Anti-Emperyalizm Sosyalizm Değildir (Haydar Avşar)
Venezuela Deneyimi, Bolivarcı Devlet ve Solun İdeolojik Çözülmesi
Özet
Venezuela deneyimi, 21. yüzyılda solun karşı karşıya olduğu temel teorik ve siyasal krizi berrak biçimde açığa çıkarmaktadır: Anti-emperyalist söylem ile sosyalist dönüşüm arasındaki kopuş. Devasa petrol rezervlerine sahip bir ülkede, “sosyalizm” iddiasıyla yönetilen bir siyasal sürecin, kapitalist üretim ilişkilerini koruyarak derin bir toplumsal yıkıma sürüklenmesi; bu yıkımın ise sol içinde geniş bir meşrulaştırma zemini bulması, sorunun yalnızca Venezuela’ya özgü olmadığını göstermektedir. Bu makale, Bolivarcı sürecin ekonomik mantığını, devlet-ordu-rant ilişkisini, krizin siyasal yönetimini ve Venezuela Komünist Partisi’nin (PCV) bölünmesini tek bir yapısal çerçevede ele alarak şu tezi savunmaktadır: Üretim ilişkilerini dönüştürmeyen, sınıf iktidarını hedeflemeyen ve devleti rant dağıtım aygıtı olarak yeniden örgütleyen hiçbir siyasal proje, anti-emperyalist söylemi ne kadar güçlü olursa olsun sosyalist değildir.
I. Giriş
Venezuela krizi, sıklıkla dış müdahale, yaptırımlar ve emperyalist kuşatma başlıkları altında ele alınmaktadır. Bu unsurlar gerçek olmakla birlikte, krizin bütününü açıklamakta yetersizdir. Çünkü Venezuela’da yaşanan çöküş, yalnızca dışsal baskıların değil; içeride kurulan siyasal-ekonomik düzenin mantıksal sonucudur. Daha açık bir ifadeyle, sorun “ABD’nin ne yaptığı”ndan ziyade, Venezuela’da “ne yapılmadığı”dır.
Bolivarcı süreç, başlangıcından itibaren kapitalist üretim ilişkilerini tasfiye etmeyi değil; petrol rantını yeniden dağıtarak toplumsal meşruiyet üretmeyi hedeflemiştir. Bu tercih, kısa vadede yoksulluğu hafifletmiş; uzun vadede ise üretimsizleşmiş, ithalata bağımlı, devlet merkezli bir rant ekonomisini kurumsallaştırmıştır. Kriz patlak verdiğinde, bu yapı kendisini ne ekonomik olarak savunabilmiş ne de toplumsal bir seferberlik yaratabilmiştir.
Bugün Venezuela’da yaşanan, yalnızca bir ekonomik çöküş değil; bir sol siyaset krizidir. Bu kriz, en açık biçimde Venezuela Komünist Partisi’nin bölünmesinde ve uluslararası solun Maduro yönetimi karşısındaki reflekslerinde görünür hâle gelmiştir.
II. Teorik Çerçeve: Anti-Emperyalizm ile Sosyalizmin Ayrımı
Marksist gelenekte anti-emperyalizm, sosyalizmin yerine ikame edilebilecek bağımsız bir program değildir. Emperyalizme karşı olmak, hangi sınıf adına ve hangi üretim ilişkileri temelinde karşı olunduğuyla anlam kazanır. Ulusal egemenliği savunan fakat içerde kapitalist sınıf ilişkilerini yeniden üreten projeler, tarihsel olarak ilerici değil, çoğu zaman restoratif olmuştur.
Sosyalizm, devlet mülkiyeti ya da sosyal harcamalarla değil; üretim araçları üzerindeki sınıf egemenliğinin kırılmasıyla tanımlanır. Devletin, burjuva sınıfın doğrudan temsilcisi olmaktan çıkıp bürokratik-askerî bir rant dağıtım mekanizmasına dönüşmesi ise bu egemenliği ortadan kaldırmaz; yalnızca biçim değiştirir.
Bu nedenle şu ayrım hayati önemdedir:
Anti-emperyalizm bir dış politika pozisyonu olabilir; sosyalizm ise içsel bir sınıf dönüşümüdür. Bu ikisi çakışmadığında, ortaya çıkan şey “ilerici devletçilik” ya da “ulusalcı sol”dur; sosyalizm değil.
