Atak Menü

HEDİYE LEVENT’İN “LEŞ” AĞZI (Mehmet Güzel)

HEDİYE LEVENT’İN “LEŞ” AĞZI (Mehmet Güzel)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
20 Ekim 2026, 22:58 | Yazar: Mehmet Güzel | Kategori: Ülke
HEDİYE LEVENT’İN “LEŞ” AĞZI (Mehmet Güzel)

Hediye Levent

 

Hediye Levent adlı “gazeteci”, 17 Ekim 2026 tarihinde yayımladığı bir videoda Mihrac Ural ile ilgili özel bir bölüm yayınladı. Bu videoda gazetecilik yapmadı, kin kustu. Her nereden edinmişse, Mihrac Ural aleyhine her türlü hakaret, aşağılama ve suçlamayı arka arkaya, hem de suratını şekilden şekle sokarak sıraladı.

 

“Her nereden edinmişse” diye ifade ettiğime bakmayın, onun algı kaynağını biliyorum: Mihrac Ural’la 1980’den önce birlikte olmuş ama sonradan ona düşman olmuş bir polis itirafçısı ve iftiracısı ile MİT adına çalıştığını kendi el yazısıyla itiraf etmiş bir kişinin ve etraflarında hareket eden birkaç mücadele kaçağının, Mihrac Ural aleyhine 2008-2013 yılları arasında yaptıkları suçlama ve karalamalar. Bunlara burada fazla yer vermeyeceğim; konumuz onlar değil. Sadece Hediye Levent’in bu çürük kaynaktan beslenmiş olduğunun ifadelerinden anlaşıldığını belirtmekle geçeceğim.

 

Hediye Levent, anlaşılan o ki bu rezillerin yazdıklarıyla kafasını doldurmuş ama buna karşılık Mihrac Ural ve yoldaşlarının karşı cevaplarını okuma zahmetine girmemiş. Bu algılar ve önyargılarla Mihrac Ural hakkında kafasında bir kin ve nefret oluşturmuş.

 

GAZETECİ Mİ, TALİMAT VEREN Mİ?

 

Yaptığı videoda hiçbir somut olaya dayanmadan, sadece karalama ve aşağılama yaparak kin kusuyor. “Kürt Hareketi’ne, yahu bu adama sahip çıkmayın dedim” diyor; sanki kendisi bir karar merciymiş gibi. Yahu sen kimsin? Sağa sola talimat verme cüretini ve yetkisini kimden almışsın?

 

Gazeteciysen olayları gözlemler, kanıtlara dayalı olarak aktarırsın. Bundan ötesi seni ne ilgilendirir? Kürt hareketi de seni “insan” yerine koyarak “Peki Hediye Hanım, emrin olur” demediği için ayıp etmiştir galiba!

 

Hediye Levent, Mihrac Ural’ın hayatı boyunca birçok isim kullanmasını da bir ego şişirmesi olarak niteliyor; buna takılıyor. O nereden bilsin illegal mücadeleyi, düşmanın saldırı, kuşatma, engelleme ve takipleri nedeniyle devrimcilerin birçok kod adı kullanmak zorunda olduğunu?

 

HASEKE SENARYOSU VE YALANLAR

 

Suriye yönetimi yıkıldıktan sonra Mihrac Ural’ın Haseke’ye gittiğini, orada barındığını, SDG’nin Suriye yönetimiyle entegrasyon sürecinden sonra Savunma Bakan Yardımcısı olan Sepan Hamo’nun Haseke’ye gelerek Mihrac Ural’a artık burada kalamayacağını söylediğini ve bunun üzerine Mihrac Ural’ın Lübnan’a gittiğini anlattı söz konusu videoda.

 

Anlattı dediğime bakmayın; “saçmaladı” sözcüğü buna daha çok uyuyor. Bu ifadeler külliyen YALAN! Hangi kaynağa veya tanığa dayandığını ortaya koymuyor, sadece söyleyip geçiyor. Film senaryosu gibi bir senaryo sergiliyor; Sepan Hamo’yu da hayalinde konuşturarak yalanına ortak etmeye çalışıyor.

