Atak Logo

Atak Menü

ARMAGEDDON SAVAŞINDA PANDORA’NIN KUTUSU (Mihrac Ural)

ARMAGEDDON SAVAŞINDA PANDORA’NIN KUTUSU (Mihrac U…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
05 Nisan 2026, 15:32 | Yazar: Mihrac Ural | Kategori: Dünya
ARMAGEDDON SAVAŞINDA PANDORA’NIN KUTUSU (Mihrac Ural)

 

Savaşın Çirkinliği ve İnsanlık Boyutu

 

Çirkin savaş boyutlanarak devam ediyor. İslamabad’da görüşmeler sürmesine rağmen bombalar karşılıklı olarak can almaya devam ediyor. Savaş ölüm demektir; yıkım ve parçalanma demektir. Kırk gününü tamamlamış olan bu savaş, kimin daha güçlü olduğunu değil, eşitler olarak kaç insanın katledildiğini göstermektedir. Savaş, insan öldürmekte eşitler arası bir yarıştır.

 

Savaşta barış umutlarını savunmak, insan olmanın teminatıdır. Savaş, çirkin insan duygusunun, nefretinin ahmakça sergilendiği bir alandır. Trump, açıkça “savaş suçu işlemeye devam edeceğim”, “petrolü almak istiyorum” deyişlerinde bu çirkinliği yansıtmaktadır. Bunun için savaşta taraf tutmak haksızlıktır, ahlaksızlıktır.

 


 

Dini Motifler ve Savaşın Temeli

 

Savaş pazarlamacıları tarafından vehmedilen dini motifler, insan düşüncesini esir almak için ortaya serilir. Kimisi İsa Mesih’in, kimisi ise Mehdi el-Muntazır’ın gelişini propaganda eder. Bu yalanların eder tutar bir yanı yoktur.

 

Savaşın temel karakterinde iki unsur yer alır: ekonomi ve güvenlik. Bu unsurlar, yeryüzünün tüm savaşlarını izah eder. Her savaş kendi çapında Armageddon savaşıdır. Her zaman “bu savaş en büyük savaştır” denilir. İran’a karşı yürütülen savaş, zaman ilerledikçe gerçek bir Armageddon savaşı olmaktadır. Gün geçtikçe savaşa katılmakta olan taraflar arttıkça büyümekte, büyüdükçe de coğrafi alan olarak yaygınlaşmaktadır.

 


 

Armageddon Kavramı ve Megiddo

 

Armageddon savaşı, hayır ve şerrin büyük savaşı, dünyanın sonuna yakın gerçekleşecek çatışmayı ifade eder. İsrail’deki Megiddo bölgesinden gelir (Megiddo Dağı). Günümüzde bu kelime mecaz anlamında; büyük ve yıkıcı savaşlar, küresel krizler, her şeyin altüst olacağı felaket senaryoları anlatılırken kullanılır.

 

Bu kelime bazen abartılı şekilde kullanılır. Gerçek hayatta her büyük savaş Armageddon değildir; daha çok kıyamet düzeyinde son savaş anlamı taşır. Buna rağmen, her savaş kendi ölçeğinde bir Armageddon savaşı olarak görülür.

 


 

Pandora’nın Kutusu ve Savaşın Tehlikesi

 

Bu savaşın bir de Pandora’nın kutusu vardır. Bu kutunun açılışıyla birlikte ortaya saçılan kötülükler hiç de az değildir. Pandora, Yunan mitolojisinde ilk kadın olarak anlatılır. Tanrılar tarafından yaratılır ve ona bir kutu verilir. Baş tanrı Zeus, Pandora’ya bu kutuyu asla açmamasını söyler. Ama Pandora merakına yenik düşer ve kutuyu açar.

 

Kutuyu açar açmaz hastalıklar, acılar, kötülükler, dertler, belalar saçılır durur. Pandora korkup kutuyu kapattığında içeride yalnızca “umut” kalır. Pandora’nın kutusunu açmak demek; başta küçük görünen ama açıldığında büyük sorunlara yol açacak bir şeyi başlatmak, kontrol edilemeyecek sonuçlar doğuracak bir işi tetiklemek anlamına gelir. Yani ortalık karışabilir, geri dönüşü zor sonuçlar çıkabilir.

