Halepçe Katliamı: Elma Kokusunun Taşıdığı Ölüm (Şükriye Ercan)
Bugün, 16 Mart 1988‘de insanlığın en büyük utançlarından birinin yaşandığı Halepçe Katliamı’nın yıldönümü. O gün, Halepçe’nin sokaklarında sadece masum insanlar değil, bir halkın umutları, çocukların hayalleri ve insanlık onuru da katledildi. Öyle bir ölüm geldi ki, çocuklar son nefeslerinde elma kokusu soluyarak gittiler. Ama bu koku, baharın tazeliğini değil, ölümün sinsiliğini taşıyordu…
Halepçe: Kürt Halkına Karşı İşlenen Bir Suç
Halepçe, Kürdistan’ın en kadim şehirlerinden biri olarak bilinir. Ancak 1980’lerin sonlarında, İran-Irak Savaşı’nın son aşamalarında, Saddam Hüseyin’in Enfal Operasyonu çerçevesinde Kürtlere karşı sistematik bir imha politikası uygulanıyordu. Kürtlerin Irak’a ihanet ettiği iddiasıyla, Kürt köyleri bombalanıyor, insanlık dışı baskılar uygulanıyordu. Saddam’ın en sadık generallerinden Ali Hasan el-Mecid (nam-ı diğer “Kimyasal Ali”) tarafından yürütülen bu soykırım politikası, en vahşi yüzünü Halepçe’de gösterdi.
16 Mart 1988: Elma Kokusuyla Gelen Ölüm
O gün Halepçe halkı, her zamanki gibi evlerinde, çarşılarında, sokaklarında hayatlarına devam ediyordu. Ancak Irak uçakları önce klasik bombardımanlarla şehri vurdu. Halk, her zamanki gibi bu bombalardan kaçmak için sığınaklara, bodrumlara ve evlerine çekildi. Ne var ki, asıl felaket bundan sonra başladı.
Kısa süre sonra, uçaklardan kimyasal bombalar atılmaya başlandı. Havaya yayılan hardal gazı, sarin ve VX sinir gazı dakikalar içinde tüm şehri bir ölüm tuzağına çevirdi. İnsanlar nefes alamadı, gözleri kör oldu, derileri yandı. O gün Halepçe’nin üzerine ölüm yağarken, çocuklar son nefeslerini elma kokusuyla verdi.
İlk anda, şehirde yayılan tatlımsı elma kokusu, insanların zihninde baharın gelişini çağrıştırdı belki. Ama bu koku, ne baharın ne de doğanın getirdiği bir ferahlık değildi. Bu, insanı içten içe öldüren kimyasal gazların sinsice yaydığı ölüm kokusuydu.
Anneler bebeklerini korumaya çalışırken, çocuklar sokaklarda birer birer yere yığıldı. Bütün bir şehir, birkaç saat içinde sessizliğe gömüldü.
Fotoğraflara yansıyan görüntüler, bu katliamın ne denli korkunç olduğunu dünyaya duyurdu. Bebekleriyle birlikte ölen anneler, el ele tutuşmuş cansız bedenler, bir köşeye sinmiş halde ölüme yakalanan çocuklar… Bu kareler, Halepçe’nin sadece Kürtlerin değil, insanlık tarihinin ortak bir yarası olduğunu gösterdi.
Kimyasal Gazların Ardında Kalanlar
Halepçe’de ölenler sadece o gün hayatını kaybedenler değildi. Gazdan kurtulanlar, sakat doğan çocuklar, ciğerleri ve organları iflas eden binlerce insan, bu katliamın yavaş yavaş öldürdüğü diğer kurbanlar oldu. 1988’den sonra Halepçe, kanser, solunum hastalıkları, doğum anomalileri ve psikolojik travmaların merkezi haline geldi.
Bir halk, yıllarca sadece ölenlerin yasını tutmadı, yaşayanların acılarıyla da mücadele etti. Çünkü elma kokusu, Halepçeliler için hiçbir zaman güzel bir baharın habercisi olamadı.
Uluslararası Sessizlik ve Adalet Mücadelesi
Halepçe Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş en büyük suçlardan biri olmasına rağmen, uzun yıllar uluslararası toplum tarafından görmezden gelindi. Saddam Hüseyin ve rejimi, bu soykırımı cezasız bırakmak için büyük bir çaba gösterdi. Ancak Kürt halkının mücadelesi sayesinde, Halepçe Katliamı 2012 yılında Irak Yüksek Mahkemesi tarafından resmen soykırım olarak tanındı. Saddam Hüseyin’in generali Kimyasal Ali, 2010 yılında bu suçtan dolayı idam edildi.
Ne var ki, bu sadece küçük bir adaletti. Halepçe gibi katliamlar, dünya devletleri tarafından çok daha erken tanınmalı ve sorumlular cezasız kalmamalıydı. Ne yazık ki, dünya güçleri Saddam Hüseyin ile uzun süre ittifak içinde olduğu için, Halepçe halkı yalnız bırakıldı.
Halepçe’nin Bugünkü Sesi: Unutmayacağız!
Bugün Halepçe’de yaşayanlar, her 16 Mart’ta ölenleri anmak için sessiz yürüyüşler düzenliyor. Şehirde hâlâ kimyasal silahların izleri, kanser hastalıklarının gölgesi ve travmaların yankıları var. Ancak Halepçe, sadece bir trajedinin değil, aynı zamanda Kürt halkının direnişinin ve unutmama iradesinin de simgesi haline geldi.
Bugün Halepçe’yi anmak, sadece Kürtlerin değil, bütün insanlığın görevidir. Çünkü bir halkı kimyasal silahlarla yok etmeye çalışmak, bütün insanlığa karşı işlenen bir suçtur.
Bugün Halepçe’yi unutmuyor, kurbanlarını saygıyla anıyoruz. Ve bir kez daha haykırıyoruz:
“Halepçe’yi unutma, unutturma!”
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
