EĞLENCELİK YAZIYA DEVAM: İSRAİLCİ SEFİLLERİN PROFİLLERİ (2) (Mehmet Güzel)
Bu yazının birinci bölümünde ABD’de dolaşmış, oradan sallayıp duran İshak Karasu adlı herifi anlatmıştım. Bir bakıma onun karikatürünü çizmiştim. Şimdi oradan çıkıp Almanya’ya geçelim.
NİDAL HAWARİ VE “ESKİ SOLCU”
Almanya’da, devrimcileri “eski solcu” diye küçümseyerek saldıran ve yine Aleviler arasında İsrail himayesi propagandası yapan bir tip var. Önce bunun geçmişiyle ilgili biraz bilgi vereyim. Gerçek adını kullanmaktan ısrarla kaçınıyor. Nidal Hawari kod ismini kullanıyor. Nidal, Arapça bir sözcüktür ve mücadele anlamına geliyor. Hawari ise, yine Arapça bir kelime olup İsa’nın öğretisini tebliğ eden 12 kişiye atfen kullanılan bir sözcüktür. Sonradan kendilerine kod isim kullananların büyük bir çoğunluğu, kişiliklerinde eksik olan yanları tamamlamaya yarayacak isimler seçtiklerine tanık oluyoruz. Nidal de öyle yapmış. Neden öyle yazdığımı açıklayacağım.
Nidal Hawari Antakyalıdır, yani hemşerimdir, hatta komşu köylümdür. Suriye’de üniversite eğitimi gördü. Arapçaya hakim olmasını bu eğitime borçlu. Çok önemli ve güzel bir yetenek. Hem üniversite eğitimi sırasında hem de sonrasında 1995’e kadar bizim saflarımızda yer alıyordu. Ama ardından hiçbir hukuksal zorunluluğu olmadığı halde Almanya’ya çıkıp bizimle ilişkisini kesti. Yani yoldaşları ülke koşullarında her türlü riski göze alarak mücadele ederken kendisi bu mücadeleyi bırakıp konforlu bir alana geçti. Bizim Antakya Arapçasıyla buna “fekeşe” deriz; yani tüydü! Mücadeleden tüyüp konforlu bir alana geçince Nidal (mücadele) adını taktı kendine. Güzel bir ironi! Şimdiki sefil durumunu göz önünde bulundurduğumuzda, bizim yüz karamız olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Anlattığım şekliyle tam anlamıyla “eski solcu”, hatta eskimiş solcudur kendisi. Ama gelin görün ki kendisi, hala mücadele eden ve devrimciliği karakterlerine sindirmiş olan, mücadeleyi bir yaşam şekli haline getirmiş olan kişileri “eski solcu” diye niteleyerek güya küçümsemeye çalışıyor. Bir de devrimcilere saldırırken “Avrupa’da sıcak yataklarında atıp tutuyorlar” diye suçlamazlar mı? Dinime küfreden Müslüman olsa! ABD’deki tıfıl da bunu yapıyor, Nidal da. Oysa suçladıkları devrimciler bütün yaşamlarını mücadeleye yatırmış, hayatlarının beşte birini zindanda geçirmiş, geri kalanını devletle karşı karşıya cepheden savaşmış ve olanak olduğu halde Avrupa’ya çıkmaya tenezzül etmemiş, ancak son kertede mecbur kalınca yurtdışına çıkıp mücadelelerine bu alandan devam eden fedakâr insanlardır.
FIRILDAKLIK TĞPĞK KARAKTERLERİDİR
Bu tipler ilkesizdir, tutarsızdır. Uymak zorunda oldukları programları, birbirine karşı sorumlu oldukları hiyerarşik yapıları yoktur. Bu yüzden her gün birbirinin zıttı iddialar öne sürmekten kaçınmazlar. Özellikle Nidal Hawari’de bu durum çok gelişkindir. Nasıl olsa kimseye hesap vermek zorunda değildir. Dün farklı bir şey söylemişse, dünde kalmıştır. Bugün tam zıddını söylemekte beis görmez.
