Atak Menü

Dimyat’a Pirince Giderken.. (Hamza Yalçın)

Dimyat’a Pirince Giderken.. (Hamza Yalçın)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
23 Haziran 2026, 17:54 | Yazar: Hamza Yalçın | Kategori: Dünya
Dimyat’a Pirince Giderken.. (Hamza Yalçın)

 

ABD emperyalizmi Osmanlıcı-Turancı hayalleri kışkırtarak Türkiye'yi Rusya’ya, İran’a ve Çin'e karşı kullanmaya çalışıyor. Ülkemizi enerji ve ticaret yollarında bekçi olarak konumlandırarak  büyük tehlikelerle karşı karşıya getiriyorlar. Türkiye’nin kaynakları, coğrafi konumu ve tarihsel mirası emperyalist çıkarlara değil, emekçi halkın barış ve bağımsızlık hedeflerine hizmet etmelidir.

 

Tom Barrack’ın Kehaneti ve Emperyalizmin Yeni Hizalanması

 

Türkiye ve İsrail egemenleri arasındaki söz düellosunun bir savaşa evrilip evrilmeyeceği tartışılırken, ABD emperyalizminin Ankara Büyükelçisi ve adeta bölgedeki gayrıresmi valisi Tom Barrack geleceğe gayet umutlu bakıyor. Kasım 2025’te Bahreyn’deki jeopolitik forumda konuşan Barrack, "Türkiye ve İsrail savaşmayacak; Hazar’dan Akdeniz’e uzanan yeni bir iş birliği ve hizalanma göreceksiniz" diyerek emperyalizmin bölgeye biçtiği yeni rolün işaretini verdi.

 

Barrack Aralık 2025’teki Doha Forumu’nda bölge için en ideal sistemin "merhametli monarşiler" olduğunu iddia ederek Osmanlı’nın "Millet Sistemi"ne övgüler düzdü. 17 Nisan 2026’daki Antalya Demokrasi Forumu’nda ise bölgede güçlü liderlere dayanan monarşik cumhuriyetlerin kurulması gerektiğini savunarak Türkiye’ye gelecek çizdi. ABD elçisinin bu sözleri, açıkça Türkiye egemenlerinin Osmanlıcı, Sünni-İslamcı ve Turancı hayallerini kışkırtmayı amaçlıyor. Hazar’dan Akdeniz’e uzanan bu hat, Kafkasya’dan Orta Asya’ya, Ortadoğu’dan Kuzeydoğu Afrika’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı Rusya, İran ve Çin’e karşı bir cephe haline getirme planıdır. Emperyalizm, Ukrayna’daki savaşın yardımıyla Rusya’yı zayıflatarak Karadeniz’i, Kafkasya’yı ve Orta Asya’yı NATO egemenliğine almayı ve Çin’in ticaret yollarına darbe vurmayı hedefliyor. Bu planın hayata geçmesi için de Türkiye egemenlerine taşeronluk görevi biçiliyor.

 

Enerji Savaşları: Türkiye’ye Biçilen "Bekçilik" Rolü

 

Emperyalizmin bu büyük oyununun merkezinde enerji koridorları ve küresel ticaret yolları üzerindeki hakimiyet kavgası yatmaktadır. Çin’in "Bir Kuşak Bir Yol" projesi gibi alternatif hatlar ile Batı’nın dayattığı IMEC (Hindistan-Ortadoğu-Avrupa) gibi koridorlar arasında bir savaş sürüyor. Rusya ve İran'ı dışlayarak Kafkasya ve Orta Asya enerji kaynaklarını Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşımayı hedefleyen ana projeler, Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) petrol boru hattı, Güney Gaz Koridoru (TANAP/TAP) ve Trans-Hazar doğal gaz boru hattı olarak öne çıkmaktadır. Avrupa’yı hem Rus gazından kurtarmayı hem de Hürmüz Boğazı'ndaki İran hegemonyasını baypas etmeyi amaçlayan planlar Türkiye egemenlerine Batı dünyasının hem sivil hem de askeri vazgeçilmez enerji terminali haline gelmeyi vaadediyor. Türkiye egemenleri, ellerinde tuttukları askeri gücü, hızla gelişen silah sanayisini, ülkemizin coğrafi konumunu, tarihsel ve kültürel birikimini ABD’ye ve küresel sermayeye pazarlayarak bu denkleme dahil olmaya çalışıyor. Ancak emperyalist planlar, Türkiye’yi eşit bir ortak olarak değil, sadece enerji hatlarının koruyucusu ve jandarması olarak içeriyor. Kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye'yi bazen projelerin merkezine koyup iştahını kabartan, bazen de tamamen dışlayarak terbiye etmeye çalışan Batılı tekeller, Ankara’daki egemenlerin bağımlılık ilişkilerini derinleştiriyor.

 

Nitekim ABD emperyalizmi, Suriye’de yurtsever ve laik Baas iktidarını çökertme hamlelerinden Ermenistan’ın hizaya getirilmesine kadar hayli yol almış görünüyor. Zengezur’un bir "Trump Koridoru"na dönüştürülmesi, Kazakistan’ın Abraham Antlaşmalarına dahil edilmesi ve İran’daki Batı yanlısı damarın kaşınması bu planın adımlarıdır.

