Atak Logo

Atak Menü

EMPERYALİST KAMPA HOŞ GELDİNİZ! (Mehmet Güzel)

EMPERYALİST KAMPA HOŞ GELDİNİZ! (Mehmet Güzel)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
08 Mart 2026, 14:19 | Yazar: Mehmet Güzel | Kategori: Dünya
EMPERYALİST KAMPA HOŞ GELDİNİZ! (Mehmet Güzel)

 

Bundan bir ay önce 13-15 Şubat 2026 tarihleri arasında 62. Münih Güvenlik Konferansı yapıldı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da geniş katılımla yapılan konferansta NATO’nun durumu, Avrupa’nın askeri pozisyonu, İkinci Paylaşım Savaşı’nda kurulan uluslararası dengenin bozulduğu ve dünyanın yeniden paylaşılmakta olduğu değerlendirmeleri yapıldı. ABD ile Avrupa arasındaki güç nüfuzu sorunu ve çelişkisi açıkça ve yüksek perdeden dile getirildi.

 

62. Münih Güvenlik Konferansı elbette emperyalist ülkelerin sorun, çelişki, rekabet, eksikliklerine dair değerlendirmeler yapacak ve kendince çözüm kararları geliştirecek. İşin bu yanı benim açımdan fazla önemli değil, çünkü işin doğası bunu gerektiriyor. Konferansın üzerinden neredeyse bir ay geçtiği halde bu konuyla ilgili olarak kendimi yazmak zorunda hissetmek Kürt hareketinin bu konferansın sürpriz katılımcısı olarak davet edilmesidir. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed takımlarını giyip kravatlarını takarak Konferansın vitrinine yerleştirildiler.

 

Mazlum Abdi ve İlham Ahmed Konferans’ta bir dizi görüşme yaptılar. Emmanuel Macron (Fransa Cumhurbaşkanı), Marco Rubio (ABD Dışişleri Bakanı), Jeanne Shaheen başkanlığındaki ABD Senatosu heyetiyle, Birleşmiş Milletler çevresinden şahsiyetlerle, Senatör Graham ve elbette Suriye HTŞ yönetiminin Dışişleri Bakanı Hasan El Şeybani ile görüşmeler yaptılar. Hatta Abdi-Ahmed-Şeybani buluşması, Suriye’nin ortak temsiliyeti olarak yorumlandı.

 

 

Senatör Graham- Mazlum Abdi ve Macron-Abdi

 

Kürt hareketinin gelmiş olduğu bu nokta onun gerek dünya gerekse de bölge saflaşmasında hangi yeri tercih ettiğini göstermektedir. Kürt hareketi içerisinde bu Konferansa davet edilmeyi ve orada temsil edilmeyi bir ulusal gurur olarak görenler de var, başı önünde bu savrulmayı hazmedemeyenler de. Gelişmelere yüzeysel bakanlar sevindirik bir pozisyonla, dünyanın muktedirleri tarafından muhatap alınmayı büyük bir zafer olarak görüyorlar.

 

Kürt Hareketi elbette bu noktaya durduk yerde gelmedi; ödenen bedelleri, feda edilen canları, çekilen acıları hepimiz çok iyi biliyoruz. Ancak ödenen bunca bedel, verilen o görkemli direniş, feda edilen on binlerce can ve çekilen bunca acı emperyalist kamp tarafından kabul edilip vitrine konulmak için miydi? Emperyalizmin safına geçerek halkını özgürleştirmiş, haklarını kazanmış, ulusal sorununu çözmüş mü oluyorsun? Bunun böyle olmadığını Kürt hareketinin önce Halep’ten, sonra Fırat’ın doğusundan atılması, 120 bin kişilik ordusunun on binlere düşürülmesi ve Haseke, Kamışlı, Kobani dar alanına hapsedilmesiyle görmüştük. ABD ve İsrail’in Suriye’deki çıkarları bunu gerektiriyordu, onlar da Türkiye’yi de memnun edecek şekilde Rojava’nın kaderini böyle belirlediler.