Bu herif Suriye savaşı boyunca sıkı bir İran hayranıydı. Esat yönetimini de destekliyordu. Ve sıkı bir anti emperyalist, anti Siyonist olarak görünüyordu. O kadar ki, ABD ve İsrail ile iş birliği yapan Rojava’daki Kürt hareketine verip veriştiriyordu. Bununla da yetinmiyor, Rojava’daki Kürtler öyle yapıyorlar diye, biz Türkiye’de ortak demokrasi mücadelesi kapsamında HDP ile ortak eylemliliklerde bulunduğumuz için bize de saldırıyordu. Oysa biz Kürt hareketinin yanlış gördüğümüz bütün yönlerini acımasızca eleştirmekten kaçınmıyorduk. Ama demokrasi mücadelesinde güç birliği yapmayı da ihmal etmiyorduk. Bu konuyla ilgili olarak Nidal efendiyle sosyal medyada bir iki kez polemiğe girdik. O zaman Türkiye’de idim ve sözünü ettiğim mücadelenin başındaydım. Herifte vefa yok, saygı yok, takdir yok. 1975’ten günümüze kadar onlarca şehit ve bin bir bedelle yürüttüğümüz mücadeleye zerre kadar saygı yok. Birkaç kere uyardım, bak saygısızlık yapıyorsun, diye. En sonunda bir fıkrayla kendi durumunu açıklamak zorunda kaldım; Fişki-Deve fıkrası. Bu fıkrayı merak ettiğinizi seziyorum. Kısaca yazayım.
FİŞKİ – DEVE HİKAYESİ
Deve, sırtında ağır yükü ile dağlar, ovalar, çöller geçmiş ve menziline varmak için yoluna devam ediyor. Önüne hırçın bir nehir çıkmış. Deve yorgun ve yükü ağır. Nehir de güçlü akıyor. Ama menzile varmak için çaresiz bu nehri geçmesi gerekiyor. Atmış kendini hırçın sulara. Bir yandan üstündeki yük onu alta doğru çekerken diğer yandan güçlü akıntıya karşı direnerek su yüzünde kalmaya çalışıyor. Haliyle zorlanıyor ve bunun sonucunda poposundan fişki (deve dışkısı) çıkıyor. Fişki toparlak, hafif ve rahatlıkla su yüzeyinde yüzebiliyor. Devenin baş ucuna gelince deveyle alay etmeye başlamış; şuna bakın, yüzmeyi bilmiyor, şimdi boğulacak, diye. Deve, bir fişkiye bakmış bir de poposuna; “yahu az önce popomdan çıktı, şimdi bana yüzmeyi öğretecek, diyerek lahavle çekmiş.
Beni bu örneği vermeye zorladığı halde efendimizin çok zoruna gitti. Yıllar sonra bir telefon görüşmemizde bunu bana hatırlattı. Pişman mıyım bunu yazdığıma? Asla. Daha fazlasını hak etmişti ama ben bununla yetindim.
Suriye yıkıldı. Esat, uluslararası komplo sonucu devrildi. 14 yıllık savaş boyunca katliamdan kurtulamayan Aleviler bu sefer soykırım boyutunda katledilmeye başladı. Bizim eski Esat ve İran hayranı Nidal efendi 180 derece döndü. Esat hain, İran ise düşman oldu bir anda. 14 yıl boyunca dünyanın bütün emperyalistlerine, işbirlikçi devletlere, Körfez’in Petro dolarlarla besledikleri uluslararası vahşi katillere karşı Suriye vatanını kararlıca ve efsanevi olarak savunanlar bunlar değilmiş gibi. Alevi halkını da Suriye’nin (Kürtler dahil) bütün halklarını silahlandırdığı gibi vatan savunması için silahlandırmıştı. Ama yönetim yıkılınca Aleviler silahlarını HTŞ’ye teslim etti ve kıyıma maruz kaldı. Bir günah keçisi lazım kendisine. O da İran ve Esat! Neymiş Esat niye Alevileri silahlandırmamış, niye örgütlememiş! Yahu Suriye yönetimi ve Esat 14 yıl boyunca sadece Suriye’deki herhangi bir ulusal veya etnik topluluğu değil, bütün Suriye’yi savunmak için mücadele vermiş ve bunu 14 yıl boyunca Sezar yaptırımları gibi bütün ölümcül yaptırımlara ve tarihin en asimetrik saldırılarına karşı kararlıca ve onurluca mücadele yürütmüş. Sonra bir anda uluslararası komployla yıkılmış. Esat ne yapabilirdi? Elde silah sarayda ölmeyi bekleyebilirdi, başka bir şey değil. Suçlanacaksa ancak niye sarayında ölmedin, diye suçlanabilir. Başka şey için değil. Ama yaygın bir davranıştır. Başarılı olmuş kimseye kimse laf etmeye kalkmaz ama biri düşmeye görsün, çakallara maskara olur.
