Atak Menü

“BETÜL KIZIMIZI GERİ VERİN” (Mihraç Ural)

“BETÜL KIZIMIZI GERİ VERİN” (Mihraç Ural)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
11 Mayıs 2026, 20:58 | Yazar: Mihrac Ural | Kategori: Ortadoğu
“BETÜL KIZIMIZI GERİ VERİN”  (Mihraç Ural)

 

Betül Süleyman Alluş, üniversiteli genç bir kızdır. 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı, kısa süre içinde şeri elbiseler giydirilip video çektirildiği ileri sürüldü. Bu videoda “kaçırılmadığını, tersine kendi iradesiyle göç ettiği ve mezhep değiştirdiği” söylendi. Bunun üzerine ailesi ayağa kalktı ve “Kızımızı istiyoruz” demeye başladı.

 

Gelişmeler, kızlarının üniversiteden kaçırıldığını, “Şeyh Salah” denilen kişinin ise Ceble’de villasına yakın bir yerde bu videoyu çektirdiğini gösteriyor. Şeyh Salah’ın sorgu sırasında 30 kişiyle geldiği, kapıyı ayağıyla tepeleyerek salona girdiği, savcılık makamında bulunan Sara Sıbıh’ın ise bundan rahatsız olduğu gözlemlendi. Betül’ün annesi tepkisini, “Nedir bu yaptığınız, kızımı bir şeyhten diğerine mi satmak istiyorsunuz?” sözleriyle dile getirdi. Olay böylece adım adım mezhepsel bir çatışmaya doğru büyümeye başladı.

 

Aile, kendilerine verilen “Pazar günü kızınızı gelin alın” sözünün de tutulmadığını belirtti. Kızlarının verilmeyeceğini anlayınca son çare olarak Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı Muhammed bin Zayid’e çağrıda bulundu. “Zor durumdayız, tehdit altındayız” diyerek sürece müdahale edilmesini, kızlarının kurtarılmasını ve kendi güvenliklerinin sağlanmasını istediler.

 

Bu doğrultuda Alevilerin lideri konumunda olan Şeyh Gazal Gazal’in yayımladığı bildiri gündeme geldi. Bildiride Alevilerin yıllardır zorluklara katlandıkları, ancak gerektiğinde mücadeleden geri kalmayacakları vurgulandı. Avrupa’daki Alevi dernekleri de “Betül kızımızı geri verin” çağrısı yaptı. Genç Aleviler ise, “Artık yetti, onurlu yaşamak ya da onurlu ölmek arasında fark kalmadı. Betül kızımızın kaçırılması bardağı taşıran son damla oldu” diyerek bu yönetime karşı mücadele çağrısında bulundu.

 

Ortam giderek sert bir gerginliğe sürükleniyor. Aleviler bir uçta; Dürziler, Kürtler, Hristiyanlar ve ılımlı Sünniler aynı hatta bu barbarlara karşı gergin bir sürece girmiş durumda. Bunun temel nedeni, 8 Aralık 2024’ten beri öldürme, kaçırma, baskı ve zulmün kesintisiz sürdürülmesidir. Alevilerin kıyım kıyım öldürüldüğü, 7 Mart 2025’te on binlerce insanın kurşuna dizildiği ifade edilmektedir. O günden bugüne öldürme ve kaçırma olaylarının aralıksız sürdüğü belirtilmektedir. HTŞ güçlerinin bu politikaları en acımasız yöntemlerle uyguladığı, zindanlarda tuttukları 40 bin asker ve subayı rehin gibi kullandıkları ileri sürülmektedir. Alevi camilerinin bombalanması ve Betül’ün “din değiştirdiği” söylenerek kaçırılması ise bardağı taşıran son damla olarak görülmektedir.

 

Bu arada Türk Milli İstihbarat Teşkilatı’nın Suriye Alevilerine yönelik faaliyetleri dikkat çekmektedir. Sahil bölgesinde mal mülk satın alımlarını desteklediği, demografik değişim yaratmaya çalıştığı ileri sürülmektedir. Aşiretlerin örgütlenmesi ve Kürtlere yönelik saldırıların sürdürülmesi de bu çerçevede değerlendirilmektedir. Yazıya göre Betül olayında da MİT’in rolü bulunmaktadır. Şeyhlerin üniversitelerde, sokakta ve birçok alanda MİT’le iç içe çalıştıkları iddia edilmektedir.

 

Betül’ün durumu, daha önce Ezidi kızlarına yaptırılan video çekimlerine benzetilmektedir. Yazıya göre bunlar gerçeği yansıtmayan düzeneklerdir. Alevi kadınlarının özgür bireyler olduğu; eğitim, çalışma hayatı ve sosyal yaşamda kendi iradeleriyle hareket ettikleri vurgulanmaktadır.

 

Ailesi de kızlarının özgür olduğunu, başka bir mezhep seçmiş olsa bile aile içinde yaşamaya devam edebileceğini açıkladı. Bu nedenle “Lazkiye’den Tartus’a mezhepsel göç” söyleminin inandırıcı olmadığı ifade edilmektedir. Bu gerekçelerin, Alevilere yönelik sindirme hareketinin bir parçası olduğu savunulmaktadır.

 

Yönetimin, Alevilerin silah bırakmasını fırsata çevirerek baskıyı artırdığı belirtilmektedir. Buna karşı Alevilerin direnmeye başlayacağı, federal yapı talebinin giderek güçlendiği ifade edilmektedir. Yazıya göre mezhepsel ayrım üzerine kurulu bu yönetim artık Suriye’yi yönetemeyecek durumdadır.

 

Alevilerin, Suriye’nin geleceğini belirleyecek güç olduğu vurgulanmaktadır. Beş milyonu aşan nüfuslarıyla kendi bölgelerinde çoğunluk oldukları, yüz yıl önce ayrı bir devlet olarak yaşadıkları hatırlatılmaktadır. Bugün yeniden ayrı yaşama düşüncesinin güçlenmesinin nedeni olarak ise yönetimlerin baskı ve vahşeti gösterilmektedir.

 

Betül Süleyman Alluş olayı, toplumun şeref ve namusu üzerinde yıkıcı etkiler yaratan son damla olarak değerlendirilmektedir. Yazıda, Betül’ün özgür ve güvenli bir ortamda konuşmasının sağlanması gerektiği savunulmaktadır. Aksi hâlde yapılan tüm açıklamaların baskı altında gerçekleştiği düşüncesinin güçleneceği belirtilmektedir.

 

Suriye’nin bugün patlamaya hazır bir volkan gibi olduğu ifade edilmektedir. Gösterilerle başlayan tepkilerin direnişe dönüşebileceği, bunun sonucunda ayrılık taleplerinin daha güçlü biçimde gündeme gelebileceği belirtilmektedir. Yazının sonunda kaçırıldığı ileri sürülen genç kızların, zindanda tutulan asker ve subayların özgürlüğü talep edilmekte; çözüm olarak ise federal yapı öne çıkarılmaktadır.

 

***

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!