Atak Menü

ABD-İran Savaşının Bölgesel Yayılımı ve Değişen Dengeler -I- (Mehmet Güzel)

ABD-İran Savaşının Bölgesel Yayılımı ve Değişen Dengel…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
02 Ekim 2026, 19:15 | Yazar: Mehmet Güzel | Kategori: Dünya
ABD-İran Savaşının Bölgesel Yayılımı ve Değişen Dengeler -I- (Mehmet Güzel)

 

I. Bölüm — Savaşın Bölgesel Arka Planı ve İran’a Yönelik Saldırılar 

 

"ABD ile Çin-Rusya ekseni arasındaki küresel rekabet, Ortadoğu'daki savaşların arka planını belirleyen temel dinamiklerden biridir. İran'a yönelik 2025 ve 2026 saldırıları ise bu rekabetin bölgesel yansımasını oluşturdu. Washington ve Tel Aviv'in hesaplarına rağmen İran'ın direnmesi, savaşın kısa sürede sonuçlanmasını engelledi. Savaşların ardından askerî dengeler, ABD'nin bölgedeki konumu ve çatışmanın geleceği yeniden tartışmaya açıldı."

 

Savaşın Arkasındaki Ana Etmen Nedir? 

 

Günümüzde yaşanan bütün bölgesel savaşların ve çatışmaların arkasında ABD liderliğindeki emperyalist devletler ile Çin-Rusya liderliğindeki kampın rekabeti vardır. 

 

Çin, gerçekleştirdiği ekonomik atılımla ve izlediği ekonomi politikasıyla ülke içerisinde büyük bir üretim ve zenginlik birikimine kavuşmuştur. İhracat ve uluslararası ilişki politikasıyla da dünyada büyük bir pazar ve nüfuz alanına ulaşmıştır. Mevcut koşullarda dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası 32,3 trilyon dolardır. Onun hemen arkasından gelen Çin’in GSYİH’si ise 20,8 trilyon dolardır. ABD’nin büyüme oranı %2,1, Çin’in büyüme oranı ise %5’tir. Yani Çin tavşan hızında koşuyor, ABD ise aksayarak ilerliyor. 

 

Çin ile ABD arasındaki rekabeti ABD aleyhine etkileyen başka bir etken ise her iki devletin sırtlanmış olduğu askerî harcama yüküdür. ABD’nin yıllık küresel askerî harcamaları yaklaşık olarak 1 trilyon dolardır. Çin’in ise yıllık askerî harcamaları 200 milyar dolardır. Yani ABD’nin askerî harcamaları Çin’in 5 katı daha fazladır. Bu ne demek? ABD, sırtına Çin’in taşıdığından beş kat daha ağır bir yükü sırtlanarak yarışmaya çalışıyor. Dolayısıyla her iki ülkenin büyüme hızını göz önünde bulundurduğumuzda Çin, ABD’den 2,1 daha hızlı bir tempoyla koşabiliyor. 

 

Pandeminin yaşandığı yıllarda iki ülke arasındaki fark Çin lehine daha fazlaydı. Bu nedenle uluslararası ekonomi uzmanları, Çin’in ABD’yi 2028-2029’da yakalayıp geçeceğini öngörüyorlardı. Günümüz koşullarında, her iki ülkenin ekonomik verilerindeki bazı değişiklikler nedeniyle bu öngörü değişmiş durumda ve Çin’in ABD’yi 2035-2040 yıllarında yakalayıp geçebileceği tahminleri yapılmaktadır. 

 

Kısaca belirtmek gerekirse, her hâlükârda Çin’in soluğu ABD’nin ensesindedir. Birçok alanda ise, örneğin satın alma gücü, yeşil enerji ve elektrikli araçlar konusunda Çin, 2016-2017’den bu yana ABD’yi geçmiş durumdadır. Yapay zekânın kullanımı, robotik üretim ve hizmetler, karanlık fabrikalar (tamamen insansız üretim ve dağıtım) ve insansız lojistik alanlarında da Çin, dünya lideri olma konusunda çok iddialıdır. 

 

Tali Etken: İsrail’in Yayılmacılığı ve ABD’nin Hegemonyası 

 

ABD ve İsrail, kendi hegemonyaları altında olmayan ve bunun önünde engel oluşturan bütün yönetimleri yıkmayı hedeflemiş durumdadır. Irak, Libya ve Suriye’nin yıkılması bu kapsamda gerçekleşmiştir. Suriye’nin yıkılmasından sonra sıranın İran’a geleceğini artık oyun çağındaki çocuklar bile biliyordu. Beklenen şey çok fazla geçmeden oldu. 