 

Mihrac Ural, Suriye yönetimi yıkıldıktan sonra hiçbir zaman Haseke’ye veya Suriye’nin Kürt bölgesindeki herhangi bir yerleşim birimine geçmedi. Dolayısıyla Hediye Levent’in bu konuda attığı yalanların hiçbiri yaşanmadı.

 

Zamanında Mihrac Ural’ın güvenliği için hedef şaşırtma amacıyla, onun “dostlarının yanında” olduğunu söyleyerek bilinçli şekilde bir algı yaratmıştık. Anlaşılan Hediye Levent sazan gibi bu algı zokamızı yutmuş ve bunun üzerine bir senaryo kurgulamış! Oysa bizim attığımız zoka MİT’e yönelikti, kendisine değil!

 

İFTİRALARININ TEK BİR DAYANAĞI YOK

 

“Eli kanlı, Suriye ordusundan birçok subayın hayatını kaybetmesine neden oldu, arkadaşlarını ihbar edip hapse girmelerine, işkence görmelerine ve bazılarının infaz edilmesine neden oldu” gibi deli saçması birçok şey kustu söz konusu videoda ama tek bir dayanak sunmadı. Sunamaz da çünkü öyle bir şey yok.

 

Kimi ihbar edip cezaevine girmesine, işkence görmesine veya ölmesine neden oldu? Tek bir isim vermiyor, veremez de; ne Suriye savaşı öncesinde ne de savaş sürecinde. Tam aksine, kendisi ve yoldaşları yürüttükleri devrimci mücadele nedeniyle Suriye Muhabaratı tarafından gözaltına alındı ve 11 ay cezaevinde yatırıldı.

 

KESAB’DA KİM YAĞMA YAPTI?

 

Hediye Levent, söz konusu videoda kurgu ve yalanlarında o kadar ileri gidiyor ki farkına varmadan kendi kendini yalanlıyor. Diyor ki:

“El Nusra Kesab’ı kuşattığında bu adamın elemanları —ki onlar da ayak takımı, yağmacı tipler zaten— kamyonları, motosikletleri, şunları bunları ne bulurlarsa dayayıp Kesab’a gittiler ve oradakilerin evlerinde barklarında koltuk takımından perdelere kadar toplayıp çaldılar.”

 

Hediye Levent, El Nusra terör örgütü Kesab’ı kuşatmışken kendisine karşı savaşan Mukaveme Suriyyi nasıl olur da Kesab’a girip yağma yapabilir? Sen aklını mı kaybettin, mantığın mı çalışmıyor? El Nusra Kesab’ı kuşatmışken onun çapulcuları yağma yapabilir, başkası değil.

 

Ki bu cihatçı teröristlerin fıtratlarında bu var; ele geçirdikleri her yeri savaş ganimeti olarak yağmalamışlardır. Hatta kadın ve çocukları bile aynı mantıkla köle ve cariye olarak savaş ganimeti saymışlardır.

 

Kesab’ta da bu yağmayı El Nusra çapulcuları yaptı, evleri ve kiliseleri ateşe verdi. Hem de bunu, Kesab’ı iki defa ele geçirdiklerinde her defasında yaptı. El Nusra’ya karşı orada Suriye ordusu birlikleri ve Mihrac Ural liderliğindeki Mukaveme Suriyyi savaştı. Bu cihatçı teröristlerden Kesab’ı, ordu birlikleriyle beraber Mukaveme Suriyyi iki defa kurtardı. Kimi çatışma alanlarında Difa El Vatanigüçleri de vardı.

 

Orada cehennem gibi çatışmalar yaşandı. Ordudan da Mukaveme Suriyyi güçlerinden de birçok kişi öldü ve yaralandı. Bizzat Mihrac Ural ve oğlu da bu çatışmalarda yaralandı.