 


 

Ulusa Sesleniş

 

ABD Başkanı’nın ulusa sesleniş konuşması, içerik açısından oldukça zayıf ve tekrar niteliğindeydi. Daha önce yaptığı açıklamaların ötesine geçemeyen bu konuşma, kamuoyunda yeni bir perspektif sunmadı. Özellikle NATO hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapması beklenirken bu konuya değinmemesi dikkat çekti.

 

Konuşmanın temel amacının, yükselen petrol fiyatlarını kontrol altına almak ve piyasalardaki dalgalanmayı sınırlamak olduğu izlenimi oluştu. Ekonomik kaygıların ön planda olduğu bu yaklaşım, siyasi mesajların geri planda kalmasına neden oldu.

 

İran’a yönelik sert söylemler ise dikkat çekiciydi. ABD Başkanı, İran’ın ciddi şekilde zayıflatıldığını ifade ederken, olası bir anlaşmazlık durumunda çok daha ağır sonuçlarla karşılaşabileceğini yineledi. Bu ifadeler, diplomatik çözüm yerine baskı politikasının sürdürüleceğini gösterdi. “İran’ı taş devrine yollayacağız” şeklindeki söylemler bu yaklaşımın bir parçasıdır.

 

Konuşmasında Körfez ülkelerine teşekkür etti ve onları koruyacağını dile getirdi. Ayrıca konuşmada, hayatını kaybeden 13 Amerikan askerine değinilerek onların ülkenin geleceği açısından önemli bir rol oynadığı vurgulandı. Bu bölüm, konuşmanın duygusal yönünü oluşturmakla birlikte genel çerçevede yeni bir politika ya da strateji ortaya koymaktan uzak kaldı.

 

Savaşta Taraflar ve Ortaklar

 

Savaş, tarihler boyunca güçleri karşı karşıya, yani teke tek vuruşturmaz. Her bir taraf, ister aşiret savaşı olsun ister devletler arası savaş olsun, mutlaka ortaklara sahiptir. Bu ortaklar cephe gibi görünmese de savaşta aktif olarak yer alır.

 

Şimdi yürümekte olan bu savaş, karşılıklı olarak dost çevreleri bir araya getirmektedir. Savaşı büyüten, ona Armageddon süsü veren en önemli yanı da budur. Her iki taraf da dostlarını çevresine toparlamakta, savaşın boyutlarını büyütmektedir. Trump, sıklıkla dostlarına çağrı yapmakta, savaş gücünü artırma yollarına başvurmaktadır. Özellikle NATO için ağır sözler söylemekten geri kalmamaktadır.

 

NATO’nun “bu savaşta biz yokuz” diye estirip atması Trump’ı çok kızdırmış; “NATO, biz olmasak kâğıttan kaplandır. Biz savaşta yardım bekliyoruz ama onlar bu yardıma gelmemektedir” diyerek tavrını ortaya koymaktadır. Ancak buna rağmen NATO ve üye ülkeler yardımlarını ihmal etmemektedir. Ana net tutumu alan İspanya bile kimi bölgelerde savunma mahiyetinde yardımlar yapmaktadır. İngiltere, uçak üzerine uçakla mühimmat taşımakta; büyük bombalar yanı sıra her açıdan gerekli silah ve mühimmat sevkiyatı düzenlemektedir.

 

Türkiye, NATO üyesi olması nedeniyle yaptığı yardımlar sebebiyle Trump tarafından “Türkiye lideri olarak çok önemli görüşler üstlendi, yapılmaması gereken şeyleri yapmadı, çok yüce bir dostumdur” sözleriyle övülmüştür. Aynı şekilde Endonezya için de övücü sözler sarf etmiştir. Suudi Arabistan için söyledikleri çok onur kırıcı olmasına rağmen, onların da yoğun desteğini aldığını ifade etmiştir.

