Atak Menü

24 Nisan 1915 Soykırım Kurbanları Anısına (Fatma Pesent)

24 Nisan 1915 Soykırım Kurbanları Anısına (Fatma Pesen…
Hazır
⚠️ Tarayıcınız sesli okumayı desteklemiyor
1.0x
23 Nisan 2026, 00:01 | Yazar: Fatma Pesent | Kategori: Ülke
24 Nisan 1915 Soykırım Kurbanları Anısına (Fatma Pesent)

"Bulut kat kat olmuş ayın önüne

Ayın önüne gülüm önüne

Giyin elbiseni gidek düğüne

İkimiz de bu dünyanın /sonuna gülüm sonuna

Beraber düşelim Tohma Çayına, Murat Suyuna"

 

(Tehcir sırasında yaşananları anlatan bir ağıttan.  Sümeyra Çakır’ın seslendirmesiyle.)

 

***

 

Melas-Melos (Tohma Irmağı) Türk resmi tarihinde Tohma çayı olarak da adlandırılır Tohma çayı Tehcir kafilesi gece karanlığında ıssız yerlerden geçirilerek çayın kenarında durdurulduktan sonra kafiledeki kurbanlar suya atılıp yok edildiler. Osmanlı ve İT Çetesi ile birlikte  Hamidiye Alayı Ordusu cesetleri ve kemikleri olabildiğince gözlerden gizlediler. . Hazırladıkları yok etme planında bunu da gözetmişlerdi.

 

Tohma çayı "Malatya şehir merkezinden dört saat uzaklıkta bulunan bir ovanın içinden geçip Fırat’a kavuşur. Bazıları onu Toros (Davros) olarak da adlandırır. Adını Rumca’da ‘’bal’’ anlamına gelen melas kelimesinden alan Melas’ın iki kolu vardır. Bunlardan biri Darende taraflarında İsbekçor (İspidak çur), Ermenicede Ak Su ) ve Viranşehir’den doğar ve Darende’nin içinden geçerek Akçadağ nahiyesine girer....Sultan Su (Kedağ). Akçadağ’ın Polat ve Fındık köylerinin üst tarafındaki dağlardan doğar ve iki saat aşağıda Meled deresine karışarak ve sürekli kuzeye doğru ilerleyerek Ören, Arğa ve Örüşgü ovalarının önünden geçer, geçerken de altında kalan köylere su dağıtarak bağlar ve bahçeleri suladıktan sonra Melas’la (Tohma çayı) birleşir’’

 

Adı geçen Kaynak: Malatya Ermenileri Coğrafya, Tarih, Etnografya Arşak Alboyacıyan, Ermeniceden Çeviren: Sirvart Malhasyan

 

Sultan Suyu Harası denilen çiftlik adını bu sudan alır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Hamidiye Alaylarının atları bu çiftlikte barındırılır ve Ermeni tehciri ve soykırımının Kürt illerindeki baş destekçisi ve uygulayıcısı bu alaydı. Tehcir kafilesi buradan yönlendirilirdi. Ne yazık ki, bunu çok sonraları öğrenecektim.

 

 

Ermeni , Süryani, Keldani soykırımının 111.yıl dönümünde devlet cephesinde değişen bir şey yok. Bu şaşırtıcı gelmiyor. Hristiyan halklar bir avuç da kalsalar, görünmez de olsalar 1915’te hiçbir şey olmamış gibi davranmak, çok zorlandıklarında ise sözde “karşılıklı çatışmaydı ” açıklamalar yapmak değişmeyen devlet politikasıdır. Osmanlı imparatorluğunun 1850 li yıllarından başlayarak Cumhuriyetle düşük yoğunluklu olarak günümüze kadar devam eden bu inkar ve imha politikasında değişen hiçbir şey yok. Ermeni ve Hristiyan halkları yok ederek onların yarattığı zenginlikler üzerinde kendini var eden bir devlet bu kıyımın unutulması için elinden geleni yaptı ve yapıyor. Bazı burjuva ve liberal çevreler ise soykırım suçuna ülke tarihinde bir kara leke diyorlar. Sanki ülke tarihi hep beyazmış da sadece soykırım suçuyla bir kara leke oluşmuş. O kara lekelerden artan beyazlık kalmış mıdır? Kapkara bir kumaş üzerinde beyazlık aramak ne kadar gerçekçi?

 

 

Bugün gelinen aşamada toplumun tüm kesimlerinin yaşadığı baskı, zulüm ve sömürü geçmişin prangalarını kıramamışlığın sonucudur. Günümüzde, özellikle son 25 yılda Anadolu’nun Türk ve Müslüman halkları 111 yılıyla hesaplaşabilmiş olsaydı, bugün ülke bu durumda olamazdı. 85 milyonun büyük çoğunluğu (küçük bir azınlık dışında) yarı açık hapishaneye dönüştürülmüş, açlık, sefalet ve adaletsizlik koşullarına mahkum edilemezdi.

 

Soykırımla, katliamlarla, pogromlarla yüzleşebilmek insan olmanın gereğidir. Kendi payımıza konuşabildiğimiz ölçüde bağımsız bireyler oluruz. Öbür türlü çoklarla beraber çoğunluğun yanında saf tutan sürü olmaktan çıkamayız.

 

Ben Malatya’nın Akçadağ ilçesine (Arga) bağlı bir köydenim. Kürdüm, ama önce insanım. Ezilen bir halka yaşatılanlara karşı suskun kalmak, duymazdan, görmezden gelmek işlenen suçlara pasif de olsa ortak olmaktır.