 

Sen ne hayalî hikâyeler anlatıyorsun? Tanıkların El Nusra yağmacıları için anlattıklarını kafanda karmakarışık edip Mihrac Ural’a ve militanlarına mal ediyorsun. Mihrac Ural düşmanlığın gözlerini o kadar döndürmüş olmalı ki cihatçı terör örgütlerinin bütün pisliklerini vatan savunması yapan insanların sırtına yıkmaya çalışıyorsun.

 

“AYAK TAKIMI” DEDİKLERİN KİMLER?

 

O “ayak takımı, yağmacı tipler” dediğin Mukaveme Suriyyi militanları ise sivil yaşamlarında ve toplumda en saygın kişilerdir. İçlerinde mühendisler, sağlıkçılar, sanatçılar ve demokratik toplum yöneticileri olan insanlardır. Suriye’nin demografik bütün renkleri de burada yansımasını buluyordu; içlerinde Arap, Kürt, Türkmen, Süryani, Ermeni, Alevi, Sünni ve Hıristiyan olmak üzere her kesimden militanlar vardı. Suriye’nin gerçek vatansever devrimcileridirler.

 

Bunlara çapulcu, ayak takımı demek, Suriye’nin vatan savunmasında Mukaveme Suriyyi saflarında savaşırken ölen 105 kişinin manevi anılarına büyük bir saygısızlıktır. Ayıptır, yazıktır, ahlaksızlıktır.

 

SUÇLAMA YAPMAK KOLAY, DELİL NEREDE?

 

Aynı mantıkla kullandığın dil ve üslupla, kendisine isnat edilen katliamları da onaylayan bir tavır sergiliyorsun. “Niye Türkiye’ye getirsinler ki, işlediği bütün suçları Suriye’de işledi” diyerek Türkiye MİT’inin ve HTŞ terör yönetiminin yargısız infaz niteliğindeki peşin mahkûmiyetini sen de yapıyorsun.

 

“Adamda hırsızlık desen var, adamda kaçakçılık desen var, adam kaçırma desen var… rezil herifin teki” ifadelerini kullanıyorsun ama tek bir delil ortaya koymuyorsun. Hatta bu suçlamalarınla HTŞ ve Türkiye MİT’inin suçlamalarına katkıda bulunuyorsun.

 

Reyhanlı ve Banyas olaylarıyla itham ediliyor ama senin söylediğin bu ithamlarla karşı karşıya bırakılmıyor. Onları da senin, katil HTŞ’ye ve MİT’e katkın olarak sayalım. Bu katkılarından dolayı göğsüne bir nişan alırsın belki.

 

REYHANLI KATLİAMI VE MİHRAC URAL

 

Reyhanlı ve Banyas olayları konusunda ise bu olaylar gerçekleştiği andan itibaren ısrarla hiçbir ilgisinin olmadığını, bu katliamları lanetlediğini anlatıp durdu. Uluslararası yayın organlarına ve Türkiye basın organlarına röportajlar verdi, demeçler yayımlandı. Ama MİT, ısrarla bu iki katliamla onu ilişkilendirmek için yoğun çaba gösterdi. Bu yolla hem Türkiye’nin hem de kontrolü altındaki cihatçı terör örgütlerinin suçlarını aklamaya çalıştı.

 

Reyhanlı davası açıldı, bu olayla ilişkisi olan sanıkların ifadeleri alındı, yargılama yapıldı ve ortaya çıktı ki hiçbir sanık bu olayla ilgili olarak Mihrac Ural’ı suçlayacak bir ifade vermedi. Hem de sorgu ve yargı görevlilerinin ısrarlı çabalarına rağmen.

 

Ama devlet hâlâ ve ısrarla bu konuda kamuoyunun ve bu arada Hediye Levent’in kafasını bu algıyla yönlendirmeye devam ediyor.

 

BANYAS OLAYI: COĞRAFYA VE TANIKLIKLAR

 

Banyas olayında da aynı şey geçerli. Mihrac Ural’ın başındaki Mukaveme Suriyyi’nin savunma alanı Lazkiye’nin kuzeyidir ve İdlib’den denize kadar olan bölgedir. Banyas ise bunun tersi yönde, Lazkiye’nin güneyinde ve Lazkiye’ye 50 km uzaklıktadır. Mukaveme Suriyyi bu olaylarla ilgili olmadı ve Lazkiye’nin güneyine inmesi yasaktı.