SIKI ANTİ SİYONİST ŞİMDİ SİYONİZM HAWARİSİNE DÖNÜYOR
Nidal efendiye dönelim yine. Eskiden sıkı anti emperyalist, anti Siyonist olan kahramanımız bu konuda da 180 derece döndü. Anti emperyalistlik, anti Siyonistlik modası geçmiş “eski solcuların” zırvasıymış. Şimdi Alevilerin kurtuluşu İsrail’in himayesindeymiş. Eskiden küfrettiği ve hatta onlar yüzünden bize de hayasızca saldırdığı Kürtler için şimdi tam tersini savunmaya başladı. Kürtler ABD ve İsrail ile iş birliği yaparak ne kadar güzel yapıyorlar! Rojava’da ABD ve İsrail tarafından bir gecede çırılçıplak HTŞ ve Türkiye’nin önüne atılarak satılmaları da kendisine ders olmadı. Tutturmuş, İsrail Alevilerin düşmanı değildir, hatta “o da mazlum bir millet olarak Alevileri en iyi o anlar”mış! Tam bir fırıldak.
Ama sadece bir fırıldak değil, Amerika’daki tıfıl gibi bir şovmen. İki günde bir kamera karşısına çıkar, yüzüne suni bir ciddiyet maskesi takar ve en uç, en ters ne varsa bunları ileri sürer. Yüzüne takındığı suni ciddiyet maskesi önemli; kendisine akademik bir görüntü sağlayacak, diye düşünüyor. Aykırı ve uç iddialarda bulunması da önemli; bu şekilde yoğun ilgi görecek! Reklamın iyisi kötüsü olmaz, önemli olan fazla tıklanmak! Eh, takipçileri de yüzde 80’ni eleştirerek, geriye kalanları destekleyerek onu “tıklıyorlar”!
ÖZERKLİK İLANI VE “FENİKE KONSEYİ”
Bu da diğer sefiller gibi Aleviler adına kurum kurma konusunda çok maharetlidir maşallah. Yaşadığı Almanya’daki Aleviler için değil, hayır bu kesmez, Avrupa’daki Aleviler için de değil, bu da kesmez. Hatta Hatay, Adana, Mersin bölgesindeki Aleviler için de değil, Suriye’deki, Lübnan’daki, Türkiye’deki ve bütün dünyadaki Aleviler için Fenike Alevi Konseyi’ni kurduğunu ilan eder! Abimiz bu kadar iddialı! Tabii bunun hayatta hiçbir karşılığı yok. Programı, tüzüğü, hiyerarşik yapısı, bütçesi, yönetim kademesi, hitap ettiği potansiyel… yok. Kağıt üzerinde, hatta kağıt üzerinde bile değil, bir video çekiminde lafta kurulmuş. Ne işe yarıyor? Hiç. Bu kadar iddialıdır madem, hadi bakalım, Şeyh Gazel Gazel gibi bir çağrı yapsınlar, bakalım kaç kişi onları ciddiye alacak! Oysa Suriye’deki Aleviler yetersiz de olsa Şeyh Gazel Gazel önderliğinde bir siyasal örgütlenme yaratmışlar ve Gazel’in bir çağrısıyla yüzbinler sokağa inip protestolar yapmış, bir başka seferinde de yine bir çağrıyla 4 gün genel grev yaparak evlerine çekilmişler. Ama bizim kahramanımız ve birlikte hareket ettiği üç buçuk kişi için bunların değeri yok: Birlik, ancak kendisinin zırva söylemleri doğrultusunda ve kendisinin safında Aleviler toplanırsa birlik sayılır. Aç tavuk rüyasında kendisini darı ambarında görürmüş!
