Atak Logo

Atak Menü

CUMHURİYET ACİLEN DEMOKRATİKLEŞTİRİLMELİDİR (Meral Dersim)

CUMHURİYET ACİLEN DEMOKRATİKLEŞTİRİLMELİDİR (Mera…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
05 Nisan 2026, 17:52 | Yazar: Meral Dersim | Kategori: Ülke
CUMHURİYET ACİLEN DEMOKRATİKLEŞTİRİLMELİDİR (Meral Dersim)

Cumhuriyet ile olan etnik kimlik ve inanç sorunumuza Kürt Halk önderinin "Cumhuriyet ile değil, cumhuriyetin demokratik olmayan yapısıyla sorunumuz var" cümlesi ile başlamak istedim.
Zira pek çok insan gibi benim de Cumhuriyet ile olan sorunum onun demokratik olmayan, tekçi hatta kafatasçı yapısı ile ilgilidir. Türkiye'de cumhuriyet, devlet kuruluşuna yaşıt olarak bizzat tekçi ve birlik adı altında asimilasyoncu bir yapısal sorun içindedir.



Bu vesile ile cumhuriyetin demokratik olmayan yapısına ilişkin birkaç cümle kurmak istiyorum.



Cumhuriyetin doğrayıcı faaliyetleri sadece etnik kimlikler üzerine değil, etnik ve dinsel kimliği iç içe geçmiş Reya Heq inancı üzerine de planlı bir doğrama hareketidir.



1938 sadece insanların fiziksel olarak yok edildiği bir tarih değil, kültürel olarak da bir kırılma tarihidir. Bu kırılmayı "kazanımları ulvi sayılan cumhuriyetle" anmaktan başka bir seçenek yoktur. Bu tarih, 1938, Reya Heq dedeleri ve ailelerinin de bulunduğu, kökünden sarsıldığı, söküldüğü bir kırılma anıdır.



Bu tarihte insanlar öldürüldü, sürgün edildi
ama yıkımın görünmeyen yüzü, ocak düzeninin de bozularak kültürel olarak işlevsiz bir toplumsal hafriyat bırakmasıydı. Çünkü bir toplumu ayakta tutan yalnızca fiziki varlığı değil, hafızasıdır, aktarımındaki sürekliliğidir.



Ve bu yıkım bir anda başlamadı. 38 bir sonuçtu. Onun öncesinde laiklik altında din, bizzat kontrol edilebilir ve tanımlanabilir bir kurucu iktidar kalemine dönüştü.



Çünkü o yıllara gelene kadar, bu inancın dayandığı damar adım adım zayıflatılmıştı. Ocaklar susturuldu, dergâhlar mühürlendi.



Kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı ile inanç, mevcut çoğulluktan koparılarak tek bir merkezin dar sınırlarına hapsoldu. İnanç artık dile gelen bir şey olmaktan çıkıp tarif edilen bir şeye dönüştü. Yukarıdan bir çerçeve çizilerek o çerçevenin ruhuna uymayan dinsel kimlikler devletin akıl mahkemelerinde hüküm aldı.


Bu kırılma mekânla da sınırlı kalmadı. İnancın dili değiştirildi, insanın "varlığa" yönelme biçimine kadar uzanan bir müdahale ile ibadet kendi düzeninden koparıldı. İnsan, kendi inancını kendi diliyle kuramaz hâle getirildi.



İnanç dediğimiz ve toplum için varoluşsal bir kimlik, yeni siyasal düzenin batıcı, tekçi, Türkçü sınırları içinde yeniden anlamlandırıldı. İlah, Türklüğün hizmetine girmedikçe işlevsiz bir konuma itildi.



Özetle laiklik, devlet için nötr bir alan oluşturamadı.



Cumhuriyetin Kemalizm formu da, Adalet Partili yahut Kenan Evren yahut Akp formu da süreklilik arz eden bir teklik alanı olarak bugüne dek devam ettirildi. Serbest bir inanç alanı açılmadı, kontrol edilen bir alan inşa edildi.



Ve tam da bu yüzden, erken Cumhuriyet yalnızca laik bir dönüşüm değil aynı zamanda demokratik sınırları tartışmalı bir kuruluş biçimiydi. Çünkü toplumun farklı inanç biçimleri, isteğe dayalı bir çoğulluk içinde değil merkezi bir iradenin belirlediği sınırlar içinde var olabildi. Farklı olanın kendini var etme ve sürdürme istemi geliştirilemedi.



Ve bütün bunlar olurken, inanç yalnızca bastırılan değil aynı zamanda yönlendirilen ve sınırlandırılan bir alana dönüştü. Çeşitli sebeplerle özellikle saldırılarla kalan yapının dağılması sağlandı, insanlara göç ettirecek koşullar dayatıldı.



Dersim Harekâtı ile yalnızca insan değil, bir inanç hafızası dağıtıldı, inançsal bir süreklilik parçalandı.
İnsanlar yerinden edildi, ama asıl yerinden edilen bir inancın kendisiydi ve bu inanç gittiği yerde farklı bir renge büründü. Toplumsal bağ sürdürülemediği müddetçe her şey farklı bir renk almak durumundadır.



Ocak düzeni çöktüğünde, Reya Heq en büyük darbeyi aldı. Çünkü bu inanç yalnızca bireysel bir inanış değil, bir düzen, bir aktarım zinciriydi. Dede ile talip arasındaki bağ, yalnızca bir ilişki değildi, zamanın içinden geçen bir süreklilikti.



Toplumsal kayıp yalnızca ölüm değildir. İnancın, geleneğin ve dilin dağılmasıdır.


Bugün toplumda gördüğümüz bu tanımsızlık hali büyük ölçüde o kırılmanın kanlı ve inkârcı izini taşır. Çünkü yıkımlar, bittiği yerde kalmaz, artan problemleriyle yeni bir hâl alır.



Ve evet bu süreç, belirli bir ideolojik çerçevenin, bir inanç düzenini adım adım çözerek dönüştürmesinin tarihidir. Mesele yalnızca laiklik değildir, mesele inancı teklik bağlamı ile tanımlama, sınırlandırma ve kendi sınırları dışında kalan alanları dışarıda bırakma anlayışıdır.



Bu nedenle cumhuriyetin demokratik dönüşümü elzemdir. Cumhuriyetle barış ancak onun kendi karşıtına dönüşümü ile mümkündür. "Kurucu ulus, biricik ulus, tek din/mezhep" fanatizminin hakim hali değişmedikçe Cumhuriyet anlamsız bir kelimedir... Maalesef görünen o ki dayatmacı olmayan bir çözüm henüz ufukta görünmüyor ve daha da acısı, değil kendi karşıtına dönüşmek, mevcut ellerde kendi seçim ahlakını dahi uygulamıyor, daha büyük krizlerin içinde debelendiği halde umut pazarlamaya devam ediyor.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!