 

Banyas olayları konusunda BBC, Fehim Taştekin ve birçok gazeteci ile televizyon kanalı röportajlar ve programlar yaptı.

 

Banyas’ta olayların yaşandığı gün, 2 Eylül 2013’te Mihrac Ural yoldaşlarıyla birlikte Lazkiye’de ayrı ayrı iki cenazenin taziyelerindeydi. Bu taziyeler sırasında yaptığı konuşmaların videoları var. Bu videolar o zamanlarda yayımlanmıştır.

 

Bir insan aynı anda iki yerde olamayacağına göre bu video bile tek başına onun bu olaylarla ilgisi olmadığını kanıtlamaya yetiyor.

 

RAPORLARDA MİHRAC URAL VE MUKAVEME SURİYYİ YOK

 

Ayrıca eski Suriye yönetimine muhalif İnsan Hakları Gözlemevi (HRW) 73 sayfalık bir rapor hazırladı. Raporda Mihrac Ural’ın veya Mukaveme Suriyyi’nin bu olaylarda parmağı olduğuna dair herhangi bir ifade veya belirleme yoktur.

 

Orduyla birlikte olaylarda “Difa El Vatani” (Ulusal Savunma) adlı örgütten bahsediyorlar, Mukaveme Suriyyi’den değil. Difa El Vatani’nin o bölgedeki komutanı ise Fadi Sakr’dır.

 

Fadi Sakr şimdi HTŞ yönetiminin resmî görevlisidir ve Toplumsal Uzlaşma Komitesinin resmî başkanlığını yürütüyor; Alevileri HTŞ yönetimine entegre etmeye çalışıyor!

 

Yani esas caniler iktidarda, suçsuz olanlar ise ipin ucunda!

 

MASUMİYET İLKESİNDEN HABERİN YOK MU?

 

Hediye Levent’in “Bağımsız mahkemeler tarafından adil olarak yargılanıp mahkûm edilmediği sürece her insan masumdur” evrensel insan hakkından haberi yok galiba.

 

Caniler ve egemenler bu ilkenin üzerinde tepinerek onu çiğniyor; bunu anlarız, onlar niteliklerine göre davranıyor. Ama “gazeteci” vasfını kullanan, hem de sol cenahta görünen birinin canilerle aynı tavırla yargısız infaz yapması, en hafif deyimle ahmaklıktır.

 

Bir insanı sevmeyebilirsiniz, şu veya bu nedenle nefret bile edebilirsiniz ama bu durum ona iftira atmanızı haklı kılamaz. Hele hele kendini savunamayacak, cevap veremeyecek bir durumdaysa!

 

Suriye yıkılmadan önce dünyanın en büyük basın organları onunla röportajlar yapmışken niye gidip bu suçlamaları yüzüne karşı ifade edip sorular sormadığı, röportaj yapıp gerçekleri ortaya çıkarmadığı sorulmaz mı?

 

SON SÖZ: GAZETECİLİK Mİ, YARGISIZ İNFAZ MI?

 

Sözü uzattım. Son söz olarak söylüyorum ki Hediye Levent’in bu yaptığı, gazetecilik mesleğinin ilkelerini ayaklar altına almak olduğu gibi vicdana, ahlaka ve insanlık değerlerine de aykırıdır.

 

Mihrac Ural hakkında 48 sayfalık bir dosya hazırladık. Belgeleriyle, tanıklarla, yargılama dosyalarıyla, sanık ifadeleriyle, HRW raporlarıyla, video kayıtlarıyla, araştırma dosyalarıyla ve beyan tutanaklarıyla olayların her yanını inceledik.

 

Hediye Levent gazeteciliğin ne olduğunu görsün ve aklı varsa bu dosyadan yararlansın.

 

***

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!