Atak Logo

Atak Menü

DEMOKRASİ (Devrim) MÜCADELESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (Fikri Günay)

DEMOKRASİ (Devrim) MÜCADELESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ …
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
24 Şubat 2026, 22:06 | Yazar: Fikri Günay | Kategori: Ülke
DEMOKRASİ (Devrim) MÜCADELESİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ (Fikri Günay)

 

Türkiye Devrimci Hareketi tarihinin yaşayan kadroları, 12 Eylül 1980 faşist askerî darbesinden bu yana yenilgilerden ders çıkarıp, yeni somut koşullara göre yeniden örgütlenerek devrimci mücadeleyi yükseltemediler.

 

Öncülerini işkencelerde, Kızıldere’de, Malatya Beyler Deresi’nde ve Nurhak Dağları’nda kaybeden TDH’yi tekrar ayağa kaldırıp yeni kuşaklara yol göstermekten çok, neden bir umut bile yaratılamadı?

 

Bunun için geç de olsa bazı adımlar atılmaya başlandı. Yaygın olarak ulusal basına yansımasa da konferanslar ya da dar ve geniş katılımlı eski siyasi kadrolarla toplantılar yapıldığını duymaya başladık. Başlangıç olarak iyi bir adım. Yapılan bu etkinliklere birçok kişi gibi benim de katılma olanağım yok. Mümkün olduğunca tartışmaları takip etmeye çalışıyorum.

 

Dar çerçeveli toplantılarda ve olabildiğince geniş düzenlenen konferans organizasyonlarında henüz umut verecek bir gelişme basına yansımadı. Bunun nedeni, bence hâlâ 80 öncesi dediğimiz dar örgütsel döngüsünden kurtulamamış olmamızdır diye düşünüyorum.

 

Çünkü ulaşabildiğim konferans ve tartışma tutanaklarından anladığım kadarıyla, uzun bir sessizlikten sonra karşı devrimci faşist cepheye yöneltmemiz gereken eleştirilerimizi, dijital medya aracılığıyla biraz ayağa kalkmış ya da kalkmaya çalışan, yasal ve meşru zeminde teorik veya pratik faaliyette bulunan yapılara yöneltiyoruz. Yazılı, görsel ve dijital medyayı takip edenler bunu mutlaka fark eder.

 

23 yıldır iktidarda olan, fanatik İslamcılarla milliyetçi faşistlerden oluşan ittifakı var eden medya, hiçbir zaman kapitalist-emperyalist sistemi ve faşist yönetimleri kesin bir biçimde eleştirmiyor. Uzman diye çıkarılan “aydın”ların dağarcıklarında antikapitalist ve antiemperyalist içerikte çıkarımlar duymuyoruz. Ya bilmiyorlar — o zaman uzman değiller — ya da kendilerine sansür uygulanıyor ya da oto sansür yapıyorlar.

 

Bu bir aydın hastalığıdır, diyorum ben. Bugüne değin bildiğimiz, daha doğrusu gördüğümüz gerçek şudur: Ezilen ve sömürülen halklar, kendi egemenlerine karşı kendiliğinden isyan edememektedir.

 

Kapitalizmin halkların yaşamında etkin hâle gelmesinden bu yana, bir avuç öncü olmadan — ki bu öncüler çoğu zaman bir aydın örgütlenmesi olan parti yapılarıdır — kitleler bilinçlenememiştir.

 

Ne demektir kitlelerin bilinçlenmesi?

 

Kapitalist sistemin halkların yaşamına girdiği andan itibaren mülksüzlerin nüfusu sürekli artmıştır. Günümüzde egemenlere karşı mücadeleye başlayan bir avuç öncü aydın örgütlerinin öncülüğünde kitleler toplumsal bir güç kazanarak; 1917’de Sovyet Ekim Devrimi, 1949’da Çin Devrimi, 1959 Küba Devrimi ve 1955’lerde başlayıp 1976’da sonuçlanan Vietnam Devrimi gibi anti-emperyalist halk savaşları deneyimini yaratmıştır. Bu deneyimler, bugünün devrimci kadrolarına her yönüyle önemli bir birikim sunmaktadır.

 

İkinci Paylaşım Savaşı’nın sona ermesiyle başlayan kapitalist blok ile sosyalist blok arasındaki Soğuk Savaş’ı şimdilik kapitalist-emperyalist sistem kazanmış gibi görünse de, bugün dünyanın içinden çıkamadığı bunalımı nasıl açıklayacağız?

 

Dünyayı yeniden paylaşım savaşına iki kez sürükleyenler, üçüncüsünü denemekten o kadar korkuyorlar ki kapitalist-emperyalist sistemin savunucuları; gençliğini geride bırakmış, artık yaşlılar kategorisinde olan — başta Donald Trump olmak üzere — figürlerin yıllar önceki ahlaksızlıklarını sergileyerek birbirlerini ekarte etmeye çalışıyorlar.

 

İnsanlığa zulüm, işkence ve kandan başka bir şey vermeyen kapitalizm, gerçekten de ömrünü tamamladığını gösterircesine; tekellerin ya da holdinglerin silahlı güçleriyle, bugüne dek en olgun dönemine ulaştırdıkları ulus-devlet aygıtlarını karşı karşıya getirmektedir.

 

Trump’ın, balıkçıların “serpme” denen ve balıkların pek az kurtulma şansı bulduğu ağla tepeden saldırmasına benzer bir yöntemle Venezuela başkanını ve eşini kaçırması, sistemin ömrünü uzatacak bir örnek olmamıştır.

 

Sistem böyle bir cinnet hâlindeyken, dünya genelinde ve ülkeler özelinde ne yapmalı?

 

Yanıt gelecek makalede.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!