Atak Menü

Bedenimiz Sizin Pazarınız Değil (Şükriye Ercan)

Bedenimiz Sizin Pazarınız Değil (Şükriye Ercan)
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
24 Temmuz 2026, 11:46 | Yazar: Şükriye Ercan | Kategori: Kadın
Bedenimiz Sizin Pazarınız Değil (Şükriye Ercan)

 

Kadını yeniden yaratma iddiasından milyarlık güzellik endüstrisine

 

Kadın bedeni üzerinden yürütülen tartışmalara baktığımda aklıma ilk gelen soru şu oluyor: Kadının bedeni neden hiç rahat bırakılmıyor?

 

Yüzyıllardır kadınlara nasıl giyinecekleri, nasıl oturacakları, nasıl konuşacakları, kaç çocuk doğuracakları, ne zaman anne olacakları, bedenlerinin hangi bölümünü gösterecekleri, hangisini saklayacakları söylendi. Şimdi bunların yanına başka bir emir eklendi:

 

Nasıl görüneceğimiz.

 

Üstelik bu kez karşımızda yalnızca erkek egemen zihniyet yok. Arkasında büyük bir ekonomi, klinikler, hastaneler, güzellik merkezleri, kozmetik şirketleri, reklam sektörü, sosyal medya ve bütün bunların beslediği devasa bir pazar var.

 

Kadına önce “Sen yeterince güzel değilsin” deniliyor.

 

Sonra da “Seni güzelleştirebiliriz.”

 

Elbette parasını öderseniz!

 

Mesele tam da burada başlıyor.

 

Önce kusuru yaratıyorlar, sonra çaresini satıyorlar

 

Bir sektörün büyüyebilmesi için müşteriye ihtiyacı vardır. Estetik ve güzellik piyasasının en büyük müşteri kitlesini ise kadınlar oluşturuyor.

 

Ama milyonlarca kadına aynı anda nasıl ürün ve hizmet satacaksınız?

 

Önce onlara kendilerinde bir eksiklik olduğunu düşündüreceksiniz.

 

Burnunuz büyük olacak.

 

Dudaklarınız ince olacak.

 

Göğüsleriniz küçük ya da büyük olacak.

 

Karnınız yeterince düz olmayacak.

 

Kalçanız istenilen biçimde olmayacak.

 

Gözünüzün kenarında bir çizgi çıkacak.

 

Saçınız beyazlayacak.

 

Boyunuz kısa, kilonuz fazla olacak.

 

Bir süre sonra kadının kendi bedeniyle ilişkisi bile piyasanın diliyle kurulmaya başlanıyor.

 

Beden artık yaşanan bir şey olmaktan çıkıp sürekli tamir edilmesi gereken bir projeye dönüşüyor.

 

Tamir hiç bitmiyor.

 

Çünkü biterse pazar da biter.

 

Bugün burnunuzu yaptırırsınız, yarın dudağınızı. Sonra dişinizi, göğsünüzü, karnınızı, kalçanızı, göz çevrenizi…

 

Yaşlanmaya başladığınızda yeni bir liste çıkar önünüze.

 

Böylece kadının kendi bedeninden duyduğu memnuniyetsizlik ekonomik değere çevrilir.

 

Bunun adına yalnızca “tıbbın gelişmesi” diyemeyiz.

 

Tıp gelişmiştir, teknoloji gelişmiştir, elbette insanların sağlıkları ve bedenleriyle ilgili birçok olanak ortaya çıkmıştır. Ancak başka bir şey daha gelişmiştir:

 

Kadın bedeninden para kazanma teknikleri.

 

Kadını yeniden yaratmak

 

Bugün kadınlara adeta şöyle deniliyor:

 

Sen olduğun kadın olarak yeterli değilsin. Biz seni yeniden yaratabiliriz.

 

Daha genç.

 

Daha ince.

 

Daha dik.

 

Daha pürüzsüz.

 

Daha çekici.

 

Daha “kadınsı”.

 

Peki kime göre?

 

İşte bu soruyu sormamız gerekiyor.

