Emeğimizle dönen dünyada sözümüz de olacak 25 Kasıma Giderken (Şükriye Ercan)
Bir kadın sabah işe gitmeden önce kaç iş bitirir? Çocuğun kahvaltısı, hazırlanacak çanta, evdeki hastanın ilacı, akşama ne pişeceğinin hesabı… İşyerine vardığında mesaisi yeni başlamış sayılır. Oysa çoktan çalışmıştır. Akşam eve döndüğünde de dinlenmesi gereken bir emekçi olarak görülmez. Yemek beklenir, temizlik beklenir, ilgi beklenir. Herkesin ihtiyacı vardır; kadının yorgunluğu ise çoğu zaman hesaba katılmaz.
Sonra bu kadına neden kendini geliştirmediği, neden toplantıya gelemediği, neden daha fazla sorumluluk almadığı sorulur. Zamanını kimlerin kullandığını sormadan, yetişemediği her şeyin hesabı yine kendisinden istenir.
Kadın emeğini konuşmaya buradan başlamalıyız. Çünkü ücret bordrosunda görünmeyen bu çalışma, hayatın ve ekonominin sürmesini sağlar. İşçinin ertesi gün yeniden işe gidebilmesi, çocuğun büyümesi, hastanın bakımının yapılması kendiliğinden olmaz. Bunların arkasında harcanan zaman, güç ve çoğu kez vazgeçilen bir kadın hayatı vardır.
Patriyarka ile kapitalizmin ilişkisi de tam burada somutlaşır. Erkek, evde kendi payına düşen işleri kadına bırakarak zaman kazanır. Sermaye, çalışanların bakım ve geçim ihtiyaçlarının önemli bölümünün hanelerde karşılıksız karşılanmasından yararlanır. Devlet yeterli kreş, bakım merkezi ve sosyal hizmet sağlamadığında ortaya çıkan boşluğu kadınlar doldurur. Bu düzenin kazananları farklı olabilir ama yükü taşıyan kadınların hayatları birbirine benzer.
Bir maaş ödenmediğinde bir evin hayatı aksar
Kadınİşçi’de yayımlanan Kanal 6 çalışanlarıyla söyleşi, ücretin ödenmemesinin evin içinde nasıl karşılık bulduğunu anlatıyor. Çalışanlar borçlanıyor, kiraları birikiyor, çocuklarının ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Söyleşide bir annenin çocuğuna bot alamaması anlatılıyor. Patron açısından ertelenmiş bir ödeme gibi sunulan şey, çocuk açısından ayağına giyemediği bottur.
Ücret alacağı konuşulurken çoğu zaman yalnızca bir rakamdan söz ediliyormuş gibi davranılıyor. Oysa o parayla bir evin elektriği ödenecek, beslenme çantası hazırlanacak, otobüse binilecek. Ücretini alamayan emekçi, çalışmaya devam ederken kendi hayatını borçla çevirmek zorunda kalıyor.
Bakım sorumluluğunu tek başına taşıyan bir kadın için bunun ağırlığı daha da artıyor. Yeni iş aramak da hakkını takip etmek de zaman istiyor. Çocuğunu bırakacak yeri olmayan, ertesi günün yemeğini düşünen kadına “Git hakkını ara” demek kolay. Hakkını arayabileceği koşulları birlikte yaratmak ise örgütlü dayanışmayı gerektiriyor.
Bu nedenle kadın yoksulluğunu yalnızca gelir düşüklüğüyle açıklayamayız. Kadının zamanına, hareket alanına, bakım sorumluluğuna ve başvurabileceği dayanışma olanaklarına da bakmalıyız.
Bakımı yapanın bakımını kim üstleniyor?
Evde ücretsiz yapılan işin ücretli hale gelmesi de bütün sorunları çözmüyor. Bir kadının ev yükünü başka bir kadının düşük ücretli, sigortasız çalışmasıyla hafifletmesi mümkün. Böylece yük, kadınlar arasında sınıfsal eşitsizlikler boyunca el değiştiriyor.