 

ABD ile İsrail, 13 Haziran 2025’te İran’a karşı sürpriz ve şiddetli saldırılar yaparak savaşı başlattı. Oysa ABD, İran’la nükleer araştırmalar konusunda masada müzakerelere devam ediyordu güya. Ama ABD, müzakerelerin sonuçlanmasını beklemeden böyle bir saldırıyı İsrail’le beraber yaparak cehennemin kapılarını açtı. İran ise bu saldırılara, İsrail’e ve ABD üslerine isabetli füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi. 

 

“12 Gün Savaşı” ve Sonuçları 

 

ABD ve İsrail, sürpriz ve çok şiddetli saldırılar yaparak İran’ı hazırlıksız yakalayacaklarını ve çok kısa sürede felç edip yıkabileceklerini hesaplamışlardı. Muktedir olmanın kibir ve küstahlığının zirvesini yaşıyorlardı. Ama her iki haydut devlet, tarihlerinin en önemli direnişi ve karşı saldırılarıyla karşılaştı. 

 

İran, balistik füze ve SİHA-İHA’larla ABD ve İsrail’in o “efsanevi”, “aşılamaz” denilen savunma sistemlerini delik deşik ederek hedeflerini isabetli olarak vurabildi; ABD’nin Körfez ülkelerindeki askerî üslerini hedef alabildi. İran, İsrail’e 550’den fazla balistik füze ve 1000’den fazla SİHA fırlattı. Bunun sonucunda İsrail’de 28 kişi öldü, 3400 civarında kişi yaralandı. Askerî hedefler ise yerle bir edildi. ABD de savaşın bu ilk aşamasında önemli kayıplar verdi. Katar’daki El Udeid askerî hava üssünde askerî altyapı tahrip edildi. 

 

“12 Gün Savaşı”nda İran büyük kayıplar verdi; 1190 kişi öldü. Bunların üçte biri (435 kişi) askerî personel, geri kalan üçte ikisi ise sivildi. Askerî ve sivil binalar ve silah sistemleri tahrip edildi. Ama bu durum İran’ın direnme kapasitesini ve yeteneğini etkilemedi. İran, karşı saldırılarla dünyanın hâkimi niteliğindeki bu devasa askerî yapıya çok önemli zararlar verdi. İran’ın kullandığı basit ve ucuz İHA ve füzeleri engellemek için ABD ve İsrail, çok pahalı ve sınırlı stoklara sahip Patriot füzelerini kullanmak zorunda kaldı. Bu füzeler ise kısa sürede tükendi. 

 

Savaşın 12 gün süren bu ilk aşamasında İran’ın beklenmeyen direnişi ve İsrail ile ABD’nin savunma kapasitesinin iflas etmesi nedeniyle ABD ve İsrail ateşkes anlaşması yapmak zorunda kaldı. Böylece “12 Gün Savaşı” olarak bilinen 2025 Haziran savaşı, ABD ve İsrail’in hezimeti ve dolayısıyla İran’ın zaferi ile bir ateşkes anlaşmasıyla sonuçlandı. 

 

2026’daki “40 Gün Savaşı” ve Sonuçları 

 

28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail, 2025’tekine kıyasla çok daha etkin bir şekilde İran’a saldırdı. 

 

“12 Gün Savaşı”nın ardından yapılan ateşkes sonrasında askerî tahkimatlarını yapan, tükenen füze stoklarını yenileyen ve bölgeye devasa askerî varlıklarını yığan ABD ve İsrail, bu sefer ölümcül ve şok saldırılar yaptılar. Bu saldırılarla İran’ın en üst düzey siyasi liderlerini ve askerî komuta kademesini nokta hedeflerle katletti. Dini lider Ali Hamaney de katledilenler arasındaydı. 

 

ABD ve İsrail, bu şok saldırının ardından başlatacağı bir sivil ayaklanma eşliğinde vekil güçlerini (Kürt hareketi, Beluçî güçleri ve El Kaide örgütleri) harekete geçirerek ve doğrudan kendi askerî kara güçleriyle başlatacağı kara harekâtıyla İran yönetimini devirmeyi amaçlamıştı. Senaryo buydu. Bu senaryonun işlemesi hâlinde Türkiye ve Azerbaycan da rollerini oynayacaktı. Ancak İran’ın beklenmedik boyuttaki direnişi bu senaryoyu işlevsiz kıldı, uygulanabilir olmaktan çıkararak saf dışı etti. 

 

İran, bu şok saldırılara karşı aynı oranda bir savunma ve karşı saldırıda bulundu. İran, İsrail’e ve Körfez bölgesindeki ABD üslerini işlevsiz kılacak boyutta karşı saldırılar yaparak ABD ve İsrail’i çaresiz bıraktı. ABD’nin savaş gemilerini ve askerî üslerini isabetli bir şekilde hedef alarak tahrip etti. Saldırılarda kullanılan ABD hava araçlarını düşürdü. Buna ek olarak İran, Hürmüz Boğazı’nı “düşman gemilerinin geçişine kapatarak” küresel boyutta etkisi olan bir önleme başvurdu. 

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!