Atak Logo

Atak Menü

8 MART: TARİHSEL HAFIZA, DEVRİMCİ KADINLAR VE ÖRGÜTLÜ ÖZGÜRLÜK (Şükriye Ercan)

8 MART: TARİHSEL HAFIZA, DEVRİMCİ KADINLAR VE ÖRG…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1x
12 Mart 2026, 12:51 | Yazar: Şükriye Ercan | Kategori: Kadın
8 MART: TARİHSEL HAFIZA, DEVRİMCİ KADINLAR VE ÖRGÜTLÜ ÖZGÜRLÜK  (Şükriye Ercan)

 

Giriş: Bir Anma Günü Değil, Bir Mücadele Günü

 

8 Mart bir gün değildir. Bir jest değildir. Bir “nezaket” günü hiç değildir.
8 Mart, kadınların emeğe, sömürüye, savaşa ve erkek egemenliğine karşı örgütlü başkaldırısının tarihsel adıdır.

 

Bugün meydanlarda yükselen “Jin, Jiyan, Azadî” sloganları, 1857’de tekstil fabrikalarında greve çıkan kadın işçilerin çığlığıyla aynı tarihsel kökten beslenir. Aradan geçen yüz yılı aşkın zaman yalnızca mücadele biçimlerini değiştirmiştir; özü değil. Kadınların özgürlük talebi, her dönemeçte yeniden doğmuş, her baskı döneminde daha da örgütlü hale gelmiştir.

 


 

8 Mart’ın Doğuşu: Sanayi Kapitalizmi ve Kadın Emeği

 

8 Mart’ın tarihsel hafızası sanayi kapitalizminin en sert yüzünü gösterdiği döneme uzanır. 1857’de New York’ta tekstil işçisi kadınlar günde 16 saate varan çalışma sürelerine, düşük ücretlere ve insanlık dışı koşullara karşı greve çıktı. Grev bastırıldı; çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti.

 

Bu yangın yalnızca bir fabrika yangını değildi. Kadın emeğinin sistematik biçimde değersizleştirilmesinin sembolüydü.

 

1910 yılında Kopenhag’da toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart emekçi kadınların mücadele günü ilan edildi. Böylece 8 Mart bir yas günü değil, örgütlü direnişin günü haline geldi.

 


 

Kadınlar: Devrimlerin Kurucu Gücü

 

Kadınların tarihi yalnızca mağduriyetin değil, kuruculuğun tarihidir.

 

Paris Komünü’nde barikat kuran kadınlar,
1917’de Rusya’da grevleri başlatan tekstil işçileri,
faşizme karşı direniş ağlarını örgütleyen kadınlar,
sömürgeciliğe karşı ulusal kurtuluş mücadelelerinde yer alanlar…

 

Tarihsel dönüşümlerin hiçbirinde kadınlar arka planda olmadı.

 

Kadın mücadelesi yalnızca “kadın hakları” mücadelesi değildir.
Kadın mücadelesi aynı zamanda sınıf mücadelesidir.

 


 

Kapitalizm, Kadın Emeği ve Görünmez Sömürü

 

Kapitalist sistem kadını iki kez sömürdü:

 

• üretimde ucuz emek olarak

• yeniden üretimde görünmez emek olarak.

 

Neoliberal dönemde bu sömürü daha da derinleşti. Esnek çalışma, güvencesizlik, kayıt dışılık ve bakım emeğinin yeniden kadının omuzlarına yüklenmesi kadınları ekonomik krizlerin en kırılgan kesimi haline getirdi.

 

 

Yoksulluk kadınlaştı.

Şiddet sıradanlaştı.

Eşit işe eşit ücret hâlâ gerçekleşmiş bir gerçeklik değil.

 

Kadın cinayetleri artarken mesele bireysel vakalara indirgenerek politik boyutu görünmez kılınmaya çalışılıyor. Oysa sorun yasa eksikliği değil; sistem ve zihniyet sorunudur.

 


 

Bugünün Yangınları: Kapitalizmin Değişmeyen Yüzü

 

Bugün yaşanan bazı olaylar, 8 Mart’ın doğduğu tarihsel koşullardan aslında ne kadar uzaklaşmadığımızı gösteriyor.

 

İstanbul’da bir tekstil atölyesinde çıkan yangında en az altı kadın işçinin yanarak yaşamını yitirmesi, güvencesiz ve denetimsiz üretim koşullarının ne kadar ölümcül olduğunu bir kez daha gösterdi. Aynı şekilde Dilovası’nda yaşanan sanayi yangınlarında hayatını kaybeden kadın işçiler, üretim alanlarında insan hayatının nasıl maliyet kalemine indirildiğini ortaya koydu.

