Atak Logo

Atak Menü

Bu İktidar Nereye Kadar Direnebilir? (Fikri Günay)

07 Aralık 2025, 20:28 | Yazar: Fikri Günay | Kategori: Ülke
Bu İktidar Nereye Kadar Direnebilir? (Fikri Günay)

 

Türkiye, 23 yıldır aynı iktidar tarafından yönetilmektedir. Daha doğrusu, son birkaç senedir yaşadıklarımıza bakarsak, yönetemediklerini söylemek en doğrusudur. Çünkü bir ülkeyi yönetmek demek, genel olarak var olan Anayasa ve buna bağlı yürürlükteki yasa ve yönetmelikler doğrultusunda, o ülkenin insanlarının en azından büyük bir çoğunluğunu memnun etmektir. Oysa son iki yıldır küçük bir yandaş grup dışında herkes feryat etmekte. Hiçbir sektör bunalımın dışında değil.

 

Bu iktidar zamanında, 2002 ile 2007 arasında doğan altı nesil, şu anda 20 yaş üzerinde ve seçme ve seçilme hakkına sahipler. Yani, son yapılan 31 Mart 2024 seçimlerinden bu yana, tüm ayak oyunlarına ve başta anayasa olmak üzere, hiçbir yasaya uymadan iktidarını sürdüren AKP-MHP faşist yönetimi, 20-70 yaş arasındaki seçmenlerin ezici bir çoğunluğunun başka bir alternatif ufukta görünmediğinden CHP’nin etrafında toplandığını söyleyebiliriz.

 

AKP iktidarının 23 yıldır devam eden bu süreci 1980 askeri darbesinden önce Süleyman Demirel’in Turgut Özal’ı ekonomiden sorumlu müsteşar olarak görevlendirmesiyle başlamıştır. Turgut Özal’ın mimarı olduğu ’24 Ocak Kararları’ olarak bilinen ekonomik kararların alınmasından sonra, Süleyman Demirel’in bir meclis konuşmasında, “Bu kararları uygulamak için daha çok yetki gerekir” demesiyle, askeri cunta oluşmaya başlamıştır. Şu an süren iktidarın sonunun geldiğini görmeyen yok gibi.

 

Buna karşın, Cumhur İttifakı yetkilileri, içinde bulunulan barış sürecinin engelsiz gittiğini ve “bu kez mutlaka başaracağız!” demekten başka bir şey söylemiyorlar. Herhalde gerçekten de kendilerinden başka hiç kimsenin bilmediği, dayandıkları bir güç olsa gerek! Kendilerini kandırıyorlar diyeceğim ama içinde bulundukları barış süreci için yaptıkları son eylem -İmralı ile görüşme- Önder Öcalan’ın TBMM ve Komisyon temsilcilerine ne söylediğini hala açıklamadılar.

 

İyi ki DEM Partisi, “Siz gidin, biz nasıl olsa Öcalan’ın ne diyeceğini biliyoruz” diyerek, CHP gibi taktik bir tavır içine girmediler. Yoksa ne konuşulduğunu hiç öğrenemeyecektik.

 

Bana göre, iktidarın ‘reisi’ sürecin başından beri zaman kazanma ve yapabilirlerse anayasayı değiştirerek ve olası bir erken seçimde aday olmayı ve seçilmeyi garanti altına almayı amaçladığı ortaya çıkmıştır.

 

Herkes biliyor ki, Meral Akşener R. T. Erdoğan’ın altılı masa denen muhalefetin içindeki ajanı olduğu ortaya çıkınca, yıpranmış olan ajan geri çekilip, yenisi hazırlanırken, İYİ Parti’nin başına geçecek ve CHP’yi konsolide edecek yeni bir ajan arayışına geçtiklerini, milliyetçilerin birbiriyle düşüyormuş gibi yapıp, İYİ Parti’yi dağıtıp kongreye götürdüklerini gösteriyor.

