Atak Menü

Betül Süleyman Alluş Olayı: Suriye’de Korku Düzeninin Aynası (Umut Arslan)

Betül Süleyman Alluş Olayı: Suriye’de Korku Düzeninin …
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
16 Mayıs 2026, 13:34 | Yazar: Atak Dergisi | Kategori: Ortadoğu
Betül Süleyman Alluş Olayı: Suriye’de Korku Düzeninin Aynası (Umut Arslan)

Suriye’de yaşanan Betül Süleyman Alluş olayı artık yalnızca bir genç kadının trajedisi olarak değerlendirilemez. Bu olay, yıllardır savaşın, mezhepçi siyasetin ve toplumsal çürümenin içine sürüklenen bir ülkenin derin kırılmasını gözler önüne seren simgesel bir eşik hâline gelmiştir. Özellikle 8 Aralık 2024 sonrasında sertleşen siyasal atmosferle birlikte toplumun üzerine çöken korku iklimi, artık yalnızca cephelerde değil; üniversitelerde, sokaklarda, kadınların yaşamında ve halkların gündelik varoluşunda hissedilmektedir.

 

29 Nisan’da üniversite kampüsünden kaçırılan Betül’ün ardından ortaya çıkan baskı görüntüleri, tehdit iddiaları ve çelişkili açıklamalar, olayın bireysel bir vaka olmaktan çok daha büyük bir anlam taşıdığını gösterdi. Kısa süre içerisinde genç bir kadının siyasal ve mezhepsel bir gösterinin merkezine sürüklenmesi, toplumun geniş kesimlerinde derin bir öfke yarattı. Çünkü insanlar artık yalnızca bir kaybolma vakasına değil, bu tür olayları mümkün kılan siyasal düzene bakıyor.

 

Bugün Betül üzerinden kurulmak istenen şey, yalnızca bir kişinin susturulması değildir. Asıl amaç; kadınların iradesini kırmak, gençliği korkuyla yönetmek, farklı kimlikleri bastırmak ve toplumun tüm renklerini mezhepçi bir karanlığın içine hapsetmektir. Alevileri sindirmek, Kürtleri yalnızlaştırmak, Dürzileri kuşatmak ve farklı inanç topluluklarını baskıyla hizaya çekmek isteyen anlayış, korkuyu sistematik bir yönetim biçimine dönüştürmektedir.

 

Betül’ün ailesinin “Kızımızı geri verin” çığlığı bu nedenle artık yalnızca bir annenin feryadı değildir. Bu söz, bugün susturulmak istenen kadınların, tehdit edilen gençlerin, kaybedilen insanların ve korku içinde yaşamaya zorlanan milyonların ortak sesi hâline gelmiştir.

 

Tarih boyunca baskıcı düzenlerin ilk hedeflerinden biri kadınlar oldu. Çünkü kadın özgürlüğünün bastırıldığı toplumlarda halkın direnci de zayıflatılmak istenir. Bu nedenle Betül’ün kısa süre içinde baskı altında kameralar önüne çıkarılması, yalnızca kişisel bir dönüşüm tartışması değil; kadın bedeni ve kadın iradesi üzerinde kurulmak istenen siyasal tahakkümün sembolü olarak görülmektedir.

 

Suriye’de yıllardır derinleşen mezhepçi gerilim artık yalnızca güvenlik eksenli bir sorun değildir. Bu durum aynı zamanda toplumsal çürümenin, siyasal çöküşün ve ortak yaşam kültürünün parçalanmasının göstergesi hâline gelmiştir. Üniversitelerde, güvenlik mekanizmalarında, dini yapılarda ve siyasal ilişkiler ağında kurulan baskı düzeni, halkların birlikte yaşama zeminini aşındırmakta; korkuyu toplumun ana dili hâline getirmektedir.

 

Bugün yalnızca Aleviler değil; Kürtler, Dürziler, Hristiyanlar, Sünniler ve diğer topluluklar da aynı gerçeği görmektedir: Mezhepçi iktidar düzeni halka özgürlük değil baskı, refah değil yoksulluk, yaşam değil ölüm üretmektedir.

 

Bu nedenle mesele artık yalnızca Betül değildir. Mesele, Suriye’de kaçırılan kadınlardır. Mesele, baskıyla susturulmak istenen gençliğin geleceğidir. Mesele, halkların eşitlik ve onur içinde yaşama hakkıdır.

 

Bugün toplumun geniş kesimlerinde yükselen tepki yalnızca mezhepsel bir refleks değildir; aynı zamanda derin bir toplumsal adalet arayışıdır. Çünkü savaşın, baskının ve siyasal çürümenin en ağır bedelini her zaman yoksullar, emekçiler, kadınlar ve gençler ödemektedir. Savaş ekonomisinden beslenenler, korku siyasetini büyütenler ve dini iktidarın aracına dönüştürenler ayrı bir dünyada yaşarken; halklar yoksulluk, güvencesizlik ve gelecek kaygısıyla baş başa bırakılmaktadır.

 

Bu yüzden bugün ihtiyaç duyulan şey korku değil dayanışmadır. Sessizlik değil ortak hafızadır. Teslimiyet değil halkların birbirine omuz vermesidir.

 

Alevi toplumunun bugün verdiği mücadele yalnızca kendi varlığını koruma mücadelesi değildir. Bu mücadele aynı zamanda Suriye’de laik, eşit, özgür ve onurlu bir yaşam isteyen herkesin mücadelesidir. Çünkü kadınların özgürlüğünü savunmayan hiçbir hareket özgürlükçü değildir. Halkların eşitliğini reddeden hiçbir düzen meşru değildir. Emekçilerin söz sahibi olmadığı hiçbir iktidar halkın iktidarı olamaz.

 

Suriye’nin geleceği mezhepçi savaş ağalarının, karanlık iktidar ilişkilerinin ve gerici yapıların ellerinde kurulmayacaktır. Bu geleceği kuracak olanlar; kayıplarının yasını tutan anneler, korku içinde yaşamaya zorlanan gençler, emeğiyle ayakta duran insanlar ve birbirinin acısını sahiplenen halklar olacaktır.

 

Çünkü artık insanlar yalnızca hayatta kalmak istemiyor. İnsanlar onurlu yaşamak istiyor. Yalnızca güvenlik değil özgürlük talep ediyor. Korkuyla yönetilen bir ülke değil, halk iradesine dayanan yeni bir yaşam istiyor.

 

Bugün Suriye’nin önünde iki yol bulunmaktadır: Ya korku düzeni daha da büyüyecek ya da halkların ortak direnişi yeni bir geleceğin kapısını aralayacaktır.

 

Betül için adalet!

Kadınlar için özgürlük! Halklar için eşitlik!

Gericiliğe karşı ortak mücadele!

 

 

***

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!