyi CHP'ye bırakmak ya da bütün beklentileri bu partiye bağlamak yerine, potansiyel olarak var olan demokrasi ve devrim güçlerinin, yaşanan olumsuzlukları Kürt Özgürlük Hareketi'ne yükleyerek kenarda durmalarına son vermeleri gerekmektedir. Her zaman belirttiğim gibi, halkların birleşik devrimci gücü görünür hâle getirilmelidir.
Başka bir çare kaldı mı?
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