 

Suudi veliahtı için, “Beni başarısız Amerikan başkanları gibi sanmıştı, bunu yapacağını düşünmemişti” şeklinde yönelttiği ağır ifadeler, yürütülen savaşın çapını ve üslubunu göstermektedir. Buna rağmen Suudi veliahtının, “başladığın işi bitir, zaman alsa da İran’ı yok et” yönünde Trump’ı teşvik ettiği söylenmektedir.

 

Körfez’in diğer üye ülkeleri de yaşamsal açıdan yüz yüze kaldıkları bu savaşta her şeylerini sunmaya hazır olduklarını belirtmektedir. NATO ülkelerine ise şu sözleri söylemiştir: “Artık kendi kendiniz için savaşmayı öğrenmeniz gerekecek. ABD artık size yardım etmeyecek – tıpkı sizlerin bize yardım yapmadığınız gibi. İran fiilen yerle bir edildi. Zor kısım bitti. Gidin kendi petrolünüzü alın!” diyerek tepkisini açığa vurmuştur.

 

Bu savaş öylesine çelişkilerle doludur ki, sözde NATO güçleri ABD uşaklarına kalkış hakkı tanımıyor, savaşa onay vermiyor; ancak diğer taraftan mühimmat dolu uçaklarla yardıma koşuyorlar. Anlaşılması zor, dengesiz davranışlar her kesimde ağır görüntüler yansıtmaktadır. Buna, dengesiz açıklamalarıyla Trump da eklendiğinde, savaşın ne ölçüde ahlaksız bir hâl aldığı daha açık görülmektedir.

 

Savaş ne dost tanır ne de yakınlık; çıkarları için harcamayacağı hiçbir değer yoktur. Bu nedenle barışı savunmak, insan olmanın gereğidir.

 


 

Nükleer Tehlike Beliriyor

 

Trump, bir devlet başkanına yakışmayacak tarzda çelişkili açıklamalarına devam etmektedir. Bu durum, ABD’nin savaşta istediği sonucu alamamasından kaynaklanmaktadır. Anlaşma masası etrafındayken aniden savaşı başlatan Trump, savaşın uzun sürmeyeceğini de açıklamıştır.

 

Bu durumda, kısa sürede sonuç alınamazsa veya kullanılan ağır silahlar yetersiz kalırsa, bu savaştan bir biçimde galip çıkma arayışı gündeme gelecektir. Trump açısından, yenildiği anlamına gelecek her durumdan kaçınmak öncelikli olacaktır.

 

Bu savaşın geleneksel silahlarla elde edilecek bir sonucu olmayabilir. Bu açıdan bakıldığında, savaşın daha fazla uzamaması için nükleer silahların devreye sokulabileceği ihtimali ortaya çıkmaktadır. Burada bu tehlikenin belirdiğini ifade etmek gerekir. Böyle bir vahşetin, bu tür bir mantığın içinde yer alabileceğini göz ardı etmemek gerekir. İnsanlığını kaybetmiş yöneticiler, nükleer silah kullanmaktan tereddüt etmeyebilir.

 

“Bizler, bu savaşın daha fazla uzamaması için nükleer silahları kullandık” şeklinde bir açıklama yapabilecekleri ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Bu tür yaklaşımlar, savaşın nelere yol açabileceğini bir kez daha göstermektedir. Bu nedenle barışı savunmak, insan olmanın en temel kıstasıdır.

 


 

Türkiye’nin Rolü ve Füze Saldırıları

 

Türkiye, bu savaşta açık ve net şekilde İran karşıtı olduğunu dile getirmese de Trump’tan yana olan talepleri büyük ölçüde yerine getirdiği görülmektedir. Bir aydır süren savaşta, 4, 9, 13 ve 30 Mart tarihlerinde dört füzenin Türkiye toprakları üzerinde düşürüldüğü görülmektedir.

 

Bu füzeler büyük zarar vermemiş olsa da İran üzerinden geldiği anlaşılmaktadır. Ancak bu füzelerin doğrudan İran tarafından mı gönderildiği, yoksa Türkiye’yi İran’la savaşa sürüklemek amacıyla yürütülen bir casusluk faaliyeti mi olduğu net değildir.

