Atak Logo

Atak Menü

DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTÜ (Rıza Aydın)

DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTÜ (Rıza Aydın)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
10 Mart 2026, 11:14 | Yazar: Rıza Aydın | Kategori: Ülke
DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTÜ (Rıza Aydın)

Teoride sınıflar mücadelesinin kelimeler üzerinden yürüdüğü tezini Mahir Çayan, Altuzer’e dayandırarak söyler. Buna göre teoride hangi sözü, hangi kelimeyi seçtiğiniz önemlidir; ben de bu yaklaşımın doğruluğuna inanırım.

 

Mesela günümüzde meslek odalarından ya da derneklerden söz ederken, bunlara eskiden olduğu gibi “demokratik kitle örgütü” demekle, bunlara “sivil toplum kuruluşları” demek farklı bir tutum alışıdır.

 

Tabip odası, Mühendis Odaları Birliği, Pir Sultan Abdal Dernekleri gibi Alevi dernekleri; programı, tüzüğü olan, üye olunma koşulları belli olan, nasıl yönetildiği belli olan demokratik yapılardır. Bundan dolayı da bunlara “demokratik kitle örgütleri” denilirdi; doğrusu da böyle demekti.

 

Tarikat örgütlenmelerinin, mesela İsmailağa Cemaati’nin, Menzilcilerin, Fetullah Gülen’in “Hizmet hareketi”nin, Selahattin Özgündüz’ün önderlik ettiği Caferi hareketinin ya da günümüzdeki dede ocaklarının demokratik bir yanı, yapısı var mı? Bu yüzden bunlar ile demokratik kitle örgütlerini, odaları, sendikaları ayrı görmek gerekir.

 

Şimdi demokratik kitle örgütleri ile bir takım dini tarikat örgütlenmelerini aynı gibi göstermek için, bunların hepsine birden “sivil toplum kuruluşları” diye bir söz, bir kavram icat edildi. Bu kavrayışa göre bir demokratik kitle örgütü ile mafya ya da bir tarikat örgütü, mesela Aczimendiler, aynı statüdedirler. Bunların hepsine birden “sivil toplum kuruluşudur” demek yanlıştır. Bu yanlışa düşmemek gerekir; “şeytan ayrıntıda gizlidir” sözü bu hakikati anlatır.

 

Kontra hareketi şudur: Devlet, toplumdaki olumlu şeylerin etkisini kırmak için bunlara benzer yapılar kurdurarak kafaları karıştırır. AKP + MHP iktidarının baroları bölmek için neler yaptığını bilmeyen yok sanırım. FETÖ darbesinden sonra, Fetocuların kurdurduğu bazı sözde Alevi dernekleri kapatılmıştı. Bugünkü siyasal iktidarın da şimdilerde yine kendine bağlı kişilere Alevi dernekleri, hatta cemevleri kurdurması mümkündür; bunun önceden bilinmesi iyi olur.

 

Mesela ABF (Alevi Bektaşi Federasyonu), Türkiye’de tabandan gelen, kendiliğinden halkın kurduğu kitlesel Alevi örgütleri olan Pir Sultan Dernekleri ile Hacı Bektaş Veli Derneklerinin (sonradan bu derneklerin adı Alevi Kültür Derneği - AKD diye değiştirildi) bir araya gelmesi ile bir üst yapı kurumu olarak doğdu.

 

Sonra ABF’nin toplumdaki etkisini azaltmak için, bir kontra hareketine benzer biçimde Alevi federasyonları kuruldu — ben bunlara hep kuşku ile baktım, hâlâ da kuşku ile bakarım.

 

Burada şunu da söyleyip düşüncemi açıklamak istiyorum. Alevi yolunda dede, yola hizmet eden, taliplerine hizmet götüren; mesela taliplerini görüp sorgudan, görgüden geçirecek, onların müşküllerini çözen, müşküllerini halledip bir hâl yoluna koyan; Cem’de, Ceme katılan canların rızalığını alarak Horasan postu denen dedelik postuna (dedelik makamına) geçip oturarak Cem hizmetini yürüten hizmet erine dede denir.

 

Bir kişi, mesela ben, dede ailesinden gelen ocakzade bir kişi olsam bile; eğer taliplerime gidip onları görgüden, sorgudan geçirip görgü Cemleri yapmıyorsam, onların müşküllerini çözmüyorsam, müşküllerini halledip hâl yoluna koymuyorsam; yapılan görgü Cemlerinde Ceme katılanların rızalığı ile Horasan postu denen dedelik makamına geçip oturmuyorsam — ki böyle hizmetlerde bulunmuyorum — benim kendi kendime dedeyim demem doğru olmaz.

 

Bu yol “kıldan ince, kılınçtan keskindir.” Bu yolda dedelik vasfı önemlidir. Dedenin belinden düşen her kişiye dede denmez; onun yola hizmeti gereklidir. Yola hizmet, taliplerin rızalığı ile başlar. Talibi görmeye giden dede, görgü cemine başlamadan evvel Ceme katılan taliplerinin rızalığını aldıktan sonra Horasan postuna geçip yol hizmetlerine başlar. Talipten rızalık almayan kişi dedelik hizmeti yürütemez; yol böyledir, bu konuda muhabbetler etmek gerekir.

 

Bazen duyuyorum, okuyorum; musahibi olmayan, taliplerine gidip onların yol hizmetinde rehberlik etmeyen kişiler “dedeyim” diye kartvizit bastırıp bazı panellerde, toplantılarda vs. çıkıp konuşuyorlar; bu böyle olmaz.

 

Dede talibine dedelik hizmeti götürür. Her ocağın kendi talibi vardır. Talipler, dedelik hizmeti götürecek kişiye rızalık verirler. Pir Sultan, “muhabbet eyleyip yokla pirini, yusun senin namus ile arını” diyor.

 

Bu yolda talip dedesine, dedesi de talibine bağlıdır. Talibin kapısına gidemeyecek kişi, talibinin onu dede olarak kabul etmeyeceği kişi, dedelik için Cem’de rızalık alamaz.

 

Yolu, yola uygun yürütmek gerekir.

 

Aşk ile

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!