Göçmen bakım çalışanları üzerine Centre for Care araştırmacılarının değerlendirmesi bu ilişkinin başka bir boyutunu gösteriyor. İşçinin çalışma ve yaşam güvencesi işverene bağımlı olduğunda, düşük ücrete veya kötü koşullara itiraz etmek daha ağır sonuçlar doğurabiliyor. Başkalarının çocuklarına, hastalarına, yaşlılarına bakan kadın, kendi ailesinin geleceğini kurmakta güvencesiz bırakılıyor.
Burada kadın dayanışmasının sınıfsal içeriğiyle yüzleşmek zorundayız. Bazı kadınların çalışma hayatında ilerleyebilmesi, başka kadınların görünmeyen ve ucuz emeğine dayanıyorsa özgürleşmenin koşullarını herkes için yeniden düşünmeliyiz.
Kamusal bakım hizmeti talebi bunun için önemlidir. Ancak bu hizmetlerde çalışanların ücretini, dinlenmesini, sosyal güvencesini ve örgütlenme hakkını da aynı kararlılıkla savunmalıyız. Bakım hizmeti alanın hakkıyla bakım işçisinin hakkı birlikte korunmalıdır.
Aile adına kimin emeğine el konuluyor?
Aileyi yücelten söylemleri dinlerken, aile içindeki işlerin kim tarafından yapıldığına bakalım. Çocuğun, hastanın, yaşlının bakımını kim üstleniyor? Bunun için kim çalışma saatlerini azaltıyor, kim işinden ayrılıyor, kim emekliliğe daha az primle ulaşıyor?
Commonwealth Sekretaryasının eşitlik karşıtı hareketler üzerine yeni raporu, aile ve gelenek söylemlerinin kadınların ücretsiz bakım sorumluluğunu pekiştirmek için kullanılabildiğine dikkat çekiyor. Kadın kurumlarının kaynaklarının zayıflatılması da aynı tabloyu ağırlaştırıyor.
Dolayısıyla aileci politikaların ekonomik bir hesabı var. Kamunun karşılamadığı hizmet kadınların sırtına bırakılıyor. Kadının fedakârlığı övülürken, bu fedakârlığın neden sürekli beklendiği konuşulmuyor. Kadın çalışınca ucuz işgücü, evde kalınca karşılıksız bakım gücü olarak görülüyor. Her iki durumda da emeğinden yararlanılıyor.
Emeğimiz varsa kararımız da olmalı
Kadınların hayatını değiştirecek siyasetin nasıl kurulacağı da bu tartışmanın parçasıdır. Ayşe Düzkan’ın kadınların temsili üzerine yazısının hatırlattığı gibi, kadınlar için söz söylemekle kadınlar adına konuşmak arasında fark vardır. Temsil, demokratik ilişkiler ve hesap verme sorumluluğu gerektirir.
Bir kadın işyerinde çalışıyor, evde bakım veriyor, sendikada faaliyet yürütüyor, derneğin işlerini üstleniyorsa; talepleri belirlerken de karar alınırken de orada olmalıdır. Sürekli emek vermesi beklenen kadının itirazı başladığında “Şimdi sırası değil” denilmesi, örgütün içindeki erkek egemenliğini açığa çıkarır.
Kadınların kendi aralarında örgütlenmesi, deneyimlerini konuşması ve ortak talepler oluşturması bunun için vazgeçilmezdir. Kreş talebinin, ücret mücadelesinin, tacize karşı itirazın ve söz hakkının birbirinden koparılması kadınların hayatını parçalara ayırır. Oysa kadın bütün bu sorunları aynı günün içinde yaşar.
Matriarkanın İzi’nde bu hayatların birbirine değdiği yeri görünür kılmak istiyoruz. Fabrikada, mutfakta, hastanede, tarlada, haber merkezinde ve evde çalışan kadınların deneyimlerinden öğrenerek sözümüzü büyütebiliriz.
Dünyayı döndüren emeğimizin karşılığını istiyoruz. Dinlenecek zamanı, güvenceli işi, şiddetten uzak yaşamı ve kendi hayatımız hakkında karar verme hakkını istiyoruz. Örgütlerimizde de evlerimizde de işyerlerimizde de bu sözün karşılığını arayacağız.
Yazının dayandığı kaynaklar: Rahime Karvar’ın çalışanlarla söyleşisi, Centre for Care değerlendirmesi, Commonwealth raporu ve Ayşe Düzkan’ın temsil üzerine yazısı.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