 

Türkiye’nin Çok Uluslu Kolordu kurma girişimlerinin savaşla bağlantılı olduğu değerlendirilmektedir. Adana ve çevresinde oluşturulmakta olan bu yapı faaliyetlerine başlamıştır. Gözlemciler, “74 yıldır NATO üyesi olmamıza rağmen ülke topraklarına yabancı asker sokmamışken, bu kez çok uluslu bir yapı ile yabancı askerlerin gelmesi kabul edilemez” görüşünü dile getirmektedir.

 

Buna karşılık Türkiye’nin NATO için geçmişte büyük bedeller ödediği, topraklarının uzun süredir yabancı askeri varlık ve mühimmatla dolu olduğu da bilinmektedir. Ayrıca İstanbul açıklarında Montrö Sözleşmesi’ne aykırı şekilde konuşlandırıldığı iddia edilen deniz unsurları nedeniyle Rusya’nın uyarıda bulunduğu ifade edilmektedir.

 

İran’ın Direnişi ve Kara Harekâtı

 

Trump, İran’ın direnişini hiç beklemiyordu. Özellikle Körfez’deki ülkeleri bombalamasını şaşkınlıkla izlediğini anlattı. İsrail gibi bir ortak, sorunlu olsa da bu birlik “İran’ı bitirene kadar sürecek stratejik bir birliktir.” Ancak İran, tüm bu hesapları boşa çıkarmakta, savaşı ağırlaştırmakta ve “savaşı siz başlattınız, bitirilmesi ise bize ait bir karardır” diyerek güç gösterisinde bulunmaktadır.

 


 

İsrail’in Dayanıklılığı ve Amerika Bağları

 

İsrail, böylesi bir savaşta tek başına uzun süre dayanabilecek güçte bir ülke değildir. Önder kadroları hedef alabilse de savaşın sonucunu belirleyebilecek durumda değildir. Amerika’nın devasa askeri gücü ve dünya çapındaki mekanizmaları olmadan İsrail’in bu savaşı sürdürmesi mümkün görünmemektedir.

 

İsrail ile Amerika arasında öylesine güçlü bağlar kurulmuştur ki, her Amerikan başkanı kendini sorumlu hissetmekte ve yapılan yardımları adeta kendi eyaletine yapılan destek gibi sunmaktadır. Bu köklü ilişkiler, her seçim döneminde kendini göstermektedir.

 

Dünya ekonomisinde etkili olan büyük finans çevreleri de bu ilişkilerin bir parçasıdır. BlackRock Başkanı Laurence D. Fink’in 14 trilyon dolarlık bir ekonomik hacim üzerinde etkili olduğu bilinmektedir. 27 Mart 2026’da Erdoğan ile Dolmabahçe’de yaptığı görüşme, bu ilişkilerin boyutunu göstermektedir. Küçük bir krediyle başlayan süreçlerin büyüyebileceği, ancak bunun için faizlerin yükseltilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmeler dikkat çekmiştir.

 

Bu tür temaslar, küresel finans çevrelerinin savaş dönemlerinde dahi ne kadar etkin olduğunu ortaya koymaktadır. Aynı zamanda ABD-İsrail ilişkilerinin ekonomik boyutunu da gözler önüne sermektedir.

 


 

Pandora Kutusu ve İran

 

Pandora’nın kutusu İran açısından da geçerlidir. İran, bu kutuyu açanlara karşılık olarak aynı şekilde karşılık veriyor gibidir. Bu nedenle bu savaşın gerçekten büyük bir savaş olduğunu söylemek yanlış değildir.

 

Armageddon savaşı, bu kirli ortamın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Dünyayı sarsacak sonuçlarıyla bu savaş, ne kadar büyürse büyüsün, insan katletmek üzerinden ilerleyen ahlaksız bir savaştır.

 


 

Protestolar ve Halk Tepkisi

 

Amerika ve İsrail yönetimlerine karşı protestolar düzenlenmektedir. İsrail’de birçok şehirde halk sokağa çıkmış, protestolar yaygınlaşmıştır. ABD’de ise 50 eyalette, 3.100 noktada milyonlarca insan eş zamanlı protestolar gerçekleştirmiştir.