Bu ve bunun gibi herifler devrimcileri “modası geçmiş” “eski solcular” olarak niteleyip Alevi halkı için hiçbir faydamızın olmadığını sık sık tekrar edip duruyorlar. Bu haddi, küstahlıklarından alıyorlar tabii. Şimdi tam da onların kullandıkları ifadeyle söylersem, kendileri on yıllardır Avrupa’nın konforunda Alevilerden uzakta ama Alevilerin kaderini belirlemeye çalışırken devrimcilerin ülkede ceberut devlet ile karşı karşıya kıyasıya mücadele ettiklerini, bu konuda nice bedeller ödediklerini, Antakya’da iki kez Alevileri korkunç bir katliamdan kurtardıklarını, Suriye’de elde silah, şehitler, gaziler vererek vatan savunması yürüttüklerini bir önceki yazıda genişçe yazmıştım, bütün bunların kendileri için hiçbir önemi yok. Hatta onlar için bunlar yaşanmamış sayılıyor.
Nidal Hawari’yi de sık sık ve hatta Amerika’daki İshak Karasu’dan daha fazla, hemen her gün kamera karşısında kayda aldığı ve bir şeyler gevelediği videolar paylaştığını görürsünüz. Bu da Suriye’deki Aleviler adına Özerklik ilanında bulundu! Sahi, ne oldu o Özerklik? Ne olacak, Nidal efendinin yüzlerce şov videolarının birinde lafta kaldı. Nasıl olsa istediği tıklamaları toplamıştı, bu ona yeter.
Şimdi de İshak tıfılı ile Devlet kuracaklar! Özerklik tamam, bir üst aşamaya geçip İsrail himayesinde bir devlet oluşturma aşamasına yükseldi bu kahramanlarımız!
ZEHRA Y. MUALLA
Daha çok şey söylenebilir bunlara ama yazıyı uzatmamak adına bu kadar yeter diyorum. Lakin bir başka düşkünü yazacaktım ancak vazgeçtim. Burada sadece kullandığı takma isimle onu bu yazıya dahil edeyim: ZEHRA Y. MUALLA. Aynı isimle biri Arapça diğeri Türkçe olmak üzere iki profil kullanıyor. Bu kişi eskiden Esat ve Suriye hayranıyken, Suriye’de yönetim yıkılmadan yaklaşık bir yıl öncesinden Suriye, Esat ve İran düşmanlığına alttan alta başlamıştı ve İsrail’le Alevilerin aslında düşman olmadıklarını işlemeye koyulmuştu. Hatta Esat yönetimi aleyhinde kimi yerlerde başlayan protestoları destekleyen paylaşımlar yapmıştı. Yani bu akımı ilk başlatan kişi bu sefil kişidir. Bunu araştırdım, kimdir, neyin nesi, kimin fesidir diye. Benden kaçmaz, buldum. Sadece devletin mi istihbarat yeteneği olacak, biz devrimcilerin de iyi kötü işleyen bir organizasyonumuz ve haber kanallarımız var. Kökeni Suriye’ye dayanıyor ama hayatı Adana’da Akkapı mahallesinde geçmiş. Muhasebecilik yapıyor. Adı ve soyadına, medeni durumuna, yaşamı boyunca siyasi faaliyetlerine, bilmem ne adaylığına kadar en ince ayrıntısına kadar bilgiye vakıfım. Ama şimdilik onu ifşa etmeyeceğim. İlk bu propagandaya başlayan kendisi olduğu halde, hızlı koşan at çabuk yorulur misali son zamanlarda bu tür paylaşımlarına rastlamıyorum. Hem bu nedenle hem de bir kızı var, şimdilik kızına mahcup etmek istemediğim için onu ifşa etmeyeceğim. Ama bu sefiller gibi rezaletine devam ederse, gözünün yaşına bakmayacağım; fotoğrafları ve bütün yukarıda sıraladığım bilgilerle teşhir edeceğim. Birileri bu yazıyı kendisine okutursa kendisine iyilik yapmış olur.
Bunları niye yazdım? Elbette bu sefilleri ciddiye aldığım veya muhatap kabul ettiğim için değil. Alevi toplumu için tehlikeli bir akımı mahkum etmek ve zayıf da olsa bu akımın sefil öznelerini teşhir etmek için yazdım. Bunların Alevi toplumu içerisinde yerleri de karşılıkları da yoktur. Ben toplumuma karşı sorumlu bir birey olarak bu tür virüsleri toplumumuzdan uzak tutmayı bir sorumluluk olarak görürüm.
Bu sefillerin peşini bırakmayacağım. İki elim yakalarında olacak. Bunu bilsinler.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