III. Bolivarcı Sürecin Ekonomik Mantığı
Bolivarcı projenin temel ekonomik dayanağı, petrol gelirlerine yaslanan bir rant rejimidir. Bu rejimde:
Üretim ilişkileri büyük ölçüde korunmuş,
Sanayi ve tarım yapısal olarak dönüştürülmemiş,
İşçi sınıfı iktidar öznesi hâline getirilmemiştir.
Devlet, üretimi toplumsallaştıran bir araç olmaktan çok, petrol gelirlerini dağıtan merkezi bir aktöre dönüşmüştür. Bu durum, siyasetin sınıf temelli değil; devletle kurulan ilişki üzerinden şekillenmesine yol açmıştır. Sendikalar, kooperatifler ve komünler, iktidarın özerk dayanakları değil; ona bağlı ara mekanizmalar hâline gelmiştir.
Rant daraldığında ise sistemin gerçek karakteri açığa çıkmıştır: Ücretler çökmüş, kamu hizmetleri tasfiye edilmiş, dolarizasyon fiilî bir gerçeklik hâline gelmiş ve emek gücü değersizleşmiştir. Bu noktada “sosyalist devlet”, işçi sınıfını koruyan değil; krizin faturasını ona ödeten bir aygıt olarak işlemiştir.
IV. Kriz, Sessizlik ve Devletin Çözülmesi
Venezuela’da krizin en çarpıcı yönlerinden biri, derin yoksullaşmaya ve açık egemenlik ihlallerine rağmen kitlesel bir siyasal seferberliğin ortaya çıkmamasıdır. Bu sessizlik, çoğu zaman baskı ya da korkuyla açıklanmaktadır. Oysa asıl neden daha yapısaldır: Bolivarcı devlet, halkı siyasal özne olmaktan çıkararak rantın pasif alıcısı hâline getirmiştir.
Devlet ile ordu arasındaki ilişki, bu bağlamda belirleyicidir. Ordu, yalnızca bir güvenlik aygıtı değil; petrol, ithalat, lojistik ve kamu işletmeleri üzerinden doğrudan ekonomik çıkarların parçası hâline gelmiştir. Bu yapı, devleti savunmakla çıkarlarını korumayı özdeşleştirmiş; fakat halk adına siyasal bir direniş üretmemiştir.
Dolayısıyla kriz anlarında ortaya çıkan şey, devrimci bir seferberlik değil; kontrollü bir çözülmedir. Devlet ayakta kalmış, fakat toplumsal enerji sönümlenmiştir. Anti-emperyalist söylem korunmuş; sosyalist içerik boşalmıştır.
V. PCV Bölünmesi: Yapısal Bir İdeolojik Sonuç
Venezuela Komünist Partisi’nin bölünmesi, kişisel ya da taktiksel bir ayrışma değil; Bolivarcı sürecin nesnel sınırlarının sol içindeki yansımasıdır. Bir kanat, devleti “emperyalizme karşı mevzi” olarak savunmayı öncelik hâline getirirken; diğer kanat, bu devletin artık işçi sınıfı adına hareket etmediğini tespit etmiştir.
Bu bölünme, şu soruyu çıplak hâliyle ortaya koymuştur:
Sosyalistler, anti-emperyalist olduğunu iddia eden fakat emekçi sınıfları yoksullaştıran bir iktidarı savunmak zorunda mıdır?
PCV’de yaşanan kopuş, bu soruya verilen iki zıt cevaptır. Ve bu kopuş, yalnızca Venezuela’ya değil; küresel solun içine düştüğü ideolojik bulanıklığa ayna tutmaktadır.
VI. Sonuç: Anti-Emperyalizm Sosyalizm Değildir
Bu makalenin temel tezi açıktır:
Üretim ilişkilerini dönüştürmeyen bir proje sosyalist değildir.
Devleti kutsayan bir siyaset, sınıfı silikleştirir.
Rant dağıtımı, iktidar yaratır; özgürleşme yaratmaz.
Anti-emperyalizm, sınıf perspektifi olmadan muhafazakârlaşır.
Sol, iktidarı değil; emekçi sınıfların özneselliğini savunduğu ölçüde sol kalır.
Venezuela deneyimi, sosyalizmin bayrak, söylem ve düşman seçimiyle değil; sınıf ilişkileriyle ölçüldüğünü bir kez daha göstermiştir. Bu deneyimden çıkarılacak ders, bir ülkeyi savunmak değil; sosyalizmi kurtarmaktır.
______________________________________________________________________________
Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.
Yorumlar (0)
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!