 

Bölgenin yeniden dizayn edildiğini herkes kabul ediyor. Ve her güç buna göre konum belirliyor. Ama bu yeniden dizaynda bir tarafta bütün dünya halklarına kan kusturan, hoyratça sömüren, her ülkeye kan, ölüm ve yıkımı dayatan, Epstein dosyalarıyla açığa çıktığı gibi çocuk kanı içen, çocuk eti yiyen, küçücük çocukları köle olarak satın alıp istedikleri işkenceleri yapan yamyamlar ve ruh hastalarının yönetiminde bir emperyalist blok var. Bunun karşısında ise emperyalizmin bu sınırsız tahakküm çabalarına karşı direniş gösteren ülkeler ve güçler var. Kürt hareketi görülüyor ki eskiden Demokrasi Güçleri saflarında iken şimdi dümeni emperyalist safa kırmış durumda. Artık kaderini bölgenin halklarıyla değil AB ve ABD emperyalistlerinin çıkarlarıyla bütünleştirmiş durumda. Ve bu, bilinçli bir politika olarak hayata geçiriliyor.

 

Kürt hareketinin bulundukları devletlerle entegrasyonu konusuna bakarsak, biraz aydınlatıcı olur sanırım. Kuzey Irak’ta Kürt Yönetimi her türden güçle entegre olmuş durumda, herkesle anlaşıyor; İsrail, Türkiye, ABD ve nispeten Irak merkezi yönetimi…

 

Türkiye’de başlatılan “süreçle” bağımsız devlet, federasyon, özerklik ve hatta kültürel haklardan vazgeçildiği açıklandı, örgüt feshedildi, silahlar yakıldı, gerillalar ülkeden çıkarıldı ve hatta sınır dışında bile olsa çatışma riski olan alanlardan çekilme oldu. Hedef, “bin yıllık Türk-Kürt birliğinin devamını sağlamak ve devletle entegrasyon”.

 

Ardından, Öcalan’ın yaptığı bu “süreç” çağrısının Rojava’yı kapsamadığı, oradaki kazanımların terk edilmeyeceği ısrarla açıklandı ve “direneceğiz” mesajları verildi. Sonuç; yüz binlerin kanı hâlâ ellerinden damlayan HTŞ yönetimi ile bütünleşme ve entegrasyon. Yani artık Suriye devleti, günahı ve sevabıyla, Kürt hareketinin de dahil olduğu bir devlettir.

 

İşlerin farklı seyirde ilerlediği bir tek yer İran. İran devletiyle entegrasyon, “süreç” geliştirme, silahlı mücadeleyi bırakma, siyasal çözüme yönelme gibi ne bir amaç ne de bir çaba var. Tam tersine, ABD-İsrail’in İran’a saldırısını bekleyen Rojhilat Kürtleri beş örgüt olarak bir araya gelerek doğacak fırsatı değerlendirmek üzere pusuya yattılar. Oysa İran yönetimi ile PJAK (Özgür Yaşam Partisi) arasında 2011’den beri bir ateşkes söz konusu ve eğer entegrasyon veya anlaşma çabasına girilecek olsa, bunun en kolay uygulanabileceği alan Rojhilat olabilirdi. Ama hayır, öyle olmadı. Böyle olması “yeni sürecin” “yeni paradigmasına” aykırı olurdu! Yeni sürecin paradigması; muktedir emperyalist ülkelerin safında ve onların çıkarları doğrultusunda tavır geliştirmek ve bunun sonucunda sofrada arta kalırsa bir iki kırıntıyla idare etmektir. Ama neyin karşılığında? Bölge halklarının anti-emperyalist direnişini kırma, İran’ı da Libya, Suriye gibi harabeye çevirme ve halkları katletme karşılığında.

 

Nitekim yamyam Trump açıkça ifade etti: “Kürtler İran rejimine karşı savaşırlarsa memnuniyet duyarız” diye. Kürt hareketinden de “İran rejimine karşı ABD ile iş birliği yapabiliriz” açıklaması yapılmıştı.

 

Mevcut koşullarda Kürt hareketinin mücadelesi ve kazanımlarından başka halklar adına yarar beklemek sadece boş bir hayaldir. Oradan gelse gelse, katliamları onaylamadığına dair bir iki kuru açıklama, sessizlik ve zımni onay olacaktır. Kötü niyetli oldukları için değil, kaderini emperyalizme teslim edenlerin başka türlü davranamayacağı için.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!