 

Halkın Artan Hoşnutsuzluğu ve Bekleyen Tehlikeler

 

Ancak bu tehlikeli oyun, Türkiye egemenleri için büyük riskler barındırmaktadır. Batılı emperyalistler, Türkiye'nin yapısal krizlerini ve sıkışmışlığını tepe tepe kullanarak ona kendi isteklerini dayatmaktadır. Egemenlerin sarıldığı "yeni Osmanlıcılık" illüzyonu, ülkeyi ucu bucağı görünmeyen maceralara sürüklemektedir. Askeri güç ve gelişen yerli silah sanayii (TSK NATO’nun ikinci büyük askeri gücüdür ve Türkiye silah ihracatında dünyada şimdiden 11’inci durumdadır) egemenlerin şovenist hırslarını beslerken, madalyonun diğer yüzünde emekçi halk için feci bir tablo durmaktadır. Ülkede hızla artan yoksulluk, kölece çalışma şartları ve derinleşen ekonomik kriz halkın sabrını zorlamaktadır. 2026 yılı itibarıyla net asgari ücretin 28 bin TL olduğu, açlık sınırının 30 bin TL, yoksulluk sınırının ise 98 bin TL'yi aştığı Türkiye'de, çocukların üçte biri derin yoksullukla yüzleşmektedir. Üstelik egemenlerin içeride ve dışarıda uyguladığı baskı politikaları nedeniyle çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, emperyalizmin her an kaşıyabileceği ve haklarımızı karşı karşıya getirebileceği en büyük tehditlerden biri olarak masada durmaktadır. Emperyalizm aynı zamanda AKP iktidarını ve Suriye’de HTŞ’yi kullanarak Lübnan başta olmak üzere bölgedeki antiemperyalist Şii güçleri saf dışı etmeye çalışmaktadır. Bölgedeki Alevi halkı tehdit eden bu plan hem bölgede hem ülkemizde çok büyük sorunlara yol açabilir.

 

Ukrayna savaşının Rusya’yı istikrarsızlaştırıp Çin’in ticaret yollarını düğümlediği bu süreçte, Trump iktidarının Türkiye’den beklentileri yeni değildir. Hatırlanacağı gibi ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) Erdoğan dışında hiçbir lidere kabul ettirememişti. Erdoğan vaktiyle Muhsin Yazıcıoğlu’na bu yolda gerekirse yarı yolda "omuz vurup geçeriz" diye düşüncesini çıtlatmıştı ancak 25 yıla yaklaşan iktidarı boyunca bir türlü o omuzu vuramadı. Aksine, emperyalist politikaların peşinde koşarken zaman zaman kapana kötü şekilde sıkıştı. Şimdi ise içinden çıkamadığı ekonomik sorunlar ve halkın çığ gibi büyüyen memnuniyetsizliği, iktidarı hiç olmadığı kadar zorluyor. 19 Mart 2025 ile yoğunlaşan tutuklamalar ve 2026 Mutlak Butlan süreci CHP’yi iktidar alternatifi olmaktan çıkardı ancak emperyalizmin Rusya ve İran’a karşı uyguladığı kuşatma Türkiye egemenlerini hedef haline getiriyor. İstanbul’da NATO Deniz Unsur Komutanlığı, Adana’da Çok Uluslu Kolordu Karargahı (MNC-TUR); İncirlik, Konya ve Malatya'da İtalya ve İspanya'ya ait SAMP/T ve Patriot sistemlerinin konuşlandırılması Rusya ve İran’ı tehdit etmektedir. Durumun gerginleşmesi halinde AKP iktidarı ABD’nin istediğini yapmazsa onu ekonomik sorunlar ve Kürt sorunu tehdit ediyor, yaparsa tam bir yıkım tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Barrack’ın yolunu yaptığı İsrail ile işbirliği de Türkiye için çok risklidir. İsrail bölgedeki Kürt, Arap ve hatta Türk halkları üzerinde gayet yoğun şekilde çalışmaktadır. 

 

Coğrafyanın ve Tarihin Mirası Halkındır

 

İran’a karşı başlatılan savaş gösterdi ki ABD’nin planlarının gerçekleşmesi garantisi bulunmuyor. Bugün küresel ölçekte Rusya ve Çin ile karşı karşıya gelen saldırgan emperyalist blok, kendi içinde ciddi bir istikrarsızlık yaşamaktadır. Batılı emperyalistlerin açtığı sonsuz destekle Filistin’de soykırım yürüten İsrail’de bile sular durulmuyor. Diğer yandan yükselen güç Hindistan dahi, içindeki Müslüman azınlık ve komşularıyla yaşadığı sorunlar yüzünden, kırılgan bir yapıya sahiptir. Fakat Ukrayna sayılmazsa, bölgede en zor durumda olan ülkelerden biri Türkiye’dir. Türkiye’yi yöneten egemen güçler içinde bulundukları sıkışmışlığı aşmak için aşırı hırslı ve maceracıdır. Ancak iktidarın hevesi kursağında kalabilir hatta araba her an devrilebilir.

 

Türkiye egemenlerinin askeri kapasitesi ve emperyalizme hizmet eden savaş aygıtları başlarına çalınsın; ülkemize sahip çıkmalıyız. Türkiye’nin sahip olduğu eşsiz coğrafi konum, tarihsel derinlik ve kültürel miras, egemenlerin yayılmacı maceralarına alet edilememelidir. Coğrafyamızın büyük olanakları emperyalizmin çıkarlarına, savaşa değil, halkımıza, barışa, refaha, özgürlüğe ve insanlığa hizmet etmelidir. Bunun gerçekleşmesine öncülük edebilecek olan en önemli güç anti-emperyalist ve proleter devrimci yurtsever Türkiye soludur. 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!