 

Milliyetçi yelpazede bir hayli tutarlı bir konumu olan Koray Aydın aday olunca, Cumhur İttifakı telaşa kapıldı ve “Köşeye çekiliyorum” diyen Meral Akşener’i devreye sokup, Müsavat Dervişoğlu’nu genel başkan yaptılar. İYİ PARTİ, yanına ZAFER PARTİSİ’ni de alarak, kamuoyu yaratmak için her fırsatı kullanmaya başladılar. Haberlere düşen “Bir trafik polisi ana caddelerin birinde, yolu kapatıp, toplanan kitleye, ‘katil Öcalan’ı affedecekler” vb. sözlerle ajiteye başlamış. Trafik polisi belli bir zaman sonra gözaltına alınmış ama!…

 

Bu polise, ilk sahip çıkan kim dersiniz? Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ. Hem de “İşte arkasında durulacak polis” diyerek.

 

Bir polisin bu şekilde bağırması, Türkiye’de siyasetin bir kez daha en hassas yerinden kanadığını gösteriyor; Kürt sorunu…

 

Siyasi arenada olan her parti ve grubun, ikinci barış sürecini sabote etmemesi çok önem arz ederken, kitlelerin bilinçsizce umut bağladığı CHP’nin, İmralı Adasına neden gitmediği tartışılırken, Özgür Özel’in, “muhalefetteki son kurultayımız” dediği 39. Olağan kurultayında “Stockholm sendromu” ve aynı anlamı içeren “celladına aşık olma”dan söz etmesi, bir dil sürçmesi değilse -ki öyle görünüyor- Türkiye’nin kuruluşundan beri kanayan yarasına parmak basması, iktidarı değil, kurucu parti olduklarını her fırsatta dile getirdikleri CHP’yi tartışılır hale getirmiştir.

 

Bence en önemlisi, iktidara gelirse CHP’nin neler yapıp yapmayacağının ipuçlarını vermiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iki yüzüncü yılının ilk çeyreğinde iktidarda olan anlayışın, Jön Türklerle başlayıp, İttihat Terakki Partisiyle devam eden, Türk-Sünni ekseninde mücadele başlayıp, daha Cumhuriyet ilan edilmeden CHP’yi altı ok ilkesiyle devreye sokan Mustafa Kemal, 46 yıl süren ilk TEK PARTİ dönemini başlattığını herkes biliyor.

 

Herkesten çok, CHP’liler biliyor bence. Resmi Türk Tarihinin biraz dışına çıkarak araştırsalar, eminim onlar da gerçeği görüp, 46 yıl sonra güya “demokrasiye” geçiyormuş gibi yapıp, hemen hemen tümü CHP içinden çıkan, bilhassa sağ ideolojiye -egemen ideoloji- sahip (DP-Demokrat Parti, DYP-Doğru Yol Partisi, MNP-Milli Nizam Partisi, ANAP-Anavatan Partisi vb.) partiler, bugüne değin bu devleti yönettiler. Zaman zaman CHP de koalisyonlarla yönetimde bulundu.

 

Yazılı tarih sürekli gündemde olduğu için herkes az da olsa bu tarihi biliyor ve muhalefetteyken başka, iktidardayken başka konuştuklarını da not ediyorlar tabii.

 

Bütün iktidarların (sağ iktidarların – sol iktidar olmadı hiç) bileşkesi olan 23 yıllık AKP iktidarının tek adamı R. T. Erdoğan, CHP’ye, “Cellat arıyorlarsa aynaya baksınlar” yanıtını vermekte gecikmedi. Yeter ki fırsat geçsin eline.

 

Haksız sayılmaz ama bu çıkış, Erdoğan’ı ve CUMHUR İTTİFAKI’nın yaptıklarını affettirmez. Zira bazı suçların affı yoktur. Yolun sonu görünüyor artık.

 

_________________________________________________________________________________________________________________________

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlamaktadır, Atak Dergisi'nin görüşlerini yansıtabilir de yansıtmayabilir de.

 

 

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!