 

Çünkü kadının ulaşmaya çalıştığı görüntüyü de çoğu zaman kadın belirlemiyor.

 

Bir dönem sinema yıldızlarının bedenleri örnek gösterildi. Sonra mankenler ve fotomodeller geldi. Bugün sosyal medya fenomenleri var.

 

Oysa mankenin bedeni onun mesleğinin bir parçası. Oyuncunun görüntüsü yaptığı işin koşulları içinde hazırlanıyor. Fotoğraf çekiminde ışık var, makyaj var, profesyonel ekip var, görüntü düzenleme var.

 

Sonra gündelik hayatını yaşayan milyonlarca kadına dönüp:

 

“Sen de böyle olmalısın” deniliyor.

 

Niye?

 

Bir öğretmen neden manken gibi görünmek zorunda?

 

Bir işçi neden oyuncu gibi görünmek zorunda?

 

Bir doktorun, avukatın, çiftçinin, gazetecinin, siyasetçinin değeri neden belinin inceliğiyle, yüzünün kırışıksızlığıyla ölçülsün?

 

Kadının aklı, emeği, deneyimi, yaratıcılığı, bilgisi, mücadelesi neden bedeninin arkasında bırakılıyor?

 

Benim itirazım tam da buna.

 

Kadının değeri bedeni değildir

 

Kadınlara yıllardır görünüşleri üzerinden değer biçiliyor.

 

Güzel kadın.

 

Çirkin kadın.

 

Bakımlı kadın.

 

Bakımsız kadın.

 

Genç kadın.

 

Yaşını göstermeyen kadın.

 

“Kendine bakan” kadın…

 

Dikkat edin; erkekler söz konusu olduğunda aynı yoğunlukta işlemeyen bir değerlendirme sistemi kadınların hayatının neredeyse tamamını kuşatıyor.

 

Kadın elli yaşına geliyor, otuz görünmesi bekleniyor.

 

Altmışına geliyor, kırışıklığını saklaması isteniyor.

 

Doğum yapıyor, birkaç ay sonra eski bedenine dönmesi bekleniyor.

 

Saçı beyazlıyor, boyaması gerektiği söyleniyor.

 

Beden yaşlanıyor ama kadına yaşlanma hakkı bile tanınmıyor.

 

Sonra bütün bunlara “kadının tercihi” diyoruz.

 

Tercihi elbette küçümsemiyorum. Kadının kendi bedeni hakkında karar verme hakkı vardır ve bu hakkı savunmak feminizmin temel meselelerinden biridir.

 

Ama feminist düşünce burada duramaz.

 

Tercihlerimizin hangi koşullarda oluştuğunu da sormak zorundayız.

 

Milyonlarca kadın aynı anda yaşlanmaktan korkuyorsa, aynı burun biçimini istiyorsa, aynı dudakları yaptırıyorsa, aynı beden ölçülerine ulaşmaya çalışıyorsa ortada yalnızca milyonlarca bağımsız kişisel tercih olmayabilir.

 

Orada bir sistem vardır.

 

Bir tarafta açlık, diğer tarafta güzellik için servet

 

Meselenin bir de sınıfsal tarafı var.

 

Dünyanın bir yanında insanlar bir öğün yemek bulamıyor. Çocuklar yoksulluk içinde büyüyor. Kadınlar güvencesiz işlerde çalışıyor. Milyonlarca insan barınma, eğitim ve sağlık hakkına ulaşmakta zorlanıyor.

 

Aynı dünyada yalnızca daha genç, daha ince veya daha “kusursuz” görünmek uğruna inanılmaz büyüklükte paralar harcanıyor.

 

Bir insana bir ekmek almayı kendisine sorumluluk saymayanların, kendi bedenini birkaç santimetre değiştirmek için servet harcayabildiği bir çağdayız.

 

Bu yalnızca kişisel ahlak meselesi değildir.

 

Bu, kapitalizmin yarattığı değerler dünyasıdır.

 

Çünkü kapitalizm bize yalnızca ne satın alacağımızı söylemez.

 

Neye değer vereceğimizi de öğretir.

