Bayramı Yeniden Kurmak: Barışın, Emeğin ve Yaşam Hakkının Bayramı (Şükriye Ercan)
Bayramlar, yalnızca takvimde işaretlenmiş tatil günleri değildir. Bir toplumun neyi kutsadığını, neyi hatırladığını, neyi unuttuğunu gösteren zamanlardır. Bu yüzden bayramı konuşmak; sadece sofraları, ziyaretleri, gelenekleri konuşmak değildir. Bayramı konuşmak, aynı zamanda nasıl bir ülkede, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizi de konuşmaktır.
Bugün bayramı yeniden düşünmeye ihtiyacımız var. Çünkü yoksulluğun derinleştiği, emekçinin geçinemediği, emeklinin açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm edildiği, gençlerin geleceksizlikle boğuştuğu, kadınların, çocukların, halkların, inançların ve kimliklerin eşit yurttaşlık hakkından yoksun bırakıldığı bir düzende bayram gerçek anlamını kaybediyor.
Bir tarafta saraylarda, şirket sofralarında, iktidar çevrelerinde şatafat büyürken; diğer tarafta milyonlarca insan pazara çıkarken iki kez düşünüyor. Çocuklar bayramlık alamıyor, emekliler torununa harçlık verememenin burukluğunu yaşıyor, işçiler tatil günlerinde bile çalışmak zorunda kalıyor. Böyle bir tabloda bayram, sadece “kutlama” değil; aynı zamanda adalet talebidir.
Gerçek bayram, emeğin hakkını aldığı gündür.
Üretenlerin yoksul, sömürenlerin zengin olduğu bu düzen bayramın ruhuna aykırıdır. Çünkü bayramın özü paylaşmaktır; bir avuç insanın servetini büyütmesi değil. Bayramın özü dayanışmadır; yoksulluğun sadakayla yönetilmesi değil. Bayramın özü kardeşliktir; halkların birbirine düşman edilmesi değil.
Bu yüzden bayram, barış demektir.
Savaşın, çatışmanın, inkârın, baskının ve ölüm siyasetinin gölgesinde gerçek bayram olmaz. Halkların eşit, özgür ve onurlu biçimde yaşamadığı; farklı dillerin, kimliklerin, inançların tehdit değil zenginlik olarak görülmediği bir ülkede bayram eksik kalır. Bayram; anaların gözyaşının dinmesi, gençlerin tabutlarla değil umutla anılması, halkların birbirine karşı değil yan yana durmasıdır.
Bayram, özgürlük demektir.
Düşüncesini söylediği için yargılananların, hakkını aradığı için tutuklananların, grev yaptığı için cezalandırılanların, kimliği nedeniyle hedef gösterilenlerin olduğu bir ülkede bayramın anlamı yaralıdır. Gerçek bayram; hapishanelerde adalet bekleyenlerin sesinin duyulduğu, meydanların halka kapatılmadığı, basının susturulmadığı, halkın iradesinin gasp edilmediği bir düzendir.
Bayram, hak demektir.
Hak, iktidarların lütfu değildir. Hak; işçinin ücreti, emeklinin insanca yaşamı, çocuğun beslenmesi, öğrencinin barınması, kadının eşitliği, halkların özgürlüğü, doğanın korunması, hayvanların yaşam hakkıdır. Bayramı gerçek kılacak olan da budur: Herkes için onurlu bir yaşam.
Bugün bayramlar aynı zamanda tüketim düzeninin de kuşatması altındadır. Reklamlar, alışveriş kampanyaları, gösterişli sofralar, borçla yapılan harcamalar bayramın ruhunu gölgeliyor. İnsanlara paylaşmayı değil, tüketmeyi; dayanışmayı değil, gösterişi; sadeliği değil, israfı dayatan bir kültür büyütülüyor.
Oysa bayramın politik anlamı tam da burada başlar: İsrafa karşı paylaşımı, gösterişe karşı dayanışmayı, tüketim çılgınlığına karşı sade ve adil yaşamı savunmak.
Artık doğayı ve bütün canlıları da bayramın dışında düşünemeyiz. Ekolojik yıkımın, susuzluğun, orman talanının, madenlerin, betonlaşmanın, hayvanlara yönelik şiddetin olağanlaştırıldığı bir çağda bayramı sadece insan merkezli kuramayız. Yaşam hakkı yalnızca insana ait değildir. Toprağın, suyun, ağacın, hayvanların da bu dünyanın parçası olduğu gerçeğini kabul etmek zorundayız.
Bu nedenle toplu hayvan kesimlerinin, kanın ve acının bayram görüntüsü haline gelmesini de yeniden tartışmalıyız. İnanç, vicdanla; gelenek, merhametle; ibadet, yaşam hakkına saygıyla buluşmadığında eksik kalır. Kurbanın anlamı eğer paylaşmaksa, bu anlam bugün hayvanların yaşam hakkını, doğanın dengesini ve yoksulların onurlu yaşamını gözeten yeni biçimlerle yeniden düşünülmelidir.
Bize düşen, bayramı geçmişin kalıplarına hapsederek değil; bugünün adalet, özgürlük ve yaşam hakkı mücadelesiyle yeniden kurmaktır.
Çünkü gerçek bayram; yalnızca evlerde pişen yemeklerle değil, sokakta büyüyen adalet duygusuyla mümkündür. Gerçek bayram; sofraların kalabalıklığıyla değil, kimsenin aç kalmadığı bir düzenle mümkündür. Gerçek bayram; kanla değil, merhametle; savaşla değil, barışla; sömürüyle değil, emekle; talanla değil, doğayla uyum içinde bir yaşamla mümkündür.
Bugün bize gereken bayram anlayışı budur:
Yoksulluğun değil eşitliğin,
savaşın değil barışın,
sömürünün değil emeğin,
baskının değil özgürlüğün,
israfın değil paylaşımın,
ölümün değil yaşam hakkının bayramı.
Bayramı gerçekten bayram yapacak olan da budur: Halkların özgürce yaşadığı, emeğin hakkını aldığı, doğanın ve bütün canlıların korunduğu, adaletin ve dayanışmanın büyüdüğü bir ülke ve dünya mücadelesi.
Bayramı yeniden kurmak elimizde.
Daha adil, daha özgür, daha barışçıl ve bütün canlılar için daha yaşanabilir bir dünya mümkün.
***
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