 

Bu protestolar, Vietnam Savaşı dönemini hatırlatacak ölçüde büyüktür. Trump yönetimine yönelik tepkiler artmakta, siyasi sistem içinde ciddi sarsıntılar yaşanmaktadır.

 

Ünlü sanatçı Robert De Niro da yaptığı açıklamada Trump için “Gördüğüm en tehlikeli başkan” ifadesini kullanmıştır. Almanya’da da bazı siyasi çevreler Amerikan askerlerinin ülkeden çekilmesi gerektiğini dile getirmiştir.

 

ABD’de üst düzey görev değişiklikleri ve emeklilikler dikkat çekmektedir. Bu durum, sistem içinde çözülmelerin başladığına işaret etmektedir.

 


 

Kara Savaşı Hazırlıkları

 

Trump, kara savaşı için hazırlıklar yapmaktadır. Ancak böyle bir operasyon için yüz binlerce askere ihtiyaç vardır. Şu anda bölgede bulunan asker sayısının bu seviyeden çok uzak olduğu görülmektedir.

 

Kara harekâtının kuzeyden ve bazı adalar üzerinden planlandığı yönünde bilgiler bulunmaktadır. İran’ın Kürt bölgelerinde küçük gruplar hâlinde yürütülen faaliyetler de dikkat çekmektedir.

 

Buna karşılık İran’ın da stratejik bölgelerde karşı hazırlıklar yaptığı bilinmektedir. Özellikle Körfez’deki bazı adalar askeri açıdan büyük önem taşımaktadır.

 

İran ve Müttefikleri

 

Diğer tarafta ise İran ve müttefikleri bulunmaktadır. Irak, Yemen ve Lübnan’dan Hizbullah gibi temel güçlerin yanı sıra, Suriye’de uygun koşullar oluştuğunda harekete geçebilecek insan toplulukları da mevcuttur.

 

Irak’ta Haşdi Şabi resmî bir kurumdur. Bu yapı, özellikle selefi örgütlere karşı verdiği mücadeleyle güç kazanmıştır. DAIŞ olarak ortaya çıkan selefi örgütlere karşı savaşarak ün kazanmıştır. Önderleri, Kasım Süleymani ile birlikte öldürülen Ebu el-Mehdi Mühendis’tir; ölümünden sonra liderliği Fatih el-Fayyad üstlenmiştir.

 

İran yanlısı bu grup, ABD güçlerine karşı saldırılar düzenlemekte, ABD kuvvetleri de buna karşılık vermektedir. Haşdi Şabi’nin Körfez bölgesinde önemli roller üstlenebileceği değerlendirilmektedir. Yaklaşık 250 bin savaşçıya sahip olduğu ve devlet bütçesinden pay aldığı bilinmektedir.

 


 

İran Yanlısı Örgütler ve Stratejik Rol

 

Kataib Hizbullah, İran’a en yakın ve en radikal gruplardan biridir. ABD üslerini hedef alabilecek kapasitede olup İran adına aktif rol oynayabilir. Yaklaşık 50.000 iyi eğitimli savaşçıdan oluşan elit bir yapıya sahiptir.

 

Gelişmiş roket ve İHA kapasitesine sahip olduğu düşünülmektedir. Kritik operasyonlarda ön planda yer alabilir ve hassas hedeflere yönelik saldırılar düzenleyebilir.

 

Bunun yanı sıra Asaib Ehl el-Hak ve Bedir Örgütü gibi yapılar da hem siyasi hem askeri güce sahiptir. Bu örgütlerin savaşın gidişatında etkili olabilecek kapasitede olduğu değerlendirilmektedir.

 


 

Yemen ve Husiler

 

Yemen’de Husiler etkin bir güçtür. 1990’larda kurulan bu yapı, 2014 yılında başkent Sana’yı ele geçirerek ülkenin büyük bölümünü kontrol altına almıştır. Liderliğini Abdulmelik el-Husi yürütmektedir.

 

Husiler, yalnızca yerel bir güç olmaktan çıkmış, bölgesel etki yaratan bir aktör hâline gelmiştir. İsrail’e yönelik füze ve İHA saldırıları gerçekleştirmiş, Kızıldeniz’de ticareti etkileyen operasyonlar düzenlemiştir.