 

Bir başka örnek ise MESEM sistemi altında çalıştırılan çocuk işçiler. Eğitim adı altında üretim süreçlerine sürülen çocukların iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi, kapitalizmin emeği en kırılgan kesimler üzerinden nasıl sömürdüğünü gösteriyor.

 

  1. yüzyılın sanayi fabrikalarında kadın emeğini ucuzlaştıran düzen ile bugün taşeronlaştırılmış ve denetimsiz üretim alanlarında kadın ve çocuk emeğini değersizleştiren düzen arasında güçlü bir tarihsel süreklilik vardır.

 

Karl Marx’ın “ilksel birikim” olarak adlandırdığı süreçte olduğu gibi, bugün de sermaye birikimi çoğu zaman emeğin en savunmasız kesimleri üzerinden gerçekleşmektedir.

 

Bu nedenle 8 Mart yalnızca geçmişte yaşanan bir trajedinin anısı değildir; bugünün çalışma rejimine karşı yükselen bir itirazdır.

 


 

Savaşlar ve Kadınların Direnişi

 

Bugün dünya yeniden savaş eksenine kaymış durumda. Ortadoğu’da derinleşen krizler ve otoriterleşen rejimler en ağır bedeli yine kadınlara ödetiyor.

 

Savaşları kadınlar başlatmıyor.

Ama göç yollarında çocuklarıyla yürüyenler kadınlar.

Yıkılmış kentlerde yeniden yaşam kurmaya çalışanlar kadınlar.

 

Kadın bedeni çoğu zaman savaşın sembolik alanına dönüştürülür. Militarizm ve erkek egemenliği birbirini besler.

 


 

Rojava ve “Jin, Jiyan, Azadî”

 

Ancak aynı coğrafyada kadınlar yalnızca mağdur değil; direnişin öznesidir.

 

Rojava Devrimi kadın özgürlüğünü siyasal ve toplumsal dönüşümün merkezine yerleştiren tarihsel bir deneyim sundu. Eşbaşkanlık sistemi, kadın meclisleri ve özsavunma yapıları erkek egemen devlet modeline karşı alternatif bir toplumsal örgütlenme pratiği ortaya koydu.

 

İran’da yükselen “Jin, Jiyan, Azadî” sloganı ise kadın bedenine yönelik tahakküme karşı kitlesel bir başkaldırıya dönüştü. Bu slogan artık yalnızca bir bölgenin değil, dünyanın dört bir yanında kadınların özgürlük çağrısıdır.

 


 

Örgütlü Kadın Gücü

 

8 Mart kapsamında dünyanın birçok yerinde kadınların bir araya gelişi bu tarihsel hattın güncel ifadesidir.

 

Devrim ve sosyalizme saygı duruşları,
erbane eşliğinde çekilen halaylar,
mücadele tarihini anlatan sinevizyon gösterimleri…

 

Bunlar yalnızca sembolik anlar değildir; kolektif hafızanın yeniden üretimidir.

 

Barış yukarıdan verilmez.
Demokrasi masa başında yazılmaz.
Özgürlük örgütlü mücadeleyle inşa edilir.

 

Kadınların yan yana gelişi başlı başına politik bir eylemdir.

 


 

Sonuç: 8 Mart Bir Kurucu İradedir

 

8 Mart artık yalnızca tekstil işçisi kadınların anısı değildir.

 

Devrimci kadınların barikatlardaki cesaretidir.
Rojava’da özsavunmadır.
İran’da başkaldırıdır.
Türkiye’de meydanlarda yükselen yaşam talebidir.

 

1857’de yanan kadın işçilerin ateşi hâlâ sönmedi.

 

O ateş bugün sloganlarda, yürüyüşlerde, halaylarda, dayanışma ağlarında ve kolektif hafızada yaşamaya devam ediyor.

 

8 Mart her yıl aynı gerçeği yeniden hatırlatır:

 

Özgürlük verilmez.
 

Özgürlük örgütlenir.

 

Yaşasın 8 Mart direnişimiz.

 

Jin, Jiyan, Azadî.

 

***

Dipnot: 1. Karl Marx, Kapital, Cilt 1 – “İlksel Birikim” bölümü.

 

***

 

Atak Dergisi Notu: Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

Paylaş:

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!