Boyun Eğmiyoruz (Şükriye Ercan)
Bu Bir “Ahlak Sorunu” Değil, İktidar Sorunudur.
Cinsel taciz ve tecavüz, çoğu zaman bireysel suçlar olarak ele alınır. Sanki mesele birkaç “sapkın” insanın davranışıymış gibi sunulur. Oysa bugün yaşananlar, bunun çok daha derin ve yapısal bir mesele olduğunu açıkça gösteriyor. Çünkü karşımızda yalnızca bireyler değil; iktidarı elinde tutan, o iktidarı korumak için her yolu meşru gören bir erkek aklı var.
Son dönemde kamusal alanda ortaya saçılan olaylar, yalnızca suçları değil, aynı zamanda bir ahlak çöküntüsünü de görünür kıldı. Ancak bu çöküntü, toplumun geneline ait bir yozlaşma değil; gücü elinde tutanların yarattığı ve beslediği bir çürümedir.
İktidarın Gölgesinde Kurulan Kirli Alanlar
Kamusal görevler, topluma hizmet için vardır. Ancak bu görevler, kimi zaman kişisel iktidar alanlarına dönüştürülür. Halkın kaynakları, halkın ihtiyaçları için değil; bireysel çıkarlar ve gizli ilişkiler için kullanılır.
Bugün görüyoruz ki, bazı erkekler ellerindeki makamı, yetkiyi ve ekonomik gücü yalnızca yönetmek için değil; aynı zamanda kadınlar üzerinde tahakküm kurmak için kullanıyor. Kendilerinden çok daha genç kadınlara, neredeyse çocuk yaşta sayılabilecek gençlere yönelen bu davranışlar, sadece bir “ahlaksızlık” değil; aynı zamanda iktidarın kötüye kullanımının en çıplak halidir.
Yoksulluk, işsizlik ve çaresizlik; bu düzen içinde yalnızca ekonomik sorunlar değil, aynı zamanda birer baskı aracına dönüşür. İşe alma vaadi, işten atma tehdidi, sosyal imkânlara erişim… Tüm bunlar, kadınları boyun eğmeye zorlayan bir mekanizmanın parçası haline gelir.
Bu noktada cinsel sömürü, yalnızca bireysel bir tercih değil; sistematik bir ilişki biçimidir.
İki Yüzlü Ahlak: Kamusal Maske, Özel Alanın Gerçeği
Dışarıya “örnek aile”, “saygın yönetici”, “toplum adamı” görüntüsü sunan birçok erkek figürün, kapalı kapılar ardında kurduğu ilişkiler bambaşka bir gerçeğe işaret ediyor. Kamusal alanda ahlak dersi verenler, özel alanlarında kadınların emeğini, bedenini ve çaresizliğini sömüren bir düzenin parçası olabiliyor.
Bu çelişki tesadüf değildir. Çünkü erkek egemen düzen, ahlakı bir değer olarak değil; bir kontrol aracı olarak kullanır. Kime uygulanacağı, kimin muaf tutulacağı ise iktidar ilişkilerine göre belirlenir.
Kadınlar için ahlak bir sınırdır. Erkekler için ise çoğu zaman bir kılıf.
Neden Görünmez Kalır?
Bu tür ilişkilerin uzun süre gizli kalmasının nedeni, sadece bireysel korkular değildir. Asıl neden, bu yapıların birbirini koruyan bir sistem içinde işlemesidir. İktidar alanları iç içe geçmiştir: siyaset, bürokrasi, sermaye ve erkek dayanışması…
Bu kirli ilişkiler çoğu zaman bir “adalet duygusu” ile değil, iktidar çatışmalarıyla ortaya çıkar. Erkekler arasındaki çıkar kavgası derinleştiğinde, daha önce gizlenen dosyalar açılır, ilişkiler ifşa edilir. Yani gerçek, çoğu zaman bir hakikat arayışıyla değil; güç mücadelesinin yan ürünü olarak görünür hale gelir.
Bu da bize şunu gösterir:
Sorun yalnızca bireyler değil, bu bireyleri koruyan ve kollayan sistemdir.
Kadının Varlığına Karşı İktidar Refleksi
Kadınlar kamusal alanda var oldukça, söz söyledikçe ve güçlendikçe, erkek egemen düzen bunu bir eşitlik talebi olarak değil, bir tehdit olarak algılar. Bu yüzden baskı, taciz ve itibarsızlaştırma artar.
Taciz ve tecavüz, bu anlamda yalnızca bir şiddet biçimi değil; aynı zamanda bir “yerini hatırlatma” aracıdır.
Kadınlara yönelen her saldırı, aslında kaybedilen iktidar alanlarının panik halidir.
Erkek Devlet Aklı ve Cezasızlık
Bu düzen yalnızca bireylerin zihniyetinde değil; devletin işleyişinde de karşılık bulur. Yargı süreçlerinde yaşanan aksaklıklar, delillerin kaybolması, dosyaların sürüncemede bırakılması… Bunlar tesadüfi değildir.
Failin korunması, mağdurun sorgulanması; erkek egemen sistemin en temel reflekslerinden biridir. Böylece yalnızca suç değil, o suçu mümkün kılan düzen de korunur.
Sonuç: Çürüme Görünür Oldu
Bugün ortaya çıkanlar, yeni bir durum değil; uzun süredir var olan bir yapının görünür hale gelmesidir. Kamusal alandaki ahlak çöküşü, aslında erkek egemen iktidarın kendi sınırlarına dayanmasının bir sonucudur.
Bu nedenle mesele yalnızca birkaç kişiyi teşhir etmek değildir. Asıl mesele, bu ilişkileri mümkün kılan yapıyı değiştirmektir.
Çünkü o yapı değişmediği sürece,
aynı hikâyeler farklı isimlerle yeniden yazılacaktır.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