 

Yaklaşık 300.000 savaşçıya sahip olduğu tahmin edilmektedir. Balistik füze, drone ve deniz unsurları açısından ciddi kapasiteye sahiptir. Bu durum, küresel ticaret yolları üzerinde önemli bir tehdit oluşturmaktadır.

 


 

Husiler ve Bab el-Mendep

 

Husiler için en önemli stratejik noktalardan biri Bab el-Mendep Boğazı’dır. Bu bölge üzerinden geçen ticaret yolları, dünya ekonomisi açısından büyük önem taşımaktadır.

 

Bu geçişin engellenmesi durumunda küresel ticaret ciddi şekilde etkilenir. Petrol taşımacılığının önemli bir kısmı bu hat üzerinden yapılmaktadır. Bu nedenle bu bölgenin kapanması, dünya ekonomisini derinden sarsabilecek bir gelişmedir.

 


 

Fiber Optik Hatlar Vurulursa

 

Deniz altından geçen fiber optik hatlar, küresel iletişim altyapısının temelini oluşturmaktadır. Bu hatların zarar görmesi durumunda internet, finans ve iletişim sistemleri ciddi şekilde etkilenir.

 

Uluslararası para transferleri, borsa işlemleri ve veri akışları kesintiye uğrayabilir. Bu durum, modern dünyanın işleyişini doğrudan etkileyebilecek sonuçlar doğurur.

 

Bu tür bir müdahale, savaşın boyutunu küresel bir krize dönüştürebilir. Bu da Pandora’nın kutusunun tamamen açılması anlamına gelir.

 


 

Lübnan’da Hizbullah’ın Rolü

 

Lübnan’da Hizbullah, İsrail’e karşı önemli bir denge unsuru oluşturmaktadır. 1982’de ortaya çıkan bu yapı, hem siyasi hem askeri bir güç olarak varlığını sürdürmektedir.

 

Yaklaşık 100.000 savaşçıya sahip olduğu ve geniş bir silah kapasitesine ulaştığı değerlendirilmektedir. İran ile güçlü bağlara sahiptir.

 

Hizbullah, İsrail’i kuzeyde meşgul ederek diğer cephelerdeki yükü hafifletebilir. Bu nedenle savaşın genel dengesi açısından önemli bir aktördür.

 


 

Suriye ve Şii Katılımı

 

Suriye’de de önemli sayıda Şii nüfus bulunmaktadır. Uygun koşullar oluştuğunda bu grupların da savaşa katılabileceği değerlendirilmektedir.

 


 

Şii ve Sünni Arasındaki Farklar

 

Şii ve Sünni topluluklar arasında savaş anlayışı açısından farklılıklar bulunmaktadır. Şiilerde vatan savunması ve fedakârlık ön plandayken, Sünni yaklaşımda ümmet kavramı daha belirleyici olabilir.

 

Bu farklılıklar, savaş sırasında daha belirgin hâle gelmektedir.

 


 

Savaşın Genel Değerlendirmesi

 

Kara savaşı, son derece ağır sonuçlar doğurabilecek bir adımdır. ABD’nin bu yönde hazırlık yaptığı görülmektedir. Ancak böyle bir savaşın maliyeti çok yüksek olacaktır.

 

İran’ın geniş insan gücü ve bölgesel destekleri, savaşın seyrini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle savaşın uzaması, daha fazla yıkım ve can kaybı anlamına gelmektedir.

 


 

Savaşın Ahlaksızlığı ve Barışın Önemi

 

Savaş, en yıkıcı ve en acımasız hâliyle insanlığı hedef almaktadır. Taraflar, çıkarları uğruna büyük yıkımlara neden olmaktadır.

 

Bu nedenle barışı savunmak, insan olmanın en temel gereğidir. Savaşın ne kadar erken sona erdirilirse, insanlık için o kadar büyük bir kazanım olacaktır.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: 1. Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Atak Dergisi Notu: 2. Bu yazının özeti, 04 Nisan 2026 tarihli Yeni Özgür Politika gazetesinde yayımlanmıştır.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!