 

 

“Başka ulusları ezen ulusun kendisi de özgür olamaz” Olamadı da. Hamidiye Alaylarının katliam ve soykırım suçu bizdendi. Kürt aşiret ağaları ve Kürt halkının -istisnalar dışında-suç ortaklığı. belgelerle sabittir. “Zulüm bizdense ben bizden değilim” sözü çok değerli. Dolayısıyla ben bizden olamam diyemedik.  

 

Akçadağ ilçesi (Ermenice adı Arğa) Ermeni halkına ne oldu? Akçadağ’ın Ermeni halkına neler yaşatıldı.? Yüz yıllardır oranın kadim halkı olan Ermeni topluluğu nereye gitti? Köyler, tarlalar, mülk ve araziler şu an o bölgede ‘’ sahipleri’ olduklarını iddia edenlerin baştan beri kendi malları mıydı? O toprakların ilk sahipleri kimlerdi? Bu mülkler nasıl el değiştirdi?

 

Ben ilkokuldayken müzik ders kitabında bir okul şarkısı vardı.

 

"Orda bir köy var uzakta / O köy bizim köyümüzdür. / Gitmesek de gelmesek de / O köy bizim köyümüzdür/ Orda bir dağ var uzakta/ O dağ bizim dağımızdır / Çıkmasak da inmesek de / O dağ bizim dağımızdır. Orda bir ev var Uzakta/ Gitmesek de ..." Orda bir okul var uzakta …. diye devam ediyor.  

 

Bu şarkı sözlerinin ne anlattığını neden fark etmemiştim, niye düşünememiştim? Kendi köyüne, kendi dağına , kendi evine neden gidemez diye sorgulamamıştım? Bunun bir Ermeni halk şarkısı olduğunu çok sonraları öğrenecektim. Bu şarkı sözlerinin hangi koşullarda ve hangi acıların yaşanmışlığında dillendirildiğini neden anlayamamıştım? Anlamaya çalışmamıştım. Türküler, ağıtlar yaşatılanlar hakkında birçok ip ucu sunuyor. Düşünmeyi sorgulamayı öğrenebilmiş oysaydım, bu ağıtlar, karartılmış tarihin gün ışığına sızdırılmış belgeleri olduğunu anlayacaktım.. Türkülerin, ağıtların, atasözlerinin dili hiçbir yasak tanımadan birçok yaşanmışlıkları günümüze ulaştırmıştı. Sadece türküler bile tek başına kanıt sunuyor ve okullarda bize ezberletilen tarihi yerle bir etmeye yetiyordu.

 

 

Orada uzakta olan o köylere, o dağlara , yaylalara gidemeyen, gelemeyen Ermeniler nereye uçmuşlardı. Görünen ve bize dayatılan yalanların perde arkasını aralayabildiğim; ben bu suça ortak değilim ve olmayacağımın bilincine vardığımda artık çok geç olmuştu. . Atalarımın dedelerimin eğer suç işlemişlerse, ellerinde Ermeni halkının kanı varsa şüphelerimi ve kaygılarımı kemiğe büründüremediğim için üzgünüm. . O acı çığlıkları dindirememek, geride kalanların yaralı ruhlarına merhem olamamak Anadolu’nun Türk ve Müslüman topluluklarının omuzlarında bir tarihsel yük olarak ağırlığını sürdürüyor. Burada zaman aşımı diye bir bahane olamaz.

 

111. yılında binlerce yıllık köklerinden sökülen, kendi anavatanlarından kovulan, sürülen bulundukları yerde yok edilen, Tohma Çayı ve Murat Suyuna atılarak boğdurulan, mermi harcamak pahalı oluyor diye baltalarla, taşlarla öldürülenlerin çığlıkları 111 yıl öncesinde kalmadı ve unutulmadı.

 

Diğer yandan günümüzde de soykırımlar, katliamlar, kıyımlar, zorla göçertmeler başka coğrafyalarda halklara vahşice yaşatılıyor. Afganistandan başlayarak  Irak, Libya’da, şimdilerde Suriye’de Alevi ve Hristiyan halkları, Batı Şeria ve Gazze’de Filistin halkı, Yemen’de, Lübnan’da her gün her saat öldürülüyorlar. Öldürülmeyenler açlık ve sefalete mahkum ediliyorlar.ABD-emperyalizmi ve soykırımcı Siyonist İsrail’in suratlarında patlayan ölüme meydan okuyan direnişçi duruşuyla İran halkına ve bir bütün olarak en az 30 yıldır dünya halklarına yaşatılanlar 1915 Soykırımı ve tehcirinden daha az ve daha hafif değil. Acılar ve soykırımlarda her koşulda ve her yerde saldırganların karşısında ve masumların yanında olmak bir erdem değil, insanlığın gereğidir. Acıları yarıştıran, “bizim acımız daha büyük, en büyük zulmü biz yaşadık” diyerek kendi tarihlerine hapsolanlar, başka halkların acılarına kör sağır ve dilsiz olanlar ne yazık ki, günümüzde azımsanmayacak kadar çoklar. Bu bakış açısı halkları bölüp parçalamakla kalmıyor, kalmadı. Dünya patronu ve jandarması saldırgan emperyalist devletlerin daha da cesaretlenmesine hizmet etti ve ediyor. Acıların, gözyaşlarının, ağıtların dili dini ırkı yoktur. Dünyada  bütün ezilen halkların ağıtları kardeştir. 

 

***

 

Atak Dergisi Notu:  Makalelerde ifade edilen görüşler yazarını bağlar, Atak Dergisi’nin görüşlerini yansıtabileceği gibi yansıtmayabilir de.

 

Yorumlar (0)

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!