 

Dayanışmanın yerine rekabeti, paylaşmanın yerine tüketimi, insanın ürettiği değerin yerine görüntüsünü koyduğunuzda ortaya tam da böyle bir dünya çıkar.

 

Merdiven altı da var, mermer kaplı klinik de

 

Üstelik kadın bedeni üzerinden kurulan bu piyasa yalnızca merdiven altı işletmelerden oluşmuyor.

 

Elbette denetimsiz uygulamalar ciddi bir sorun. Ama bütün meseleyi birkaç kötü niyetli kişiye veya kaçak işletmeye indirgersek asıl sistemi göremeyiz.

 

Bir de son derece kurumsal görünen tarafı var.

 

Lüks klinikler.

 

Reklam kampanyaları.

 

Paket programlar.

 

Kredi seçenekleri.

 

Sosyal medya kampanyaları.

 

“Öncesi-sonrası” görüntüleri…

 

Kadının bedeni parçalara ayrılarak her parçasına ayrı bir fiyat biçiliyor.

 

Yüz başka bir pazar.

 

Göğüs başka.

 

Karın başka.

 

Kalça başka.

 

Saç başka.

 

Artık vulva bile başka bir pazar.

 

Beden bütünlüğümüz, piyasanın elinde bir fiyat listesine dönüşüyor.

 

İşte buna itiraz etmek gerekiyor.

 

Feminizm kadınlara yeni bir beden tarif etmemeli

 

Burada feminist hareketin de dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Biz kadınlara “Estetik yaptırmayacaksınız” diyemeyiz.

 

Bu da kadın bedeni üzerinde başka bir denetim kurmak olur.

 

Kadının bedeni kendisinindir.

 

İster makyaj yapar ister yapmaz.

 

İster saçını boyar ister beyaz bırakır.

 

İster estetik müdahalede bulunur ister bulunmaz.

 

Ama feminizmin görevi kadınlara yeni yasaklar koymak değil, kadının neden kendisini değiştirmek zorunda hissettiğini sorgulamaktır.

 

Çünkü özgürlük yalnızca seçeneklerin çoğalması değildir.

 

Bazen özgürlük, bize sunulan seçeneklere neden ihtiyaç duyduğumuzu sorabilmektir.

 

Ben bedenimden ibaret değilim

 

Kadının değerini yeniden tarif etmemiz gerekiyor.

 

Bir kadının değeri kaç kilo olduğunda değildir.

 

Belinin kaç santimetre olduğunda değildir.

 

Burnunun biçiminde değildir.

 

Göğüslerinin büyüklüğünde değildir.

 

Yüzündeki kırışıklıkların sayısında hiç değildir.

 

Kadının değeri aklındadır.

 

Emeğindedir.

 

Ürettiği değerdedir.

 

Bilgisindedir.

 

Dayanışmasındadır.

 

Mücadelesindedir.

 

Hayata kattıklarındadır.

 

Kendini beğendirmek zorunda olmadan var olabilmesindedir.

 

Belki de bugün kadınlara söylenmesi gereken en radikal cümle budur:

 

Kimseye güzel görünmek zorunda değilsiniz.

 

Güzel bulunmak bir insan hakkı değildir; ama insan olarak değer görmek bir haktır.

 

Biz kadınlar birilerinin seyretmesi için yaratılmış bedenler değiliz.

 

Piyasanın üzerinde çalışacağı hammaddeler de değiliz.

 

Sürekli eksikleri bulunacak ve sonra o eksikleri parayla giderilecek müşteriler hiç değiliz.

 

Bedenlerimiz üzerinden milyarlar kazanılabilir.

 

Yeni güzellik standartları üretilebilir.

 

Yeni ameliyatlar, yeni kremler, yeni yöntemler pazarlanabilir.

 

Ama bizim başka bir sözümüz var:

 

Kadını yeniden yaratmanıza ihtiyacımız yok.

 

Kadın zaten var.

 

Aklıyla, emeğiyle, bilgisiyle, yaşıyla, kırışıklığıyla, farklılığıyla, deneyimiyle ve mücadelesiyle var.

 

Ve bedenimiz de sizin pazarınız değil.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!